Bugün Cumhuriyetimizin kuruluşunun 91. yıldönümü..
Bir başka deyişle Türk milletinin bir büyük millet olarak dünya sahnesinde varoluşunun en önemli kilometre taşı..
‘Türkün makus talihi’ni yenen “Ey Türk gençliği, cumhuriyeti biz kurduk, onu yüceltecek olan sizlersiniz” diyen bir büyük insanın, bu büyük millete en büyük armağanının kutlandığı gün bugün..
Öyle bir lider ki..
O, düşünceleriyle, eylemleriyle ve de devrimleriyle 20. yüzyılı ve dünya tarihini derinden etkiledi. Çanakkale’den başlayan, Sakarya ve Dumlupınar ile devam eden askeri başarıları ve daha sonraları gelişen siyasal dehası ile yüzyılımızın tarihine yön verdi.
Parçalanmış bir imparatorluktan ulusal bir devlet yarattı.
Bir büyük milleti yeniden inşa etti..
İnsanları teba olmaktan kurtarıp uygar yurttaşlar konumuna getirdi.
Geri kalmış, geri bıraktırılmış bir toplumdan, bir cumhuriyet yaratarak Türkiye’de aydınlanma devrimini, Türk hümanizmini başlattı.
'Ne mutlu Türküm diyene' diyerek, bir büyük milleti yeniden uyandırdı. Tarih sayfalarında Türk ulusunun egemen bir ulus olarak yer almasını sağladı.
19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan Mustafa Kemal, o günlerde millî kurtuluş konusundaki dağınık fikir ve hareketlerin örgütlenmesi çabası içinde şu kararı almıştı:
“Anadolu’dan idare edilecek bir hareketin başına geçmek.”
Atatürk, bu görüşünü sonradan Büyük Nutuk’ta “Bir tek karar vardı. O da millî egemenliğe dayanan, kayıtsız, şartsız, bağımsız bir devlet kurmak” şeklinde özetlemiştir.
Daha Millî Mücadeleye başlamadan önce, Birinci Dünya Savaşı’nın felaketli sonuçlar doğurduğu günlerde, Atatürk için Türk gençliği başlıca umut kaynağı idi. Atatürk’ün Türk gençliği ile ilgili görüşlerini açıklayan en eski belge, 1918’de kendi el yazısı ile yazdığı şu satırlardır:
“Her şeye rağmen muhakkak bir ışığa doğru yürümekteyiz.
Bende bu imanı yaşatan kuvvet, yalnız aziz memleket ve milletim hakkındaki sonsuz sevgim değil, bugünün karanlıkları, ahlâksızlıkları, şarlatanlıkları içinde sırf vatan ve hakikat aşkıyla ışık serpmeye ve aramaya çalışan bir gençlik görmemdir.”
Mustafa Kemal'in en büyük ve önemli kararı; Millî Hâkimiyete dayalı yeni bir Türk Devleti kurmak olmuştur. O nedenle bugün 91. yıldönümünü kutladığımız, ilelebet kutlayacağımız Türkiye Cumhuriyeti O'nun hem ebedî, hem de en büyük eseridir.
Atatürk bu kararını Büyük Nutuk’un başında şöyle açıklamıştır :
“Üç nevi karar ortaya atılmıştı. Birincisi, İngiltere himayesini talep etmek, ikincisi Amerika mandasını talep etmek. Bu iki karar sahipleri Osmanlı Devleti’nin bir bütün halinde muhafazasını düşünenlerdi. Üçüncü karar mahalli kurtuluş çarelerine bağlı idi. Meselâ bazı mıntıkalar, kendilerinin Osmanlı Devleti’nden ayrılacağı nazariyesine karşı ondan ayrılmamak tedbirlerine tevessül ediyor. Bazı mıntıkalar da Osmanlı Devleti’nin imha ve Osmanlı memleketlerinin taksim olunacağını ‘olup bitti’ kabul ederek kendi başlarını kurtarmağa çalışıyorlar.”
