Yıl 2002. 48 yıl aradan sonra Dünya Kupası’na katılıyoruz. Teknik Direktörümüz “Güneş”... Kadroda Rüştü’den Emre Aşık’a, Tugay’dan Hasan Şaş’a, Tayfur’a, Nihat’a, Fatih’ten Alpay’a, İlhan Mansız’a, Hakan Şükür’e kimler yok ki... Hepsi DEV isimler. Hocasından futbolcusuna yüreğini ortaya koyan bir milli takım... Futbol’un “keyif” olduğu yıllar... Şimdi o yılları tatmış kime sorsak bir kerede sayar o kadroyu; neler hatırlıyorsun desek anlatılacak bir sürü çarpıcı şey dağılmış herkesin hafızasına. Kimi Hasan Şaş’ın Brezilya’ya attığı golü, kimi İlhan Mansız’ın Senegal’e uzatmalarda attığı ve yarı final vizesini aldığımız altın golü, kimi Hakan Şükür’ün Güney Kore’ye attığı o unutulmaz en hızlı golü hatırlıyacak; dilekolay 9.sn...
***
Maçlar yalnız izlenmezdi ki : Arkadaşlar heyecanla toplanırdık, okullar asılırdı, mümkünse hayat dururdu o anlarda. Maç saatine değil dakika, saniye saydığım anlar vardı benim, o adrenalin unutulmaz ! Maç boyu yerine oturamamak, ayakta izlemek, tükenen umutların yeniden canlandığı anlar, Korelilerin bize olan müthiş sevgisi, muhteşem bir "Milli” takım, “Milli” ziyafet ve o unutulmaz zafer sarhoşluğu... Tırnaklarımı yemek ne kelime parmaklarımı ısırıyordum artık... Hele gol attığımızdaki o sevinç, düşünün kaç kere yaşanır o duygu : Bütün şehirde hatta bütün ülkede "aynı anda" uçuşan sevinç çığlıkları... Sokaklarda karşılıklı kornalar...
***
Maç sonlarında zaten meydan özellikle hazırlanır, son ses açılan müziklerle günün galibiyeti binlerce insanın coşkusu ve dökülen kurtlar eşliğinde kutlanırdı... Evde oturamazdın ki zaten, o sevinç içinden taşardı, senin elinden tutup ister istemez kırmızı beyaza büründürür, bayraklarla meydana götürürdü, şölen tadındaki kutlamalara sevinçten kızarmış yanaklarınla katılırdın. Gün boyu yüzümüzde tatlı şımarık bir gülümseme...
***
Biz en çok da bunu kendimizden beklemediğimize mi şaşırıyorduk acaba ?
Başlangıçta çok eleştirilen Milli takım inanılmaz başarılara imza attıkça eleştirilerin de sesi kısılmaya başlamıştı, başarıyı eleştiremeyenler bu kez Şenol Güneş’in kılık kıyafetini eleştirmeye başlamıştı. Herhalde dünyada başka bir milli takım bulamazsınız ki dünya üçüncülüğüne erişirken hocası “başarı” haricindeki saçma konularda eleştirilsin... Şenol Güneş : UEFA’nın resmî internet sitesinde düzenlenen ankette 2002 yılının en iyi teknik adamı seçilecekti oysa . Dünya Klasmanında Milli Takımı 7. sıraya oturtan tek teknik adam olarak Türk futbol tarihine geçecekti. Bizim medyamızın onu başarılı bulmasına engel olan TRABZONlu olması mıydı acaba ? Ne kadar zordu görmek gerçeği ? Gerçi Trabzon'u da sahip çıkamadı ya yaşayan efsanesine...
***
Aradan 10 yıl geçmesine rağmen oradaki gollerin herhangi birini izlesem hâlâ gözlerim doluyor. Biz “futbol”u özledik. Biz “başarı”yı özledik... Kıran kırana geçecek GERÇEK lezzetlerde maçları özledik. Yerimizde oturamadan izlediğimiz, yenilince günlerce üzülüp yenince günlerce sevindiğimiz, futbol ateşini içimizde hissettiğimiz o günler yok artık... Ve kimsenin bunu bize yaşatmaya da hakkı yok !
***
Gerçek şu ki : Son 19 yılın en kötü Milli takımını izledik ve dünya klasmanında 45. sıradayız !
Ve anlaşılan o ki : Masumların hakkı teslim edilmedikçe ve istifa etmesi gerekenler o koltukları işgâl etmeye devam ettikçe bu ülkede futbol, kalp masajına cevap vermemektedir!