Türkiye'mizin şu haline bir bakın!..
Dünyanın hiç bir ülkesinde bu yaşanmaz!..
İnsanlar her sabah 'Acaba bu sabah ne oldu, ne olacak?' sorusu ile kalkar hale gelmiş!
Alıştık ya!..
Herkes birbirini yiyip bitirme peşinde!.
Yangın aldı başını gidiyor!
Ateşe benzinle koşuluyor!..
Vah ki vah!.
Ne dirlik kalmış ne birlik!
Anayasaymış, yargıymış, hakimler ve savcılarmış, emniyetmiş herkes puslu havada yol alıyor!..
Herkes birbirine kuşkulu bakar olmuş!..
Bu puslu havada kim haklı kim haksız sorusunu sormak mümkün değil!..
Herkes haklı, herkes haksız!..
Dolar 2 bin 200'ü aşmış kimin umrunda..
Operasyon bahane..
Millete operasyon şahane mi dersiniz..
Zamlar almış başını gitmiş, vatandaşın cebinden çıkacak, kimsenin umrunda değil!..
Vatandaş yaşananlara alıştırıldı, her gece evleri teslim alan TV'ler deki diziler gibi 'Hanım ne oldu şu Hürrem Sultan’ın işi.. Kaçırdım o bölümü?' dercesine ülkesini değil, dizisini seyretmeye devam eder olmuş..
ABD'si, İsrail'i avuçlarını ovuşturuyor!.
İçimizdeki bölücüler 'Ohh be Türkler bile kendi vatanlarında yabancı gibi kaldı' dercesine İmralı'nın öğütleri ile gurur duyuyor!..
Ülke tezgahlarla Allah’a emanet vesselam!..
Yaşananlara bakınca Tanzimat devrinin ünlü Sadrazamı Keçecizade Fuat Paşa’nın yaşadığı bir anı aklıma geldi.
Tarihi iyi okuyanlar bu anıyı iyi bilirler. Fuat Paşa zekası ve hazır cevaplığıyla meşhurdur.
***
Avrupa'ya ilk diplomatik seyahatte bulunan padişah olan Abdülaziz'in, bu seyahati sırasında Fuat Paşa dışişleri bakanı olarak kendisine refakat eder.
Paris'te III. Napolyon'a misafir oldukları sırada, Fransız vekilleri ile sohbet ederken, III. Napolyon’un başvekili Palitan şöyle bir mesele ortaya atar:
"Dünyanın en kuvvetli devleti hangisidir?"
Fuat Paşa hemen:
"Osmanlı Devleti" diye cevap verir.
Tabii herkes hayret eder. Karlofça, Pasarofça, Küçük Kaynarca, Edirne... gibi anlaşmalarla büyük toprak kaybına uğrayan, Kırım Savaşı ile dış borç batağına saplanan, Viyana Kongresi'nde (1815) Avrupa'dan 'Hasta adam' muamelesi gören bir devletin, yöneticisi tarafından hala güçlü olarak ifade edilmiş olması şaşkınlığı büsbütün artırır.
İçlerinden birisi, bu cevabın sebebini sorar.
Paşa gayet ciddi bir şekilde anlamlı bir cevap verir:
"Dünyada Osmanlı Devleti'nden daha kuvvetli bir devlet olabilir mi? Yüzyıllardan beri biz içeriden, siz dışarıdan yıkmaya çalıştığımız halde hala yerinde duruyor. Bir türlü yerinden sarsamadık."
Fazla söze gerek var mı?
***
Keçecizade Fuat Paşa’nın bu sözlerinin, şöyle sadece uzak değil yakın ve çok yakın tarihimize dönüp baktığımızda ne kadar doğru olduğunu açıkça görürüz.
Bütün iç tezgahlara..
Bütün dış oyunlara..
Bütün işbirlikçilere..
Bütün ihanetlere..
Bütün vurdumduymazlıklara..
Bütün milli ve manevi yozlaşmalara..
Bütün birbirimizi yiyip bitirme uğraşlarımıza rağmen; Bütün kişisel ihtiraslara rağmen
Bir türlü yıkmayı başaramıyoruz!
Ha gayret (!) diyoruz.
Olmuyor.
***
Biz birbirimizi yiyip bitirmeye çalışırken meydan kimlere kalıyor?
Yazık bu güzel vatana, yazık!
Yaşanan tartışmalara, seviyeye bir bakın!
Mahalle kavgaları daha medeni olur!..
Keçecizade Fuat Paşa’nın Avrupalılara söylediği gibi; “Biz içeriden, siz dışarıdan yıkmaya çalıştığımız halde hala yerimizde duruyoruz.”
Uzun yıllar geçti değişen bir şey yok!
Asıl operasyon Türk milletine oluyor, kimse farkında değil ey halkım!.
Ama unutuyorlar; dün olduğu gibi bugün de Allah Türk milletinin yanında..
Çünkü o alnı açık tertemiz!..
***
Nazım Hikmet 'Davet' şiirinde şöyle der..
Dörtnala gelip Uzak Asya’dan
Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan
bu memleket bizim...
Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
ve ipek bir halıya benziyen toprak,
bu cehennem, bu cennet bizim..
Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
yok edin insanın insana kulluğunu,
bu davet bizim...
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim...