• Sabır taşı sonunda çatladı, şanlı tarih ağladı
Önceleri İdmanocağı, sonradan Trabzonspor olan kulüp binasıyla, Tanjant’ın yıktığı evimizin arası 30-40 metreydi.
Dolayısıyla yürümeye başladığımızdan beri oradan çıkmazdık. Önceleri kenarından maç seyrederdik, sonradan biz de oynamaya başladık.
Hava kararıp da rahmetli babamız kızılcık sopasıyla peşimize gelene kadar da ayrılmazdık...
Nitekim yandaki  iki tarihi resimde de varız.

***
Kuruluş günlerine tanıklık ettiğimiz..
İsim ve renk kavgalarına şahit olduğumuz..
Formasının Bordo-Mavi olduğunu Öğretmen Okulu’nun bahçesinde top oynarken öğrendiğimiz..
Yenilgilerinde üzülüp, maç kazandığında çılgınca sevindiğimiz..
Şampiyonluklarında mutluluktan çıldırdığımız günlerden geçe  geçe, 49 yıllık bir beraberliği geride bıraktık Trabzonspor’la..



***
Ali Osman Ulusoy, Rıfat Dedeoğlu, Şamil Ekinci, başkanların kulübe geldikleri ilk gün de oradaydık..
Mehmet Ali Yılmaz’ın gelişini haber vermemiz için  büyüklerimiz sıkı sıkı tembihlemişti  bizi..
Sadi Tekelioğlu ve tayfasi bibil ağaçlı bahçenin duvarında, bense kapıdaydım..
Bizlerin “Geliyor, geliyoor” bağrışları arasında havalı bir jeeple  geldi başkan..
50’li yaşlardaki şöför inip  Jeep’in kapısını açtı..
Emekli albaymış, öyle dediler.
Havalı havalı yürüyerek kulübe doğru ilerleyişini hayranlıkla izlerken tam arakasındaydık..
İçeri girdi, sağ taraftaki küçük odanın kapısından içeri baktı, Özkan Abi (Sümer) masada renkli kalemlerle  idman programı hazırlıyordu..
 ‘Nasılsınız hocam’ dedi, ‘Sağolun başkan teşekkürler, hoş geldiniz’ diye karşılık verdi  Özkan Abi
Yarım metre arkasındaydık..

***
İlk antrenörümüz Kıbrıslı rahmetli Halil Özyazıcı, Mustafa Ertan, Kamuran Soykıray, Şükrü Ersoy’lar da aynı.
Ahmet Suat Özyazı, Özkan Sümer, Atay Aktuğ, Faruk Özak ağabeylerimizi söylemeye gerek yok zaten.
Çünkü onlar bizden biriydi.
Kulübün  bahçesinde ya aynı takımda, ya da rakip olarak  top oynardık sürekli..
Bizi de aralarına aldıkları için dünyalar bizim olurdu..
Okulda arkadaşlarımızın kafasını şişirirdik anlata anlata.
Hava atardık.

***
İlk yabancı futbolcumuz Romen Koska  kulübe ilk ayak bastığında da oradaydık. Hatta yöneticiler  bir taksi çağırıp malzemeci Mehmet Abiye “Koska’yı biraz gezdir” dediklerinde, biz de atladık arabaya çıktık Boztepe’ye..
Boztepe Gazinosu’nun  şehre bakan yamacındaki tahta masada  semaverle gelen çayı yudumlarken, Koska’nın stoper değil orta saha oyuncusu olduğunu ilk biz öğrendik..



***
Ali Kemal’ler, Necmi’ler, Cemil’ler, Şenol’lar ve niceleri transfer görüşmesinde bulunmak üzere kulübe ilk geldiklerinde de oradaydık.
Kadir Özcan ilk zamanlar oynamadığı için sinirlenip “O zaman bırakın beni gideyim” dediğinde de oradaydık..

***
Takım 2.ligdeyken, Sebahattin Kundupoğlu büyüğümüz deplasmanda oynanan maçları telefonla öğrenip 10-15 dakikada bir sonucu bahçede biriken kalabalığa söylerken de oradaydık.
Ve hatta Trabzonspor, Balıkesir’de mağlup olarak  zaten çok azalan şampiyonluk umudunu tamamen yitirdiğinde,  yönetim kurulu odasındaki pencerenin tüm camlarını kırıp aşağı indirenlerden biriydik..

***
Trabzonspor deplasmanda Orduspor’la 0-0 berabere kalıp ilk şampiyonluğunu garantilediğinde de  4 Eylül Stadı’nın maraton tribünündeydik.
Ankara 19 Mayıs Stadı’nda 1-0 kazandığımız Ankaragücü maçının son dakikalarında Erman Toroğlu, kornerden gelen bir topta  Şenol Güneş’i hastanelik edip de kaleye Ali Yavuz’un geçtiği maçta, önce tribünde, sonra da Hacettepe Hastanesinin koridorunda Şenol Güneş’in yattığı odanın kapısındaydık..

***
Ve tabi Muharrem Usta ile Celil Hekimoğlu’nun yarıştığı kongrenin salonunda, ve Kızılcabölük maçını izlemek için de TV’nin başındaydık..

***
Yüzde birini yazdığım halde bu kadar uzun kaçan bir girişten sonra diyeceğim şudur ki..
50 yıla yakındır bu kadar iç içe olduğum Trabzonspor’un, bu kadar umutsuz, çaresiz, bıkkın, yılgın bir halini hiç görmedim..
Gören de olmamıştır.
Çok kötü giden sezonlar, küme mücadelesi verdiğimiz yıllar.
Maddi sıkıntılar..
Oyuncu yetersizlikleri elbette oldu da..
Bu kadar çaresiz bir Trabzonspor hiç görülmedi.

***
Bıraktık başkanını, yönetimini, teknik direktörünü..
Sahadaki futbolcularımız hiçbir zaman böylesine kaderlerine razı bir teslimiyet içinde olmadı..
Adama asıl koyan da burası zaten..
Bu durum Trabzonspor’un ismine de, tarihine de ihanettir.
Çünkü Trabzonspor her şey olur, asla kurbanlık koyun olmaz!

***
O Trabzonspor ki ezilmişliğe, haksızlığa, statükoya isyandır..
O Trabzonspor ki, ezilenlerin gür sesi,
sahaların pes etmeyen efesidir..
Ve o Trabzonspor ki, 12-13 yaşındaki çocukların bile uğrunda intihar ettiği  kutsal bir varlıktır..

***
Ki bizler Trabzonspor’u herkesi yendiği için değil..
Asla pes etmeyen yiğitliği için severiz...
Lakin bu takımda bundan eser yok..

***
Bu yüzden yöneten, oynatan, oynayan  herkes, ama herkes, tarihi bir vebal altındadır.
Ya biran önce bu takımı ve  milleti  bu ıstıraptan kurtarın..
Ya da yol yakınken düşün Trabzonspor’un yakasından..
Çünkü sabır taşı çoktan çatladı..
50 yıllık tarih ağladı..