“Türkiye’de şikeyi soludum”

Yukarıdaki sözler 2003-2004 futbol  sezonunda 11 puan önündeyken şampiyonluğu Fenerbahçe’ye kaptıran Beşiktaş’ın Romen futbolcusu Daniel Pancu’ya ait.
Pancu  diyor ki: Federasyon, hakemler, bazı spor medyası ve Türk Mafyası  Beşiktaş’ın şampiyon olmasını istemedi. Her maçımızda çok çirkin oyunlar oynandı. Bazı maçlarda şikenin pis kokusunu hissettim.


Bize karşı oynayan rakiplerimizin  teşvik primi aldıkları da açıkça belliydi. Lucescu Türkiye’de iki şampiyonluğum çalındı dedi. Yüzde yüz haklı. O çalınan şampiyonluğumuzu ben ve takım arkadaşlarım maç maç yaşadık”

Pancu’nun  açıkça ifade ettiği çirkinlikleri yapanların daha sonra hidayete erdiğine inanmak isteyen varsa buyursun inansın..
Allah ömür verirse bir 5-6  yıl sonra da çoktan ülkesine gitmiş olacak olan bir başka yabancı futbolcudan dinleriz 2010-2011 yılının maceralarını!


Kabak Barış’ın başına patladı!

Futbolun  merkezlerinden   Almanya’da  yandan kaleye giren topa hakemin gol  kararı vermesine rağmen  maç  tekrarlanmazken, TFF, Kasımpaşa-Beşiktaş karşılaşmasının yeniden oynanmasına karar verdi. 
Hem de UEFA Hakem Komitesi Üyesi ve Türk hakemlerini yıllardır eğiten ve Avrupa kapılarını açan hakem hocası Hollandalı Jaap Uılenberg’in kural “Hatası yok” raporuna karşın...
Bu kararla maçın hakemine ve hakem kuruluna  güvenmediğini  açıkça gösteren TFF’nin  Başkanı Yıldırım Demirören ile, iki gün önce söyledikleri kendisine hem de susuz yutturulan, ayrıca istikbal vadeden pırıl pırıl bir hakemi  gözünün önünde ipe çekilen MHK Başkanı Zekeriye  Alp sarmaş dolaş pozlar  veriyor..
“Sorun yok, görevimin başındayım”diyor
Ula ne değerli koltukmuş bunlar..

Bir oturan sanki Japon yapıştırıcısı ile kendisini sağlama alıyor!
Bu arada  Antalya’daki TSYD Seminerinde  Barış Şimşek’i gördüm..
Sakat filan değildi..
Belli ki bütün kabahati ona yıkıp çocuğu yiyecekler..


Ne hastane kalacak ne de incir ağacı!..


Cocukluğumuzda bir türkü vardı: Hastane önünde incir ağacı, doktor bulamadı bana ilacı”
Tabii devir değişti.
Tıp ilerledi.
Şimdi  sağ olsun doktorlar hem derdin devasını, hem de ilacını buluyor da, bu gidişle hasta kolay kolay doktor bulamayacak.
Şehrin merkezindeki hastaneleri bir bir kaybeden Trabzonlu kaç kilometre ötedeki Kaşüstü’ne mahkum ediliyor.
En son Numune’nin  pek çok bölümü daha taşınmış Kaşüstüne..
Belli ki yakında hepten rahmetli olacak yılların hastanesi...
Gecenin  köründe  hastalansan  bir taksi kaça gider Kaşüstü’ne düşünen var mı hiç?
Ya da durumun acilse yolda rahmetli olanların hesabını kim verecek?

Hem versen, rahmetli  geri  mi gelecek?
Tamam, çok güzel özel hastaneler var ama...
Sor bakalım kaç kişinin cebinde  özele verecek para var?
Ne yapsın vatandaş?
Aldı pankartını eline, gitti Numune’nin önüne..
Sesini duyurmaya çalıştı.
“ Hastanemiz taşınmasın”  dedi.
Tepki gösteren toplum iyidir..
Yasalar çerçevesinde aramazsan hakkını..
Kaybedersin  ananın ak sütü gibi helal  pek çok hakkını..




Gölgesini sulamakla ağaç büyümez!...

TSYD’nin Antalya’da düzenlediği 51.yıl seminerine katıldık.
Murat Taşkın, Cevat Kol, Hamza Mısır ve Süleyman Karaca arkadaşlarımızla birlikte.
Türk basının duayenleri  ile dünya ve Türk futbolunun önde gelenleri ile aynı salonda saatlerce Türk futbolunu tartıştı.
Zaman zaman zor olanı başarıp  söz hakkı elde ederek bizler de bir şeyler söyledik..
İşin özeti şu:
Hemen herkesin hemfikir olduğu sorunlar belli.
Yani, teşhis doğru.
Sıkıntı nerede?
Tedavi yöntemi yanlış..
Çünkü işin ehilleri uzaktan bakıyor.
Kundura tamircisi falçatayla beyin ameliyatı  yapıyor!..
En  basitinden 60 defa milli olan futbolcuya federasyon ve kurulları  seçiminde oy hakkı bile yok, lakin topu görse kabak sanacak kişi “Hamili kart sahibi yakınımdır” kontenjanından o kurullara  giriyor.
Girmekle kalmayıp bi de kurtuluş reçeteleri yazıyor..
Haliyle ne oluyor:
Ameliyat başarılı ama..
Hasta sizlere ömür!...