4000 yıllık bir geçmişe sahip olan bu şehrin tarihi dokusuyla bağları kopsa da renkli ve farklı aroması yetenekli insanların yoğun olmasını sağlıyor. Özellikle resim sanatında bu yoğunluğu fazlasıyla görüyoruz. Ve bir kadın ressamın bu topraklardaki renkli dokunuşlarını göreceğiz.

Güler Genç Erol’un yaptığı resimlerle ve yetiştirdiği öğrencilerle kadın bir ustanın doğduğu bu topraklardaki var oluşunu hissedeceksiniz.

Çalışmalarında daha çok ekspresif bir yaklaşımla özellikle renk, leke ve doku gibi plastik değerleri öne çıkarırken kendi istek ve hayallerini önemseyen, farkındalıklarını yaratabilen, gücünün farkında olan kadınları betimliyor. Trabzon’daki Atölyesinde bir kahve molasında başarılı ressam ve akademisyene sorduk hikâyesini...

HAYATIMIN BİR PARÇASI OLDU

1.Resim yapma hikâyeniz nasıl başladı?

Çocukluktan itibaren hayatımda her zaman öncelikli bir uğraştı resim. Başta hiç sanat eğitim almamış olmasına rağmen iyi bir porter ustası olan amcam benim ilk rol modelim olmuştur. Sanırım ailemizin genlerinde bu alana karşı bir genetik yatkınlık olması dolayısıyla ben ve benden sonraki kuşakta da bu yeti kendini göstermeye devam etti. İlkokul çağında başlayan bu serüven sonradan mesleğim ve hayatımın bir parçası oldu. 

2.Trabzon'da çok ressam yetişmesinin sebebi nedir?

Trabzon’un kültürel zenginliği günümüze taşıdığı değerleri birçok sanatçının yetişmesine zemin hazırlamıştır. Coğrafi konumu doğası denizi iklimi ve bünyesinde barındırdığı bin bir renkleri yetiştirdiği sanatçılar için sonsuz ilham kaynağı olmuştur. 1991 yılında faaliyete geçen Karadeniz Teknik Üniversitesi, Fatih Eğitim Fakültesi, Akçaabat Güzel Sanatlar Akademisi, Güzel Sanatlar Lisesi ve birçok değerli sanatçıların eğitim verdiği resim kursları bu sürece ciddi katılar sağlamıştır.

Tüm bu oluşumların sonucunda toplumdan bir karşılık bulan resim sanatı, yeni sanatçıların oluşmasına katkı sağlamıştır. 

3-Resim sanatı topluma ne mesajlar verir?

Tarih boyunca özellikle Rönesans’tan buyana sanatın toplum üzerindeki etkisini incelediğimizde sanatın toplumun aynası olduğunu görürüz. Aynı zamanda arşividir. Örneğin Osmanlı minyatürleri o dönemin sosyal yaşantısı hakkında ciddi bir kaynak olarak karşımıza çıkıyor. Öte yandan sanatın psikolojik etkisinden de bahsedebiliriz. Günümüzde “Art Terapi” ile resim sanatının iyileştirici gücünü kullanabiliyoruz. 

KENDİ BAŞINA VAR OLAN KADINLAR

4-Resimlerinizde dokunduğunuz temalar nelerdir?

Tablolarımda figüratif kompozisyonlara yer veriyorum. Son dönem çalışmalarımda özellikle şehirli kadınları, gündelik hayattaki sosyal ilişkileri kimi zaman bir masa başında sohbet ederken kimi zaman tek başına mağrur kadeh kaldırırken görürsünüz. Benim kadınlarım ne cinsel bir varlık olarak ne de ideal bir güzel olarak resimlerimde yer almaz. Tam tersi dayatılmış güzellik algısına atıfta bulunur. İdeal güzellik taşımayan figürler plastik değerler olarak karşımıza çıkar. Güçlü yoğun duyguları olan ve kendi başına var olan kadınlardır onlar. Kimi zaman yorgun derin düşüncelere dalmış melankolik. Kimi zaman kaygısız günlük telaşa kendisini kaptırmış günün sonunda bir masa etrafında toplanmış olan kadınların oluşturduğu kompozisyonlarda bazen bir balık bazen bir vazodaki çiçek ve bazen de bir meyve tabağı yer alır. Sadece benim anlam yüklediğim bu biçimler aslında gizemli birer semboller olarak resimde yer alır.

“Yaşamak güçtür onun neşesi sanattır.” der Leonardo da Vinci. Günümüzün gelişen dünyasında karşılaştığımız birçok sorun hayatımızı zorlaştırmakta. Özellikle gençlerin stres ve kötü alışkanlıklardan uzaklaşabilmesinin en kolay yolu sanatla iç içe olmalarıdır. Aynı zamanda kültürel varlıkların korunması sanata değer verilmesi, sanata karşı duyarlı insanlar yetiştirmekle mümkün olabilir. Resim sanatı insanların duygu ve düşüncelerini toplumda olan olumlu veya olumsuz tüm olaylar karşısında duruşunu güçlü bir şekilde ifade etme aracıdır.  İnsana ve çevreye değer katarak farklı bakış açıları kazandırmanın yoludur sanat. Ulu önder Atatürk’ün de söylediği gibi sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.

5.Yaşadığınız bu coğrafyanın renkleri eserlerinize yansıyor mu?

Evet sanırım Karadeniz doğasında olan çok renklilik, hareketlilik ve coşkusu insanı etkisi altına alıyor. Karadeniz’i sanat akımlarından birine benzetecek olursam ekspresyonizme benzetirim. Bu coğrafyanın insanı olarak bende kendimi ekspresyonist tarza daha yakın buluyorum. Renk leke ve doku kompozisyonlarımın olmazsa olmazıdır. Rengi seviyorum özellikle kroması yüksek kırmızı benim için özgürlük, hareket ve cesareti temsil ediyor. 

Zaten Karadeniz insanın dobra cesur ve birazda hırçın olduğunu düşünürsek bu cesaret çok da abartılı olmaz herhalde?

SANAT EĞİTİMİ ŞART

6-Yaptığınız bir resim hangi duygularla oluşuyor?

Ben hiçbir resmime eskiz yaparak başlamam. Çünkü her resim kendi bünyesinde o anı ve o zamandaki duyguları barındırmalı diye düşünüyorum. Ve her eserin ilk oluşum aşaması yeni bir heyecan ve sancılı süreç barındırıyor. Ardından bu süreç bir oyuna dönüşüyor. Kimi zaman eğlenceli kimi zaman oldukça stresli, sonunu tahmin ettiğim ama asla tam olarak bilmediğim bir oyun.

7-Ressam olabilmek için sanat üzerine eğitim almak yeterli ve gerekli mi?

Resim yaşanmışlıkların ve duyguların yorumu olarak nitelendirilse de belli bir akademik eğitimden geçmelidir görüşündeyim. Akademik terbiyenin eser oluşumunda etkisi yadsınamaz. Elbette bu tek başına yeterli bir unsur değildir. Bu akademik terbiyenin doğru kanallardan alınması özgünlüğün ve yaratıcılığın ön planda tutulması kaçınılmazdır. Ardından klasik tabirle çalışmak çalışmak çalışmak... Evet alaylı olup da bu alanda isim yapmış başarılı sanatçılar da yok değil ama bunlar sınırlı sayıdadır. Maalesef günümüzde online mecraların avantajlarıyla bir şekilde resim alanında isim yapmayı başarmış ama eser üretemeyen ve kendine sanatçı dedirtebilen birçok ismi de görmekteyiz. O nedenle sadece sanatçı olmak için değil iyi bir sanatsever olabilmek içinde sanat eğitimi şarttır. Ancak bu şekilde kültür seviyesi yüksek bir toplum oluşturmak mümkün olabilir.

KAZANDIRMAK HEDEFLENİR

8-Bir akademisyen olarak okulunuzda bir öğretmen mi yoksa ressam mı yetiştiriyorsunuz?

Aslına bakarsanız eğitim fakültelerinde bilindiği üzere öğretmen yetiştirilir. Ancak güzel sanatlar alanının bu konuda ayrıcalıklı olduğunu düşünüyorum. Diğer öğretmenlik bölümleri tek disiplin üzerine kurulu iken görsel sanatlar dört disiplin üzerinden yol alır(Estetik-Uygulama-Sanat Eleştirisi ve Sanat tarihi). Yani görsel sanatların tüm birimleri eğitim sürecinin zenginleştiren konuları barındırır. Dolayısıyla sanat üzerine bu kadar komplike bir eğitim verilirken yetiştirdiğimiz bireyler sadece öğretmen olması beklenemez. Aynı zamanda sanatı içselleştirmeyen, uygulayamayan, estetik bakış açısı olmayan bir öğretmenin sanat adına öğrencisine verebileceği şeylerde sınırlı olacaktır. Görsel sanatlar alanında öğrencilere estetik bakış açısı, yaratıcılık ve kendini ifade edebilme gibi birçok özellikler kazandırmak hedeflenir. Biz eğitimciler bizzat kendimiz bu özellikleri taşımadan rol model olmamız mümkün olamaz. 

9-Sizce sanat kim içindir?

Klişe bir tartışma konusu vardır, yıllarca süregelen... "Sanat sanat için mi?" Sanat toplum için mi?" ... Sanat öncelikle insanın kendi ruhunu beslemesi ve büyütebilmesi için... Bir diğeri toplumun ve gelecek nesillerin gerçek anlamda var olabilmesi için... Kültür bilinci yüksek değerleri olan seçici bireyler yetiştirmek için... Ve insanlığa güzellik katabilmek adına hepimiz için olmalı...

