Bırakın Trabzonsporlu olmayı bir kenara..
Şu kulübün, bu kulübün taraftarı olmayı da unutun!..
Dünyanın hangi ülkesi olursa olsun, gidip o ülkenin gerek bir spor adamına, gerek Federasyon yetkililerine, gerekse de sokaktaki vatandaşına Türkiye'de yaşanan şu şike olayını ve UEFA'dan,yargıya kadar süren bütün sonuçlarını anlatın sonrada deyin ki..;
Ama benim ülkemdeki Türkiye Futbol Federasyonu hala 'Şike yapılmamıştır' diyor.
Adama gülerler...
'Orası muz Cumhuriyeti’mi' diye sorarlar kardeşim sorarlar..
Aylardır süren dinlemelerde ve takipte suç delilleri ele geçirilmiş..
Polis operasyon yapmış!..
Sonra insanlar 'Şike, teşvik ve örgüt suçlaması' ile gözaltına alınmış..
Polis ifadeler almış..
Savcılar tek tek sorgulamış.
Sonra tutuklama istemi ile mahkemeye sevk edilmiş..
Mahkeme heyeti 'Evet şike yapılmış' diye tutuklama kararı vermiş..
İddianame hazırlanmış..
Ve kabul edilmiş..
Mahkeme iddianameyi okumuş, savunmalar alınmış sonucunda suçlar sabit görülmüş ve çeşitli cezalar verilmiş!..
Sonrası UEFA şike gerekçesiyle Fenerbahçe'yi şampiyonlar liginden çıkarmış, o sezonu ikinci bitiren Trabzonspor'u şampiyonlar ligine dahil etmiş!.
Daha sonra F.Bahçe UEFA Disiplin Kurulu’na itiraz etmiş..
Karar değişmemiş..
Bu kez CAS' a gitmiş..
Yine sonuç değişmemiş!..
Bu kez de 'Son umut' olarak Türk yargısının nihai karar organı Yargıtay'a gidilmiş..
Sonuç yine değişmemiş..
Yargıtay 'ŞİKE.. TEŞVİK VE ÇIKAR AMAÇLI SUÇ ÖRGÜTÜ' diyerek şikeyi resmen tescil ederek onamış!..
Açıkçası deniz bitmiş!
Hadi F.Bahçe kulübü karara saygı duymamış!..
Peki Türk futbolunu yöneten Futbol Federasyonu’nun 'Bizim için bu dava bitmiştir. Fenerbahçe 2010-2011 şampiyonudur' açıklamasının evrensel hukuk, evrensel adalet açısından hiç bir geçerliliği var mı?
Asla!..
En üst sportif yargı (UEFA-CAS) yargılamış 'ŞİKE' demiş..
En üst ceza organı Yargıtay yargılamış 'ŞİKE' demiş..
Halkın vicdanı artık 'ŞİKE' demiş..
Konu herhangi bir kulüp meselesi değildir..
Konu artık Trabzonspor'un hak arayışının çok ötesine geçmiştir. Konu verilmiş yargı kararları ile adaletin tecelli etmesi konusu haline gelmiştir.
Bu ülkede aklıselim herkes ama herkes..
İster Trabzonsporlu olsun, ister olmasın..
Hangi kulübün taraftarı olursa olsun..
Konu artık kulüplerin, insanların çok üzerinde bir konu olmuştur..
Hukuka saygılı her insan verilen birbiri ile hiç çelişmeyen bütün bu kararların ardından '2010-2011 Şampiyonu Trabzonspor’dur' diyorsa hakkın teslimini yapma bu ülkenin görevidir..
Artık TFF dışında bütün vicdanlar bunu haykırıyor..
Eğer böyle bir tabloda bu ülkede Türkiye Futbol Federasyonu hala kararını yeniden gözden geçirip 'UEFA VE YARGI KARARLARINA SAYGI DUYUYORUZ' diyemiyorsa bu ülkede hak, hukuk ve adaletten bahsetmek mümkün mü?
Eğer burası muz Cumhuriyeti ise eyvallah!..
Öyle olmadığına göre adaletin tecelli etmesinin önünü kesmeye kimsenin gücü yetmez..
