Kaleme aldığı sarsıcı, tavizsiz ve memleket sevdasıyla yoğrulmuş yazılarıyla Trabzon’un ve Karadeniz’in gür sesi olan, hakikati eğip bükmeden haykıran kıymetli dostum, Trabzon’un yaşayan Alpereni Orhan Kılıçoğlu’nun, Ali Ulusal hocamız ile ilgili yazdığı muazzam “ahde vefa” yazısını büyük bir duygu yoğunluğu ve takdirle okudum.

Bu vesileyle, Trabzon’un yiğit evladı, milliyetperver kalemşör Orhan Kılıçoğlu’nun duruşunu, cesaretini ve entelektüel derinliğini teslim etmek; hem kendisine bir teşekkür hem de tarihe bir not düşmek adına bu makaleyi yazmayı görev kabul ediyorum.

Trabzon’un Susturulamayan sesi kıymetli dostum Orhan Kılıçoğlu seni nasıl anlatsam ki?

Bazı şehirler vardır, sadece coğrafi sınırlarıyla değil; yetiştirdiği fikir insanları, iman abideleri ve haksızlığa karşı yükselen sesleriyle anılırlar. Trabzon, tarihi boyunca vatan müdafaasının ve milli refleksin en uç kalelerinden biri olmuştur. Ancak koca bir çınar devrildiğinde, arkasında bıraktığı boşluk bazen koca bir şehri kimsesizliğe mahkûm edebilir. Tıpkı 15 Haziran 2013’te Hakk’a uğurladığımız Türkçü-Turan davasının mümtaz şahsiyeti, ülkücü hareketin ortak kimliği Ali Ulusal Hocamızın gidişiyle Trabzon’un öksüz ve yetim kalışı gibi...

Bugün, Ali Ulusal Hocamızın vefatının yıl dönümünde, onun yokluğunda meydanı boş bulanların çevirdiği kirli dolapları, toplum mühendisliği harikası dizilerle bölge insanının milli direncinin nasıl törpülendiğini, tarihi mirasımızın (Ortahisar Camii örneğinde olduğu gibi) nasıl hoyratça örselendiğini bu denli yüksek perdeden, cesaretle haykırabilen tek bir isim var: Orhan Kılıçoğlu.

Trabzon’un Beşikdüzü ilçesinde, hayatın ve şehrin tam kalbinde yaşayan bir münevverdir. Onu diğer yazar ve çizerlerden ayıran en büyük vasfı; köşesinde konforlu cümleler kurmak yerine, şehrinin ve ülkesinin dertleriyle bizzat dertlenmesi, tehlikeyi kapıya gelmeden sezip feryat edebilmesidir.

Kılıçoğlu’nun bu son makalesi ve geçmişteki yazıları incelendiğinde, onun sadece bir "gözlemci" değil, aynı zamanda milli hafızayı diri tutmaya çalışan bir "fikir muhafızı" olduğu açıkça görülür.

"Sen Anlat Karadeniz" veya "Taşacak Bu Deniz" gibi yapımlarla Karadeniz insanının zihinsel bir operasyona tabi tutulduğunu, bölge halkının şahsiyetinin nasıl zedelendiğini ondan başka bu netlikte ortaya koyan olmamıştır. Kültür yolu festivallerinin isim oyunlarından, Sümela ve Ayasofya üzerinden yürütülen sinsiliklere kadar her konuda adeta tek başına bir barikat kurmuştur.

Siyasetçilerin koltuk, STK’ların menfaat, medyanın ise reyting ve fon peşinde koştuğu bir dönemde; milletvekillerinden belediye başkanlarına kadar herkesi avucunun içine alıp "cılız bir çamur kalıntısı" tasviriyle eleştirebilmek, ancak Orhan Kılıçoğlu gibi arkasında hiçbir dünyalık menfaat barındırmayan, sadece milletine hesap veren bir inanmışlığın harcıdır.

Ali Ulusal Hoca'yı yetiştiren muallim babası Temel Kılıçoğlu’nun mirasına sadık kalarak, hem geçmişine, hem babasının hatırasına, hem de bu toprakların hakiki evlatlarına gösterdiği vefa, onun asil karakterinin en somut göstergesidir.

Hakikatlerin, eğilmez bükülmez kalemşörü

Orhan Kılıçoğlu’nun yazıları, okuyanın damarlarındaki milli kanı harekete geçiren, uyuyan zihinleri sarsıp uyandıran birer manifesto niteliğindedir. O, Trabzon’un üzerinde oynanan karanlık senaryoları deşifre ederken ne kınayanların kınamasından korkmakta ne de politik dengelerin arkasına gizlenmektedir. Yazılarındaki o samimi öfke, musalla taşındaki yakınına ağlayan bir insanın çaresizliği değil; Fatih’in fethettiği, Yavuz’un yönettiği, Mustafa Kemal’in övgüsüne mazhar olmuş bir şehrin teslim alınamaz ruhunun isyanıdır.

Eğer bugün Trabzon’da milli refleks tamamen ölmediyse, sinsice yürütülen kültürel ve zihinsel erozyona karşı hala direnen bir damar varsa, bu Orhan Kılıçoğlu gibi kalemini vatanın, bayrağın ve mukaddesatın emrine veren yiğit aydınlar sayesindedir. Onun bu cesur çıkışları, sadece Karadeniz’de değil, tüm Türkiye’de vatansever yüreklerde derin yankılar ve büyük bir heyecan uyandırmaktadır.

Kıymetli makalelerini ve fikir dünyasının nadide ürünlerini bizlerle paylaşma nezaketinde bulunan, kalemiyle karanlığa mum yakan, sessiz yığınların sesi olan aziz dostum Orhan Kılıçoğlu’nu yürekten kutluyorum.

İyi ki varsın Orhan Kılıçoğlu... Sen yazmaya devam ettikçe, Trabzon asla tamamen kimsesiz kalmayacak; Ali Ulusal Hocamızın ruhu şad, senin de kalemin daim ve keskin olacaktır. Bu millet, toprağına ve ruhuna sahip çıkan bu cesur kalemleri asla unutmayacaktır.

Trabzon’umuzun manevi fâtihi ve ilk Alpereni “Ahi Evran” ile, yaşayan son Alpereni Orhan Kılıçoğlu’na selam olsun.