OLMASI GURUR VERİCİ

10- Sizi etkileyen sanatçılar kimlerdir? 

Güzel sanatlar eğitimim sürecinde birçok sanatçı tanıyıp hayranlık duydum. Birçok öğrenci gibi ama Fransız ressam H. Toulouse Leautrec benim en çok hayranlık duyduğum isimlerin başında geliyordu. Yakın ve günümüz ressamlarından da elbette birçok beğendiğim isimler var. 

11-Türkiye'de ki kadın ressamları beğeniyor musunuz?

Elbette çok beğendiğim kadın sanatçılar var bir kısmı kuşak olarak benden öncekiler büyük bir kısmı da günümüz sanatçılar arasından geçmişe oranla artık kadın sanatçıların daha çok bu camiada yer almış olması gurur verici. 

BİZİM FRİDA KAHLO 

12-Başarılı bir kadın ressamın bu ülkedeki karşılığı ya da zorluğu nedir?

Sadece ressam olarak değil kadın olarak sosyal hayatta da maalesef hak ettiği yeri bulamadığı kanısındayım. Ülkemizde 1882 yılında ilk kurulan Güzel Sanatlar Fakültesi olan Sanayi-i Nefise Mektebi sadece erkek öğrencileri kabul ediyordu. Ancak 1914 yılında ilk kadın ressamlarımızdan olan Mihri Müşfik hanımın üstün çabalarıyla kurulan ve sadece kız öğrencilere eğitim veren ayrı bir okul (İnas Sanayi-iNefise Mektebi) kurulmuştur. Nihayetinde 1926 da bu iki okulun birleşmesi ile kız ve erkek öğrenciler aynı kurum içerisinde eğitim alma hakkına sahip olmuştur.

 Özellikle bizim toplumumuzda kadına yüklenmiş birçok yük ve sorumluluk var. Çok uzun bir sürece yayılmış kadın hakları sorunu var ne yazık ki. Ülkemizde çok başarılı bir ressam veya iş kadını dahi olsanız yine de erkeklerden daha fazla roller üstlenmiştir. Benim de resimlerimde dik duran cesur kadınlarım bunun mücadelesini vermekte aslında. 

13-Resim ile bağınız nasıl oluştu, sizi resme çeken neydi ve resim yapmanın büyüsünü nasıl açıklarsınız?

Söylediğim gibi ben çocukluktan itibaren sanatla haşır neşir olan bir ortamda büyüdüm. Her zaman içinde olduğum doğal bir gelişim süreci olmuştur. Her koşulda kendime resim yapacak bir zaman buluyordum. Çünkü içten gelen bir ihtiyaçtı benim için bu aktivite. Çok şanslıyım ki ailem de bu konuda daima destek olmuştur. Resim yapmak benim için bir yaşam tarzı. Artık başka türlü nasıl yaşanır bilmiyorum. Öyle ki son 10 yıldır sanat alanındaki birikimlerimi yine güzel sanatlar mezunu olan kız kardeşim ile birlikte tekstil alanına aktarıyoruz. ''Giyilebilir sanat" fikri ile yola çıkarak kendi markamızı oluşturduk. Bir yandan tuval üzerine yaptığım resimleri öte yandan kıyafet üzerine de uygulayıp moda tasarımı alanında da varlık gösteriyoruz. 

ÖNCELİĞİM OLDU

14-Öğrencileriniz ile aranız nasıl? Sizce bir gün onlarda sizin gibi ressam olabilirler mi?

Öğrencilerimi çok seviyorum. Onlarında beni sevdiğini biliyorum. 26 yıllık meslek hayatımda her zaman onların gözüyle bakmayı hedefledim. Kant'ın bir sözü benim için çok değerlidir. "İnsan ancak sevdiği insanlardan bir şey öğrenir". Yani öğrencileri disipline ederken de empati kurmayı ilke edindim kendime. Onların her birini değerli bir birey olarak kabul edip, onlara gerçek anlamda kalıcı bir şeyler verebilmek önceliğim oldu. Ezber ve dayatılmış bilgilerin yaratıcılığı körelteceğini düşünerek onlarda var olan yetiyi ve özgüveni ortaya çıkarabilmeyi hedefledim. Tabi ki hepsinden önce iyi ve duyarlı insanlar yetiştirme gayreti içinde oldum. 

Evet bir çoğunun bu alanda büyük başarılar göstereceğine inancım çok. Güvenli bir kısmı bu yolu çoktan girmiş bile. Birlikte aynı platformlarda boy gösterdiğimiz çok sayıda öğrencimde var. Hepsi ile gurur duyduğumu söylemek isterim. 

15-Bordo mavi renkler hayatınızda ve sanatınızda ne kadar var?

Bordo mavi kontrast iki renk çok şey ifade ediyor. Bence müthiş ikili. Resimlerimde de sıkça tercih ettiğim tonlar. Sıcak, soğuk, hırçın, sakin ve tabi ki Trabzonspor.