Yerel seçimlerin yapılmasına fazla zaman kalmadı. Adaylar hemen hemen belirlendi. Ama bu kişileri kim belirledi? İşte biz seçmenleri ilgilendiren sorun bu. Fransız Jules Simon’un sözü, her seçim öncesi belleğimde canlanır.
Simon diyor ki, “Köle olmak istemeyen ve şeref arayan kimse partilerin ve liderlerin gözünde bozguncudan başka bir şey değildir” Simon bu sözüyle partilerdeki lider diktatöryasını ve partiler içi oligarşinin acı gerçeğini seriyor ortaya. Peki, yalan mı söylüyor Simon?
Partiler içinde sürüp giden siyasal bunalımın temelinde yatan parti yönetimlerinin demokratik kuralları uygulamamalarından kaynaklanıyor. Açık söylememiz gerekirse ülkemizdeki tüm partilerde liderler demokrasisinin olduğunu söyleyebiliriz.
Bence az gelişmiş ülkelerin temel sorunudur bu. Çünkü hiçbir ileri toplum, bir parti liderini “Tanrı’nın oğlu” haline getirmemiştir.
Gittikleri yerlerde liderlere tutulan görkemli alkış fırtınasına bir de oradaki halk temsilcileri katılır ki işte o zaman felaket başlar. Çünkü lider alkışlarla kendinin beğenilmesi sarhoşu olmuştur. O artık herkesten akıllıdır, herkesten bilgilidir.
1960 sonrası seçimlere yaşımızın gereği ilgi duydum. Gördüm ki liderin emrine girmiş ve onun sözünden çıkmamış kişiler dört senenin hesabı içine girer ve geleceğini, milletten değil de liderden garanti altına alır.
Eğri oturalım doğru konuşalım. Şu anda aday gösterilen o saygın kişiler, biz seçmenlere dayatma değil midir? Yani ben onu aday gösterdim sen de tıpış tıpış git ona oy ver. Peki, ben kime oy vereceğim Allah aşkına? Ben partimin tüzüğünü beğeniyorum, uluslararası alanda benimsediğim partinin konumunu da benimsiyorum; ama liderin gösterdiği adayı tanımıyorum ki. Tanısam bile bana göre aday adayı olan kişilerin içinde aday gösterilenden daha yetenekli, daha becerikli, ve kültürlü insanlar da vardır. Seçmen olarak benim benimsediğim kişi karşısında parti beni piyon olarak kullanması zoruma gidiyor.
Bir de denenmiş arkadaşların üzerinde ısrarcı olmak bence yanlıştır. Yeni beyinler, yeni yetenekler, geleceğin liderleri olacak insanları denemek hem ülkemiz açısından hem de partiler açısından yararlı olur diye düşünüyorum.
Lider sultası, demokrasinin geleceği açısından ve parti yönünden tehlikelidir. Çünkü siyaset ve toplum kesimleri şartlandırılmış olursa elbette ki siyasal barıştan ve ulusal birlikten söz edemeyiz. Aksine bölünmelere ve iç çatışmalara zemin hazırlamış oluruz ki bundan partiler de ulus da zarar görür.
Yerel yönetimlerde yerel sorunları ancak orada büyümüş ve seçime girmiş insanlar bili, ve çözer. Yoksa ithal edilen insanlara yerel yönetimler bırakılırsa orasını tanıyana kadar dört yıl geçer bile.
Düşünün bir kere, aday adayları mahalle mahalle, hatta ev ev gezerek kendilerini tanıtma, projelerini anlatma olanağı bulsalar, parti temsilcilerinin seçimiyle aday olsalar güzel olmaz mı? Halkın beğenisini kazanmış ve ara seçimle aday olmuş aday kesinlikle daha güvenli olacaktır. Çünkü hem kendine karşı hem de kendini seçen parti delegelerine karşı sorumluluk taşımış olacaktır.
Yerel yönetimlerde belediye meclisi üyeleri ve il genel meclisi üyelerinin oluşturduğu meclis, yüksek düzeyde siyaset arenasıdır. Seçilip oraya gelmiş olan kişi katılaşmış parti kimliğini bırakıp temsil ettiği insanlara ve o insanların yaşadığı semtlere, köylere hizmet etme ülküsünü yaşamalıdır.
Ancak liderin seçtiği ve bizi oldu bittiye getirerek oy kullandırdığı başkan veya meclis üyeleri biz seçmene karşı değil, onu seçen lidere karşı sorumludur ki bunun neresi toplum iradesi, neresi demokrasi?