Bıktırılan gözler.. Öylesine sağa sola kırmızı bir şerit gibi setler çekerek bakıyordu. Parkın ucrasında eğreti bir şekilde iliştiği belediye yazılı oturakta elindeki gazeteyi bir ters bir düz tutarak biraz okuyup sağı solu bıkkın gözlerle kolaçan ettiğinde göz göze geldik.

İçimden bir his beni yanına itekledi. Selam verdim, daha selamımı almadan belediye yazısı örttü sırtımı. Döndü, fikir mosmoru göz çanaklarının ortasında soluk mavi iki nazar boncuğu gibi gözbebekleri yüzüme öyle dikeldi.

Tanıdım kendisini.. Bir zamanların çakı gibi bir öğretmeniydi. Eğitimci kimliğinin yanında şimdi de yanlızlık kimliği eklenmişti siciline.

Ne sorduysam maziye dönmemekte direniyordu. Keyifsiz bir cismaninin mazideki o keyifli zamanlara dönecek mecali yoktu belki de. Veyahut böyle bir adamın şu haline bak denmesinden korkuyordu.

İki çay geldi işaretime binaen.
Sen dedi ve işimi sordu.
Gazeteci deyince daha da ürkekleşti. Neredeyse çayımı bile içmek istemeyecekti. Samimiyetten anlayan bakışları yanlış bir karar vermesine mani oldu.

Bir zamanlar yanı başında cıvıldayan kızlı erkekli öğrenciler gıyabında biz de onun gibi büyük bir eğitimci olmak istiyoruz hikayeleri uydururken, o şimdi yanlızdı. Eşi vardı onu çok seviyordu ama manevi kayıplar onu yanlızlaştırmış fakirhanesinin içinde kendine gösterilen büyük ihtimama rağmen yalnızlığın dayanılmaz hüznüyle baş başa kalmıştı. Bunu ta derunundan dışarıya akseden izli bakışlarında yakaladım.

Biraz daha eşeledim kendisini. Kerpetenle laf almak buna denir herhalde. Kısa cümlelerle konuşuyor, lafı uzatıp da açık vermekten kaçınıyordu.

Zekiliği yerindeydi. Daha uzun yıllar hizmet verecek cevvallikteydi. Bunu dikkatinin kaviliğinden anladım. Ama körolası siyasi saikler, faik bir adamı yanlızlaştırmıştı. Peygamberin aguşunda dolaşan fikirleri öksüz kalmış, milletine hizmet aşkı inkıtaya uğratılmıştı. Bu adam kimdi? Bu adamı tanımak mı istiyorsunuz?.. Başlığı; önce hecele, sonra her heceyi ters çevir ve oku.