Rozetini Çıkarabilenler Kazanır

Siyasetin en büyük sınavı seçim kazanmak değil, gönül kazanmaktır. Çünkü seçimler sandıkta, gönüller ise yıllar içerisinde kazanılır. Makamlar gelir geçer, tabelalar değişir, koltuklar el değiştirir, ancak insanların hafızasında yer eden şey, bir yöneticinin bıraktığı izdir.

Bazen yapılan güzel işler büyük reklamlarla duyurulmaz. Sessizce başlar, küçük halkalar oluşturur ve zamanla büyüyerek toplumun ortak kanaatine dönüşür. Tıpkı durgun bir suya bırakılan taşın oluşturduğu dalgalar gibi... O dalgalar genişledikçe sadece yakın çevreye değil, çok uzaklara da ulaşır.

Rize'nin Çayeli ilçesinde son dönemde sıkça duyduğum bir isim vardı...
Belediye Başkanı İsmail Hakkı Çiftçi. Hakkında anlatılanların ortak noktası dikkat çekiciydi. Farklı dünya görüşlerine sahip insanlar, farklı siyasi düşünceleri olan vatandaşlar ve farklı yaş gruplarından kişiler aynı noktada buluşuyordu.

Bir yöneticinin başarısını anlamanın en doğru yolu, makam odasına değil, sokağa bakmaktır. Ben de öyle yaptım. Çayeli sokaklarında vatandaşlara kulak verdim. Duyduğum ifadeler birbirine çok benziyordu:

"Başkan yemiyor, yedirmiyor."

Bu cümle aslında bir belediye başkanı hakkında söylenebilecek en kıymetli referanslardan biridir. Çünkü vatandaş artık süslü vaatlerden çok, emanete sahip çıkan yöneticiler görmek istiyor. Kamu kaynağını kendi malı gibi koruyan, ilçesinin hakkını başka hesaplara kurban etmeyen yöneticiler...

Vatandaşların anlattıklarına göre İsmail Hakkı Çiftçi'nin mesaisi belediye binasının kapısında başlamıyor ve bitmiyor. Bir hasta olduğunda yanında, bir cenaze olduğunda omuz başında, bir düğün olduğunda mutluluğun içinde yer alıyor. Çünkü belediyecilik yalnızca asfalt dökmek, kaldırım yapmak ya da bina inşa etmek değildir. İnsanların hayatına dokunabilmektir.

Bugün Türkiye'de yerel yönetimlere yöneltilen en büyük eleştirilerin başında partizanlık geliyor. Birçok yerde hizmetin ölçüsü vatandaş olmak değil, siyasi kimlik olmak gibi yanlış bir anlayışa dönüşebiliyor. Oysa belediye başkanları seçildikleri gün partilerinin değil, şehirlerinin başkanı olurlar.

Asıl mesele de tam burada başlıyor.

Rozetini çıkarabilmek...

Siyasi kimliğini inkâr etmek değil, siyasi kimliğinin önüne şehrini koyabilmek... İnsanları oy verip vermediklerine göre değil, insan oldukları için kucaklayabilmek...

Çayeli'nde anlatılan tabloya bakıldığında vatandaşların memnuniyetinin temelinde de bu anlayışın yattığı görülüyor. Çünkü insanlar adalet ister. Yakınlık ister. Samimiyet ister. Kendilerini ayıran değil, birleştiren yöneticiler görmek ister.

Şehirler betonla değil, güvenle büyür. Güven ise afişlerle, sloganlarla ya da gösterişli törenlerle değil, tutarlılıkla, dürüstlükle ve tevazuyla inşa edilir.

Günün sonunda geriye yapılan yolların uzunluğu değil, insanların dilindeki dua kalır.

Ve bir belediye başkanı için bundan daha büyük bir başarı ölçüsü yoktur.