Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar 61.Hükümet’te işi en zor bakanlardan biri konumunda. Bir yandan çevre, diğer yandan şehircilik konusunda Türkiye’nin uzun yıllardır, kanayan yarası olan olaylara çözüm üretmek bu çözümü üretirken kurallara uyulup uyulmadığını takip etmek hiç de kolay bir iş değil!
Çünkü Türkiye’nin her dönem en büyük sorunlarının başında şehircilik anlamında çarpık yapılaşma ve çevreye karşı hepimizin ama hepimizin adeta tecavüz edercesine tutum ve davranışlarımız geliyor.
Yaşarken bunları hep görüyoruz!..
Temiz, çevreci ve modern şehirleşme önce kendimizden başlar!..
Peki ne olmuş yıllarca!
İşte:
Şehirlerimizi nefes alamaz ve beton yığını haline getirmişiz!..
Yeşilimizi her geçen gün daha da öldürmüş, ormanlarımızı katletmişiz!..
Herkesin inşaat mühendisi gibi rol aldığı inşaat sektöründe işi bilsin bilmesin herkes müteahitlik yapar olmuş!
Yaşadığımız acı depremler sonrası ortaya çıkan acı manzaralar bunları göstermedi mi?
Denetimler hikaye olmuş!..
Ne derseniz deyin!.
İşte yıllardır sadece konuştuğumuz ama iş icraata geldiği zaman ‘Bana ne?’ dediğimiz acı gerçeklerin üzerine gitmek kolay bir iş değil!
Türkiye’nin böylesine önemli sorunlarının üzerine gidilmesi için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı oluşturularak hamleler yapılmaya başlandı...
Bakanlığın koltuğunda da hemşehrimiz Erdoğan Bayraktar’ın oturması bir şans!..
Hiç kuşkusuz işi kolay değil!..
Tabuları yıkacak önemli işlere imza atıyor. Türkiye’nin her köşesinde toplumu, iş dünyasını, inşaat sektörünü bilinçlendirmek için konferanslar ve toplantılar yapıyor!..
Görülüyor ki çıkarılan yasalar ve ortaya koyulan yönetmenliklere uyulduğu zaman çok şey değişecektir.
Müteahhit sektöründen, sağlıklı kentsel dönüşümlere, çevreye sadakat duygusundan depreme dayanıklı yapılaşmaya, şehirleşmeye kadar her alanda çözüm üretmek için sahaya inilmiş durumda gece-gündüz çalışılıyor.
Henüz Bakanlığın yeni olmasına rağmen azzamanda güzel işler yapıldığı ortada...
***
Bakın Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez bir Bakanlığın 2012 yılında başlattığı ‘Temiz Türkiyem Yarışması’ bu yıl da yapılıyor.
Bakan Bayraktar’ın başlattığı örnek uygulamalardan biri olarak önemli bir yarışma.
Neden mi önemli?
Çevre konusunda toplumu bilgilendirmek ve bilinçlendirmek amacıyla düzenlenen yarışmaya belediyeler ve sanayi tesisleri katılacak.
Bakalım hangi belediyeler, hangi sanayi tesisleri yarışmaya müracaat edecek.
Bu yarışmaya kimlerin katıldığı ve alınan sonuçlar tek tek açıklanmalı..
Kim duyarlı, kim duyarsız!..
Güzel bir test!.
Bu yarışmada en temiz kent yarışmaları kapsamında belediyelerin, atık yönetimi, atıksu arıtma, hava yönetimi, iklim değişikliğiyle mücadele, büyük endüstriyel kazaların önlenmesi ve acil müdahale, hafriyat toprağı, inşaat ve yıkıntı atıklarının kontrolü konularında yürüttükleri çalışmalar değerlendirilecek!..
En temiz sanayi tesisi ve en temiz organize sanayi bölgesi yarışmaları kapsamında ise çevre izinleri, çevre denetimi, atık su yönetimi, atık yönetimi, hava yönetimi, iklim değişikliği, temiz üretim uygulamaları ve çevre alanında yürüttükleri sosyal sorumluluk projeleri, sahip oldukları sistem ve kalite bilgileri konuları da masaya yatırılmış olacak..
O nedenle önemli bir test...
Yarışmada, ‘En Temiz Kent’ kategorisinde, Büyükşehir Belediyeleri kategorisi, nüfusu 50 bin ile 750 bin arasında olan belediyeler kategorisi, nüfusu 10 bin ile 50 bin arasındaki belediyeler ve büyükşehir ilçe belediyeleri olmak üzere 4 kategoride düzenlenecek.
Yarışma kapsamında her kategoride en başarılı bulunan 3 belediye ve sanayi tesisi "Çevre Beratı" ile ödüllendirilecek.
Güzel bir sınav!
***
Tabiki yaşadığımız ülkeye, bölgeye, şehre, çevreye sadakat duygusu sadece bir bakanlığın yapacağı yarışma ve ortaya koyacağı kurallarla değil, önce kendi vicdan duygumuzla sadakat önemlidir.
Önce aynaya kendimiz bakacağız.
En basit örneği başkası ağaç keserken, ormanları katlederken ‘Vah vah’ deriz ama iş kendi evimizi yapmaya gelince ağaçları ve ormanları yok etmeyi mübah sayarız.
Yurt dışına çıktığımızda yere bir şey atarken ‘Aman atmayayım, gören olur’ derken ülkemizde ‘Aman kim görürse görsün’ diyen bir zihniyete sahip olduğumuzu unutmayalım!..
O nedenle önce insanların kendisinde sorumluluk duygusu olmalıdır..
Yoksa yazılacak cezalarla olacak işler değil bunlar!..
Çünkü onda da “Cezayı veririm, işimi de yaparım” mantığına hakimiz.
Kurallar insanlara ceza verilsin diye değil, insanlar uysunlar diye konulmuştur...
Sorumluluk kendimizle başlar!..