Eskilerin “yenidünya” diye adlandırdığı, yenilerin ise “Birleşik Devletler” dediği dünyanın ağırlık merkezi ABD, sandığa gitti ve tercihini ortaya koydu.
Sandık’tan, dünyanın kahir ekseriyatının sürpriz olarak değerlendirdiği Cumhuriyetçi Parti adayı Donald Trump 45. ABD Başkanı olarak çıktı.
25 yaşında, “Bir gün ABD Başkanı olacağım” deyince emlakçı-müteahhit babası tarafından çalışma ofisinden kovulan ve bu hırsla girdiği iş hayatında dünyanın en zengin 156. ismi, özel hayatında 60 yaşında baba ve siyasi hayatında 70 yaşında ABD Başkanı olmayı başaran Donald John Trump.
Seçimi 160 bin oy ve 0.7 gibi bir farkla Hilary Clinton’un önünde tamamlayan Trump’un, 4 yıl önce Demokrat partiden istifa ederek kadrosuna katıldığı NEOCON genli Cumhuriyeçi Parti ise eyalet ve meclis seçimlerinde rakibi Demokrat Parti’ye azımsanmayacak bir fark attı.
Suikastle öldürülen John F. Kennedy’nin Nixon’u 113 bin oyla geride bırakarak başkan seçildiği 1960 seçiminden beri, Amerika ikinci defa böyle bir tabloyla karşı karşıya.
Yani seçimin galibi, Başkan adayından daha çok arkasındaki teşkilat gibi okunuyor siyasal çözümlemeyle...
 Pekii böyle durumlarda ne olur?
Siyaset bilimi, Baş ve Başkan’ın profil ve genleri, içerisinde bulunduğu teşkilatla sorun teşkil etmezse sıkıntı çıkmaz diyor.
Ya tersi mevcutsa?
Trump Germen asıllı bir göçmen. Büyükbaba ve Büyükanne Almanya’dan Amerika’ya göç eden Germen ailesi. Anne ise İskoç. 
Trump çok zengin bir Amerikalı olsa da bir göçmen. Arkasındaki güç olarak gözüken Cumhuriyetçi Parti ise Amerika’da ve dünyada, kendisini Amerika’nın sahibi ve dünyanın efendisi olarak gören Neoconlar’ın adresi olarak biliniyor. 
Evangelist Neoconlar, Katolik’e de, Ortodoks’a da Müslüman’a da, göçmene de, Kızılderili’ye de karşı.
Yahudi’ye aşkı ise bir bambaşka.
Zaten tabi oldukları Evangelizm mezhebi ve kilisesi, Hıristiyan dünyası içerisinde ritüelleri ve metodolojisiyle daha çok Museviliğin ruhuna uygun. Bizdeki Sebatayistler gibi.. Yani kripto Yahudi.
Tanımlama şahsıma ait değil. Sosyal bilimcilerin bilimsel ortak tespiti.
 Peki böyle bir teşkilatın içerisinde, “Washington elitizmi”nin karşı çıkıp, derin Amerika olarak bilinen başta Bush ailesi olmak üzere, bir çok Cumhuriyetçi’nin seçim öncesi kendisine destek ve oy vermeyeceğini açıkladığı Trump’ı,  20 yılın üzerinde siyaset yaptığı Demokrat Parti’den koparıp Cumhuriyetçi Parti’den Başkan adayı, ardından da Başkan yapan güç ne olabilir?
İşte bu sorunun cevabı Trump’un inanç hanesinde gizli.
Bir göçmen ve kökten bir Cumhuriyetçi olmamasına rağmen, Trump’u Cumhuriyetçi partiden önce Başkan adayı, ardından Başkan yapan güç, yukarıda bahsettiğimiz Müslümanlığa’da, Katoliklik ve Ortodoksluğun merkezinde Hıristiyanlığa’da karşı olan Yahudi sever Hıristiyan mezhebi Evangelizm.
 Evet, yaşanan ve değişen dünya gerçekleriyle, Bush döneminde dünyanın dört bir tarafında döktükleri kan, yaptıkları zulüm ve Irak’ta öldürdükleri 500 bin Müslümanın ardından Amerika’ya artık Neocon-Evangelist bir ismi Başkan yapamayacağını anlayan Amerikan’ın beyaz adresi Cumhuriyetçiler, bu seçimde sadece inanç hanesinde ortak oldukları proje bir isimle seçime girdi ve kazandılar.
Ve öyle bir kazandılar ki, proje olarak kullandıkları ismin arkasından “büyük kaleler”i ele geçirirken,  “şah”ı da fazla muktedir kılmadan 0.7 lik bir oy farkıyla saraya taşıdılar.
Yani “topal ördek” olmasa da, yanına sokulacak “sadrazam” ve “veziri azamlar”la kontrol altında bir Başkan profili çıkardılar.  
Pekii, seçim öncesi verdiği beyanat ve açıklamalarla birçok çevre tarafından, değil ABD Başkanlığı’na, ABD Başkan adaylığına bile fazla görülen bu ismin, ABD Başkanı olmasıyla iler ki günlerde dünyanın doğal, beşeri, siyasi ve ekonomik alanında neler değişir diye düşünenlere ise hacmimiz ölçüsünde şu cümlelerle cevap verebiliriz.
 Neocon yapının sermayesi petrol ve silahtır.
Silah satabildikçe zengindir Neocon..
Ve tabii ki savaşlar oldukça, savaşların yarattığı global krizlerde petrol fiyatlarında oynama yapabildikçe Neocon güçlüdür.
Türkiye’deki ortakları Enver Paşa olmasa da, Dr.Nazım’lar yolundan yürüyen İttihatçı kadrolar ve onları hiçbir zaman terk etmeyen “Amiral Gemisinin mürettabatı” dır..
Son sekiz yıldır, dişlerini sıka sıka büyük bir bölümünü kaybeden “mürettebat” ve “Terakki dostları”, siyaset içerisindeki uzantılarıyla Türkiye’yi önümüzdeki dönemde bir koalisyona, olmazsa da ara rejim arayışlarına zorlayacağı kesindir.
Ajandaları bellidir ve güncelleme ihtiyacı da duymaz bu kadim dostlar..
 Neoconlar’ın dünya’daki ortaklarını söylemeye gerek yok zaten..
Demokratların sonunu getiren “Arap Baharı” operasyonuyla indirilenlere bakılınca, önümüzdeki dönem de Esed’le başlayan bir geriye sarmanın yaşanacağı kaçınılmazdır.
Ve bu geriye sarma operasyonuyla çıkarılabilecek yeni yeni cephe çatışmalarıyla da Dünya’nın özellikle de Ortadaoğu’nun kaderinin tekrar kan ve gözyaşına döneceği ve cephelerin bu günkünden daha fazla olacağı bellidir..
Dedik ya, Neocon’un elinde silahı vardır ve onu satabilecek pazarlara ihtiyacı vardır.
Önümüz zor günlere gebe,  tedbirli olun...
Esenkalın.