Bir futbol takımında, hele de üst düzey ve büyük hedefleri olan bir takımda saha sonuçları elbette çok önemlidir..
Size ne kadar güvenilirse güvenilsin, sonuçlar istenildiği gibi olmazsa bir süre sonra ayrılık kaçınılmazdır.
Burada süreyi belirleyen teknik adımın şöhreti, etiketi ve o ana kadar yaptıklarıdır.
Söz gelimi Mancini beş maç ardı ardına yenilgi alsa, bu sürede görevini kaybetmez.
Çünkü şimdiye kadar görev yaptığı kulüpler ve onlardaki başarılarıyla edindiği kariyeri yüzünden kimse “Bu hoca bu işi bilmiyor” demez..
Yani, kredisi hem yönetim hem de taraftar yönünden fazladır..
Başkaları üç haftada işinden olurken, ona daha uzun süre şans tanınır..
Başkan İbrahim Hacıosmanoğlu göreve gelir gelmez ilk icraat olarak Mustafa Akçay’ı Trabzonspor teknik direktörlüğüne getirdi.
Kaliteniz, kapasiteniz, bilgi birikiminiz ne olursa olsun, daha önce Süper Lig tecrübeniz yoksa, üstelik üst düzey takımlarda top koşturmuş şöhretli bir futbolcu da değilseniz, başlangıçta büyük sıkıntılar yaşarsınız.
Cünkü camianın, futbolcuların hatta yönetimin sizi kabullenmesi zordur. Krediniz azdır!
Doğru dürüst teknik direktörlüğü olmayan Sergen Yalçın futbolcusuna “Şunu şöyle yap” dediği zaman ağzının içine bakan futbolcu, Mustafa Akçay’a içinden ister istemez, “Bırak hoca ya. Ben milli takımda oynuyorum, sen amatörde top koşturdun. Hem, ben ne teknik direktörlerle çalıştım, sen de kimsin?” türünden tavır alır...
Bu iki kere ikinin dört ettiği kadar kaçınılmazdır.
***
Bu durumda hoca öyle düşünen futbolcuya “Ya boş değilmiş, yanıldık” dedirtebilmek için ekstradan çaba harcamak zorundadır. Bu da teknik adama en az iki ay kaybettirir.
Tabii bu arada saha sonuçları da iyi olacak elbet. Yoksa iki yenilgide fatura direk hocaya kesilir.
Bu durumda hocayı güçlü kılacak olan yönetimdir.
Başta, yerli, yabancı, milli, havalı, pahalı futbolcuları olmak üzere tüm camiaya hocanın arkasında durduğunu gösterecek davranışlar sergileyerek, teknik adamın işini kolaylaştırır.
Sahada da işler iyi giderse, bir süre sonra bu sorun aşılır..
Ancak Trabzonspor’da şu ana kadar tam tersi yaşandı.
Malouda başta olmak üzere asların direk başkana bağlı olduğu, bazı kararlarda hocadan çok bu isimlerin etkili olduğu gibi çok saçma davranışlar sergilenerek Akçay adeta dışlandı.
Kendisine inanan, güvenen futbolcuları karşısında dahi güçsüz bırakıldı.
Ve sonuçta ne zamandır rahatsız! olan Mustafa Akçay sonunda patladı.
Şimdi bir yanlıştan dönülerek en başta yapılması gereken yapıldı ve Başkan İbrahim Hacıosmanoğlu “Tek yetkili hocamızdır. İstese asar, isterse keser” türünden sözlerle Akçay’ın gönlünü alıp yola devamı sağladı.
***
Bu arada Malouda , Bosingwa gibi geçmişine bakarsak gerçekten dünya yıldızlarının takımda bir ayrıcalığı olmayacak mı?
Elbette olacak.
Ancak bu, hocanın önüne geçmek, kararlarını boşa çıkararak pasifize etmek değil, takımın başarısı için inisiyatif kullanmakla olur.
Tıpkı bir zamanlar Galatasaray’da Hagi’nin yaptığı gibi.
Saha içindeki yanlışlara müdahale edersin, takımı yönetip yönlendirip, yönetirsin. Deneyimlerini arkadaşlarınla paylaşırsın. Yani maçta ve idmanlarda hocanın en büyük yardımcısı olursun.
***
Bu arada, sadece futbolda değil, hangi işte olursa olsun..
Kimse amirini, memurunu sevmek zorunda değildir, ancak saygı duymak zorundadır.. Öğretmenini sevmediği için sınavda boş kağıt verirsen, bu sevgisizlik senin tasdikname almanı önlemez!
Önlememeli!..