Eskiden sıkıntı kulüplerin yeterli olmayan gelirlerindeydi.
Daha sonra o dönemle kıyaslanmayacak oranda artan gelirlere karşın, rahatlaması gereken kulüplerde tam tersi yaşandı.
Gelirlerle birlikte borçlar da çok arttı.
Kulüplerin kendisine katkı sağlamayan artan gelirler, özellikle de yabancı futbolcuları ikinci baharlarında daha da zengin etti.
Parasıyla dert sahibi olmak bu olsa gerek.
Yanında çalışan işçisinin 100 liralık zararını bile maaşından düşmekte tereddüt etmeyen patron yöneticiler, kulüplerin parasını bol keseden harcamakta bir sakınca görmedi.
**
Hem niye çekinsin ki!
Nasılsa herhangi bir yaptırımı yok.
Genel kurulda kalkan ellerle ibra edilip, elleri cebinde terk ederken kongre salonlarını arkalarında bıraktıkları enkaz için sıfır sorumluluk ve sıfır yaptırımla başka ufuklara yelken açtılar.
Al yüz lira borçla..
Bırak 500’le..
Yeter ki namın yürüsün!..
**
Büyük büyük adamlar şu sıralar futbol şurasında konuşuyor.
Bilindik hikayeler anlatıyor.
Gölgesini sulayarak kurumaya yüz tutmuş ağacı kurtarmaya çalışıyorlar!
**
Yahu efendiler çok mu zor iki satır bir yasa çıkarmak!
Eğer beceremiyorsanız ben yazıyorum işte, alın uygulamayın..
“Yönetim kurulları kulübün bütçesinin yüzde 20’sinden fazla borç bırakamazlar. Bıraktıkları takdirde şahsen sorumlu olurlar.”
Yasallaştırın şu bir buçuk cümleyi, bakalım kim kulübün kesesinden hovardalık yapıyor?
Kim gidip 1.5 metre adamın sadece bonservisine 6 milyon Euro veriyor!
Kesesine güvenen varsa o başka.
Gitsin Ronaldo’yu, Messi’yi, İbrahimoviç’i getirsin!