Dün Diyarbakır’da eşi ile pazarda alışveriş yaparken arkadan yanlarına sokulan hainler tarafından susturucu tabanca ile vurulan ve komada olan genç subayımız 25 yaşındaki Nejdet Aydoğdu’nun haberini okuyunca, isyan etmemek mümkün olmadı.
Dün üstat Hasan Pulur’un yazısını da okuyunca, bu noktada sizlerle paylaşmamak da mümkün olmadı..
Bakın neler dedi Pulur..

        ***

Eş, dost, arkadaş gördükçe soruyor: “Niye susuyorsun, yazmıyorsun?”
Oysa sustuğumuz falan yok, lakin pişmeye yakın pilava su koymayı da doğru bulmuyoruz.
Çünkü pilav kaynarken, güya çözüm, pek umutlu değildik.
Ama umutları da kıran biz olmamalıydık!
Onun için mümkün olduğu kadar fazla eleştirici olmamaya gayret ettik.
Çünkü biraz sivri yazınca provokatör, kışkırtıcı diyorlardı.
Bir yıla yakındır böyle geldik!
“Sus adam sus”, senden bilmesinler diye diye bu günlere kadar geldik.
Artık adam sivil giyinmiş asker çocuklarını çarşı ortasında kurşuna diziyor.

        ***

Niye böyle oldu?
İlk günden beri söylemiştik, samimi olmazsanız, içten olmazsanız, vazgeçin.
Çünkü adam haklı veya haksız, “Bağımsız Kürdistan, tutturmuş gidiyor!”
Bunun dışında yaptığı her şey gösteriş, politika.
Haksız mıydık?
İşte Hakkâri’deki üç askerin öldürülüşü.
“Adam açık açık söyledi, siz gerillaları infaz ederseniz, onlar da askerleri öldürürler.”
Şimdi niyet bu olunca anlaşmak mümkün mü?
Değil tabii.
Güya bu adamlarla bu sözün sahibinden de “Acaba gerçeği görmüş mü?”diye umutlanmıştık.
Oysa her zaman olduğu gibi aldanmıştık.
Ama çözüm PKK’nın işine yaradı.
Neyzen Tevfik’in dediği gibi, “Türkü yine o türkü, sazlarda tel değişti / Yumruk yine o yumruk, bir varsa el değişti!”
Artık yazmanın sırası geldi, Mehmet Akif’in dediği gibi:
“Düşme ey avare millet bunların hızlanına..
Vakıfız biz hepsinin pek muhtasar irfanına..
Şark’a bakmaz, Garp’ı bilmez, görgüden yok vayesi..
Bir kızarmaz yüz, bir yaşarmaz göz bütün sermayesi!”
Elde de bir tutanak, “Ölene tabut, cinayete zabıt, maktul derdest, katil firar”
İşte çözüm.

        ***

Peki, ne olacak?
Tabii bize ne deyip çekilemeyiz.
Bu memleket bizim.
Terör cinayetinden sonra ne deniliyor?
Ölene tabut, cinayete zabıt, maktul derdest, katil firar. Bunlar bizim elimizde değil mi?
Her cinayetten sonra iki satır yazarız olur biter.
Demek ki anlaşamıyoruz.
Apo’yu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin karşısına çıkarıp muhatap alsak bile anlaşamıyoruz.

        ***

Pulur yazısında böyle diyordu..
Tablo net..
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bütün iyi niyetine rağmen karşısında sürekli bu iyi niyetinin altına dinamit koymaya çalışan, proveke etmeyi artık haince cinayetlere kadar getirenlerle çözümün çözümsüzlük olmaya başladığı apaçık ortada..
Çözüm sürecinin sonucunun ne olduğunu biri açık ve net olarak anlatsa da bilsek!..
Ne çözülecek!..
Her türlü taviz bile yetmiyor..
Allah aşkına neyin çözümü!..
Yazımın başında belirttiğim gibi  Bingöl’de, Hakkari’de şehit edilen askerlerimizin acısını yaşarken, dün Diyarbakır’da eşi ile pazarda alışveriş yaparken arkadan haince susturucu ile başından vurulan ve hayatta kalma mücadelesi veren genç subayımız Nejdet Aydoğdu ne anlatıyor bize!..

        ***


Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az misali çözüm süreci resmen yeniden ihanet sürecine sokuluyor!..
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bütün iyi niyeti karşısında  ihanet şebekesi yine devrede..
Kim o şebeke..
Ortadalar..
Bu devletin bayrağını ‘Bayrak’ olarak tanımayan, bu devletin kimliği altında yaşamayı istemeyen, bu devletin resmi dilini kabul etmeyen, bu devleti yönetenlerin 'Tek vatan, tek millet, tek bayrak' vurgusunu faşizanlıkla eleştirenlerle  neyin barış süreci!..
Çözüm süreci yerini ne yazık ki  yeniden ihanet sürecine bıraktı!..
Tablo ortada!...

        ***

Kim ne derse desin tıpkı Cumhiriyet tarihinde yaşanan tamamen dışarıdan tezgahlanan ve içeride oynatılan birçok isyan gibi yaşamaya başladığımız bu son süreç de bunu andırıyor..
Huzurlu, kendine güvenli, büyüyen, ayakları üstünde duran, sorunlarından kurtulmuş bir Türkiye, bir Türk milleti istenmiyor!..
Kısacası..
Anlayana sivrisinek saz!
Anlamayana davul zurna az!