Atatürk sözlerine şöyle devam eder :
“Efendiler, ben bu kararların hiç birinde isabet göremedim. Çünkü bu kararların dayandığı deliller ve mantıklar çürük ve esassızdı. Hakikati halde, içinde bulunduğumuz tarihte Osmanlı Devleti’nin temelleri çökmüş, ömrü tamam olmuştu. Osmanlı memleketleri tamamen parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türk’ün barındığı bir ata yurdu kalmıştı. Son mesele bunun da taksimini temin ile uğraşmaktan ibaretti. Osmanlı Devleti, onun istiklâli, padişah ve halife, hükümet, bunların hepsi medlûlü kalmamış bir takım manasız lâflardan ibaretti. Efendiler, bu vaziyet karşısında bir tek karar vardı: O da millî hâkimiyete dayanan, kayıtsız ve şartsız yeni bir Türk Devleti kurmak. İşte, daha İstanbul’dan çıkmadan önce düşündüğümüz ve Samsun’da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulamağa başladığımız karar bu karar olmuştur.”
Atatürk kurtarıp kurduğu genç Türk Devleti’ne “Misak-i Milli” sınırları içinde yaşayan farklı inanç, düşünce ve soydan gelenleri bir inanç etrafında toplamayı başarmış, ‘Türküm’ diyen ve kendini Türk olarak gören herkesin, vatandaşlık haklarından eşit olarak yararlanacağını önemle ve hiç bir yoruma imkân vermeyecek şekilde açıkça belirtmiştir.
Atatürk, 4 Aralık 1923’te yaptığı bir konuşmasında cumhuriyetimizi şöyle değerlendiriyordu:
“Cumhuriyetimiz öyle sanıldığı gibi zayıf değildir. Cumhuriyet bedava da kazanılmış değildir. Bunu elde etmek için bolca kan döktük. Her yana kırmızı kanımızı akıttık. Gerektiğinde kuruluşlarımızı savunmak için gerekeni yapmaya hazırız. Cumhuriyet özgür düşünce yanlısıdır. Candan ve yasal olmak koşulu ile her düşünceye saygımız vardır. Her anlayış bizce saygındır. Yalnız bize karşı çıkanların insaflı olması gerekir.”
Her şey bu cümlelerde saklı değil mi?
O sıkıştıkları zaman her defasında siyasetçilerin dile getirdiği egemenliğin, Türk milletine ait olduğu zihniyetini devlet hayatımıza kazandıran kimdir?
O!..
“Millî egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur. Milletlerin esareti üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmağa mahkûmdur” diyen kimdir?
Yine O..
Atatürk tek şahıs saltanatından milli hâkimiyete geçişin önderidir.
Türkiye’de millî iradeyi hâkim kılmak isteyen, demokrasi taraftarlarının önderidir.
Ulusal bağımsızlık savaşını kazanmada, nasıl ki hareketin kaynağı ulusun kendisi olduysa, çağdaşlaşma savaşının kaynağı da yine ulusun kendisi olmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk on yılı 29 Ekim 1923’te bütün yurtta heyecanla kutlanırken, bütün Türk Milleti tek ses olmuş haykırıyordu :
“Çıktık açık alınla 10 yılda her savaştan.”
Bağımsız son Türk Devleti’nin, ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü parçalamayı amaçlayan bazı çevrelerin, yüreklerden sökemedikleri Atatürk’ü hafızalardan silme çabaları pek de yadırganmamalıdır.
Çünkü onu hafızalardan silmek gayreti Türk milletini tarihten silme gayretidir..
Çünkü Mustafa Kemal ve kurduğu Türk milletine emanet ettiği cumhuriyet, Türk milletinin varlığının ilelebet teminatıdır..
Vatan Mustafa Kemal Atatürk'e minnettardır.
Yolunda yürüyen bir yolcunun, yalnız ufku görmesi yeterli değildir.
Muhakkak ufkun ötesini de görmesi ve bilmesi gerekir!.
Sonsuza dek Cumhuriyet..
Bayramımız kutlu olsun..