Adalet üzerine çok önemli sözler vardır. 'Adaletin olmadığı yerde ahlak da yoktur. Adaletsizliği bir yangından daha çabuk önlemeliyiz. Aksi halde felakete hazır olun.'
İnsanların huzur ve mutluluk içinde yaşabilmesi ve insanların geleceğe umutla bakabilmeleri için, adaletin sağlanması ve herkes için eşit bir biçimde uygulanması olmazsa olmazdır.
Kurumları yönetenler, ülkeyi yönetenler adaletli olmak zorundadır..
Kul haklarına dikkat etmelidir.
Yapılan her bir haksızlığın, çalınan her bir hakkın insana bir şekilde, bir gün mutlaka geri döneceği unutulmamalıdır.
Hep öyle de olmuştur!..
Şike konusu artık yeşil sahaların çok ama çok ötesinde milyonların gözünün üzerinde olduğu yargının verdiği bir karar sonrası adaletin tecelli edip etmeyeceği toplumsal sorun haline gelmiştir!.
Peygamber efendimiz Hz. Muhammed der ki,
'Adaleti çiğneyen devlet adamlarını cezalandırmayan milletler, çökmek zorundadır.'
Başka söze gerek yok!..

FATF!..

SadeceTürkiye'de değil dünyada 'KARA PARA' olayı tartışılır durur..
Kara para aklanıyor, aklanmıyor şudur, budur hep konuşulur!..
İddialar alır başını gider!..
Bakın geçtiğimiz günlerde bu yönde ilginç, ilginç olduğu kadar da tartışılması gereken bir araştırmayı Emre Kongar Hürriyet Gazetesi yazarlarından Tolga Tanış'ın da yazısını referans alarak yazdı.
İlginç tespitler ve bulgular ortaya konuldu.
Gelin Kongar'ı okuyalım.
***
FATF’ın İngilizce açılımı: “Financial Action Task Force on Money Laundering.”
Wikipedia buna “Kara Paranın Aklanmasının Önlenmesine İlişkin Mali Çalışma Grubu” diyor.
Tolga Tanış ise “Finansal Eylem Görev Gücü” olarak çevirmiş.
Tanış’ın çevirisi daha doğru çünkü gerçek isim açısından, “Mali Çalışma Grubu” biraz hafif kalıyor; “Finansal Eylem Görev Gücü” daha doğru bir çeviri.
***
Örgüt, 1989 yılında G-7 ülkeleri (ABD, Japonya, Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya ve Kanada) tarafından OECD içinde kurulmuş.
31 ülke ve 2 bölgesel kuruluş olmak üzere toplam 33 üyesi var; Türkiye, 24 Eylül 1991 tarihinde üye olmuş.
Resmi internet sitesinin adresi http:// www. fatf-gafi.org/.
***
Her yıl yapılan toplantılarda, kara para aklama ve terör finansmanı konularında ilkeler ve bu ilkelere göre ülkelerin durumları gözden geçirilmekte.
Türkiye’nin durumu, 2007 yılında karşılıklı bir değerlendirmeye tabi tutulmuş ve ülkemiz ne yazık ki, 2012 yılında “Kara para aklama ve terörizmin finansmanı” konularındaki stratejik eksiklerinden dolayı (strategic deficiencies) izlemeye alınmış.
2013 yılındaki son toplantıda alınan kararlara göre:
1) İran ve Kuzey Kore’nin “Kara para aklama ve terörizmin finansmanı” faaliyetlerine karşı bütün üye ülkeler önlem almaya çağrılmış.
2) Bu iki ülkeyi, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 11 riskli ülke listesi izlemekte.
Bunlar, Cezayir, Ekvador, Etiyopya, Endonezya, Kenya, Myanmar, Pakistan, Suriye, Tanzanya, Türkiye ve Yemen.
3) Türkiye, Suriye ve Yemen’le birlikte riskli ülkeler listesinde yer alırken Zimbabwe, Irak, Bangladeş gibi 19 ülke, üçüncü bir liste ile kara para aklama ve terörizmin finansmanı konularında gerekli önlemleri almakta olanlar grubunu oluşturmakta.
İlginç bir tespit!..