SİYASİ MENAJER ÜNAL KARAMAN

Ünal Karaman’ın hikâyesini yalnızca futbolculuk, teknik direktörlük ve milletvekilliği başlıkları altında okumak eksik kalır. Uzun yıllara yayılan serüveni, futbol ile siyasetin birbirine ne kadar benzeyebildiğini de gösteriyor. Her iki sahada yetenek kadar istikrar, söylem kadar tutarlılık, aidiyet kadar hafıza önem taşıyor.

Karaman iyi futbolcuydu. Yeteneği ve mücadele gücü tartışılmazdı. Ancak bütün kariyerini kusursuz bir profesyonellik hikâyesine dönüştürmek, geçmişe gereğinden fazla makyaj yapmak olur. Sakatlıklar, performans dalgalanmaları ve profesyonellik anlayışı etrafında yıllarca konuşulan tartışmalar hafızalarda hâlâ capcanlı duruyor. Av merakı nedeniyle kamuoyuna yansıyan hukuki süreç konusunda ise kesinleşmiş sonucu görmeden hüküm vermemek gerekir. Karaman ayrıca Trabzonspor'a ilk kez siyaseti sokan siyasi dehadır.

Teknik direktörlük kariyeri de benzer iniş çıkışlarla geçti. Çeşitli kulüplerde görev aldı, zaman zaman umut yarattı ancak uzun soluklu bir teknik adam kimliği oluşturamadı. Trabzonspor ona önemli bir alan açtı. Şehir Karaman’ı yeniden sahiplendi, tribün arkasında durdu, bordo mavili camianın itibarı kariyerine güçlü bir vitrin sundu.

Ayrılık sürecinde yaşanan alacak tartışmaları ve kamuoyuna yansıyan sert ifadeler ise başka bir mevzu. Elbette herkes emeğinin karşılığını ister. Buradaki mesele para değil, kendisine büyük bir aidiyet alanı açmış Trabzonspor’la hesaplaşırken kullanılan üslup ve o üslubun camiada bıraktığı “acı tortu”dur.

Sonra Karaman için futbol sahnesinin yerini siyaset aldı.

İYİ Parti’den milletvekili seçilen Karaman, daha sonra AK Parti saflarına geçti. Bir siyasetçi parti değiştirebilir. Asıl mesele, bu değişimin hangi fikrî muhasebenin sonucu olduğunu anlatabilmesidir. Çünkü seçmen sandıkta yalnızca bir isme değil, o ismin temsil ettiğini söylediği siyasi çizgiye de vekâlet verir.

Futbolda transferin karşılığı bellidir. Sözleşme yapılır, forma değiştirilir. Siyasette ise eski konuşmalar, itirazlar ve seçmene verilen sözler soyunma odasında bırakılamaz. Rozet birkaç saniyede değişebilir ama siyasi hafıza yakadan sökülen bir metal parçası kadar kolay yer değiştirmez.

Tam burada “Ölürüm Türkiyem” imgesi başka bir anlam kazanıyor.

Yıllarca milliyetçi hassasiyetleri güçlü bir kimlikle öne çıkan Karaman’ın bugünkü siyasi tercihleri, geçmişteki söylemleriyle birlikte okunacaktır. Milliyetçilik yalnızca türkülerden, hamasi cümlelerden ve yüksek perdeden verilen mesajlardan ibaret kaldığında fikir olmaktan çıkar, dekor haline gelir. Bir düşüncenin gerçek ağırlığı alkış aldığı günlerde değil, siyasi bedel doğurduğunda anlaşılır.

İnsan fikrini değiştirebilir. Gerekçesini açıklar, seçmenine hesabını verir, siyasi sorumluluğunu üstlenir. Açıklanmayan keskin dönüşler ise zamanla fikir değişikliğinden çok kariyer mühendisliği görüntüsü verir.

Tam bu noktada Ümit Dikbayır’ın kamuoyuna yansıyan açıklaması Karaman’ın siyasi hikâyesine ironik yeni bir başlık ekliyor.

Dikbayır, AK Parti saflarına katılmak amacıyla Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la yaptığı görüşmenin kurulmasında aracılık eden ismin Trabzonspor’un eski “OYUNCUSU”, ardından teknik direktörü ve bugün Konya Milletvekili olan Ünal Karaman olduğunu ifade etmiş.

İnsanın aklına deli deli sorular geliyor.

Futbolculuk döneminde de aracılık yapmış mıdır Karaman?

Hocalık yıllarında teknik direktörlüğün yanında menajerlik de yaptı mı?

Yoksa futbol sektöründe resmî olarak yapamadığı menajerliği Türk siyasetine taşıyarak yeni bir kavramın kapısını mı açıyor?

SİYASET MENAJERLİĞİ.

Dün kendi siyasi transferiyle gündeme gelen Karaman’ın bugün başka bir ismin transferinde aracılık yaptığı iddiası doğruysa, futbol ile siyaset arasındaki benzerlik hayli ilginç bir noktaya ulaşmış demektir.

Belki yakında siyasi partiler scout ekipleri de kurar. Kim mevcut takımında huzursuz, kim rozet değiştirmeye müsait, hangi isim hangi kadroya uygun... Siyasetin fikir rekabetinden kadro mühendisliğine kaydığı yerde bunların hiçbiri artık şaşırtıcı görünmüyor.

Ünal Karaman futbol dünyasını iyi bilir. Ancak siyasetin futboldan ayrıldığı kritik bir yer vardır: Futbolcu eski kulübünden ayrılırken formasını soyunma odasında bırakabilir, siyasetçi geçmişini bırakamaz. Söylediği sözler ve seçmeninden aldığı vekâlet gittiği her yere onunla birlikte gelir.

Transfer yapılır ancak geçmiş transfer edilemez.

Bugün tartışılması gereken Karaman’ın yakasındaki rozetten çok, dün savunduğu fikirlerle bugün bulunduğu siyasi konum arasındaki mesafedir. “Ölürüm Türkiyem” türküsünü söylemek kolaydır. Zor olan, o sözlerin yükünü siyasi konjonktür değiştiğinde de omuzda taşıyabilmektir.

Çünkü türküler makam değiştirerek söylenebilir, siyasi makamlar da değişebilir.

Ama madem mesele artık başkalarının transferinde de aracılık etmeye kadar uzanıyor, Karaman’a futbolun diliyle seslenmekten başka ne kalıyor?

Bu kadar da olmaz demeyin.

Olur olur, hem de BAL gibi olur.

Olmaz dediğimiz ne kaldı ki? Hep beraber görmedik mi?

Hadi Karaman! Kim tutar seni?

İYİ çalımcısın.

Yolun açık olsun.