Şimdi eğri oturup doğru konuşmak gerekir. UEFA’nın Fenerbahçe’yi şikeden suçlu bularak verdiği Avrupa kupalarından men cezasında Trabzonspor eski başkanı Sadri Şener’inde 3 Temmuz sürecinden bu yana verdiği mücadelenin hakkını teslim etmek gerekir.
Bu köşeden Trabzonspor’un Şener döneminde ekonomik olarak geldiği darboğazı, borç batağını, yapılan transfer yanlışlarını, boşa giden paraları en sert şekilde eleştirmiş olsak da, inanılmaz zor şike sürecindeki dik duruşuna ve verdiği mücadeleye Trabzonspor camiasının bir teşekkür borcu vardır..
Olmalıdır da!.
Fenerbahçe camiasına, Türkiye Futbol Federasyonu’nu yönetenlerin büyük ayak oyunlarına, bütün tezgahlarına karşı mücadele vermek öyle kolay bir iş değildi. Dün o süreci yakından takip eden, hatta içinde olan bir dostum ile konuşurken bakın neler söyledi..
‘Kardeşim Sadri Bey’i ben de çok eleştirdim. Kulübün ekonomik olarak geldiği çıkmazda, borç yükünün artmasında, yabancı transfer yanlışlarında tabiiki büyük sorumluluğu var. Ben de bunları sürekli söyledim. Ama şu şike ile mücadele sürecinde verdiği mücadeleyi unutmam mümkün değil. Ben de bizzat olayın içindeyim. Bu camia biraz vefalı ise Sadri Başkana teşekkür etmeli. O süreç öyle kolay bir süreç değildi. Bazıları için uzaktan atmak, öyle yapsaydı, böyle yapsaydı demek kolay. Kimlerle mücadele ettiğini onlar bilmiyorlar. O süreçte ayakta kalmak, kulübün hakkını hukukunu korumaya çalışmak her babayiğidin harcı değildir. O süreci, ancak yaşayanlar bilir.’
Bence yorum yapmak için başka söze gerek yok..
Sadri Şener’in de bu süreçte verdiği mücadeleye teşekkür borçtur.
ŞENOL GÜNEŞ’E VEFA ...
Hakkı teslim edilmesi gereken gerçek bir kahraman var!..
Şenol Güneş..
96 yılında şampiyonluğu yine F.Bahçe’nin ayak oyunları ile elinden alınan Teknik Patron Şenol Güneş 2010-2011 sezonunda aynı acı kederi yaşamıştı.
Hiç kuşkusuz o süreç, Şenol Güneş’te depresyon yarattı.
Kafasını takımına veremedi, sürekli şike ile mücadele etmeye çalışınca takımdan kafa olarak koptu ve Trabzonspor’dan hiç de hak etmediği bir şekilde sıradan bir teknik adama dahi görülmeyecek bir muamele ile Sadri Şener’in o günkü vefasız duruşu ve davranışı ile ayrılmak zorunda kaldı.
Hiç kuşkusuz onun da hataları oldu. Ama onun çalınan iki şampiyonluğu ile çaresiz bir şekilde beyninde hangi fırtınaların koptuğunu ondan başka bilen olamazdı. Bir düşünün 96 yılında elinizdeki şampiyonluk çalınmış, gelmişsiniz 2011 yılında tekrar çalınmış.
Ve elinizden bir şey gelmiyor!
Onun yerine kendinizi koyun!.
Kolay mı?
Onu da haksız yere çok yıprattık!
Değersizleştirmeye çalıştık!.
Açıkçası ayıp da ettik..
Onun, Trabzonspor tarihi için çok şey ifade ettiğini hep unuttuk..
Ama bugün 2010-2011 sezonunun şampiyonu nasıl Trabzonspor diye övünüyorsak, o şampiyonluğun hocası da; o Buraklı, Selçuklu, Jajalı, Yattaralı, Egemenli, Onurlu, Serkanlı, Colmanlı, Umutlu muhteşem kadroyu yaratan ve şampiyonluğa taşıyan Şenol Güneş’ten başkası değildir.
UEFA’nın kararı, Şenol Güneş’in de boynuna resmen takılan şampiyonluk madalyasıdır..
O karar Şenol Güneş için sadece 2011 için değil, aslında 96 yılının da şampiyonluk madalyasıdır..
Bugün bu camiada ona bazılarının özür borcu olduğu gibi hepimizin de kocaman bir teşekkür borcu vardır. Şenol Güneş ister görev alsın, ister almasın; Trabzonspor için her zaman bir marka, bir sembol isimdir. İster birileri sevsin, ister sevmesin; o markanın, o sembolün değerini kimsenin ortadan kaldıramayacağı artık bir gerçektir..
Trabzonspor’un şanlı tarihindeki yerini hiç kimsenin ters yüz etme şansı da yoktur!
Bu camiada nasıl A. Suat Özyazıcıların ve Özkan Sümerlerin şampiyonlukları varsa artık Şenol Güneş’in de Trabzonspor Teknik Direktörü olarak şampiyonluğu tescilli bir markadır..
TFF’nin F.Bahçe’den alıp Trabzonspor’a vereceği o şampiyonluk kupasının öncelikle kendisinin elleriyle havaya yükselmesi anasının ak sütü gibi helalidir..
TARAFTARA ALKIŞ
Yeryüzünde böylesine etkili, böylesine vefalı, böylesini cefalı, böylesine yılmaz, böylesine mücadeleci, böylesine hak ve hukuk mücadelesini verirken en küçük olumsuzluk yapmayan, böylesine takımının peşine hangi şartlarda nerede olursa olsun koşan, dünyanın neresinde olursa olsun böylesine takımının hak ve hukukunu korumak için eylem yapan bir taraftar topluluğuna rastlamak mümkün değildir..
Onlar için ‘Her yer Trabzon’ bu nedenle olmuştur!
Brüksel’de de pankartlarını açtılar.. Köln’de de... Paris’de de... Kopenhag’da da.. Cenevre’de de... Berlinde de...
Hiç ama hiçbir gün tahriklere kapılmadılar, hiçbir gün oyuna gelmediler...
Hiç ama hiçbir gün yollarından dönmediler, hiçbir gün inançlarını kaybetmediler...
Hiç ama hiçbir gün ‘Temiz futbol’ eylemlerinde taşkınlık yapıp devletin güvenlik güçleriyle karşı karşıya gelmediler...
3 Temmuz sürecinden bu yana adam gibi adam taraftar nasıl olunuru gösterip hep aynı şeyi haykırdılar..
‘2010/2011 şampiyonu Trabzonspor’dur’.
Hepsi alınlarından öpülmekliktir..