Bazı fotoğraflara bakarken bir zamanlar umursamadığınız, unuttuğunuz hüzünler gelir birden aklınıza, tekrar dahil olursunuz o anların içine. Hikâye öyle samimi durur ki karşınızda, birden o döneme geçer, içinde bir karakter olursunuz yeniden. Sadece 9x15 cm’lik donuk bir kart ama sizi içine alıyor, baktıkça canlanıyor o günler sanki. Ve başlıyorsunuz kendi anınızı yaşamaya.

Küçükken haritalar çizerdim. Yaşadığım coğrafya hep büyük gelirdi bana, taşar giderdi. Çok uzaklara gittiğimde anladım neden sığmadığımı, sonra tekrar baktım o fotoğrafa.

Büyüdükçe bakışlarım daha çaresiz oldu.

Ama daha samimi bakmaya başladım. Geçmişin izlerini dönüp aradığımda hala var olan duyguları yaşatan kareleri bulmakta güçlük çekmedim.

Bir yayla evinin kapısını aralayıp karanlıktaki ocağın başında oturan ömürleri gördüğümde bir dinginliğe girer ruhum. Bir yandan sadeliği yaşarken, geçmişin derinliklerine huzur dolu muhteşem bir yolculuk yaparım sanki.

***

Olay tam da bu işte. Sıradan değil, sırların samimiyetle hayale değmiş kıymetli kılınan zaman dilimleri. Kitaplar arasındaki güller misali. Bu güzel anılarda fotoğrafta yaşıyor. Ben de yaşıyorum.

Bir değirmene girdiğimde son mısırlarını öğüten ablanın yüzündeki gülümseme, yaşama bir meydan okuyuşu gibi objektifime yansıyor.

Mısırın kokusu alır götürür beni çocukluğuma. Hemen çalarım kapısını Munise ablamın.

Muhteşem mucizesi içinde, sevgisi heybesinde açar cennet gibi kapısını.

Hepimizin yüreğinde daima çiçek gibi duran, hatırlayınca burnumuzun direğinin sızladığı, hey gidi günler dedirten hatıralarımızı görürüm evin içinde.

Köy evinin en müstesna köşesini kaplayan sobanın fırınından çıkmış taze, sıcacık mısır ekmeği, ahırdaki sarıkızın kaymaklı sütünden has bir yoğurt, kalaylı bakır tasla buluşur. Küçük torunlarına bu eşsiz yemeği yedirirken, bana da bir kase uzatır. O an çocukluğumu yaşarım, ah çekerek.

***

Hayatımızın son demlerini yaşarken, kaybolan ruhumuzu aramak için. Sislerin ardına düşüp kış boyu yalnız kalmış dağlara bir ses, verip nefes almak isterim. Coğrafyamın suyunu çeşmelerden içmiş, derelerinde yüzmüş, bahçelerinde oyunlar oynamış, rüzgarında hayallerini savuran, bir topun peşinden yalın ayak koşan neslin bitmez hatıralarını yeniden canlandırdığı seyahatler başlar her yaz yeniden dağlara, yaylalara. Her insan, coğrafyasının harmanından savrulmaya başlıyor hayata. Cesaret ve sevgimizin gücü kadar mutlu anlar bırakırız, akıp giden zamana.

***

Doğduğumuz bu topraklara ruhumuz hep değecek;

Toprağa ayak basmalı,

çimenlerde yürüyüp rüzgarı heybeye doldurmalı.

Çiçeklerden reyha alıp, bir şiir fısıldamalı gönüllerine,

derelerin gürül gürül akan berraklığına selam verip yolun açık olsun be demeli.

Dağlardan uzak diyarlara göç eden bulutlara takılıp,

Kafdağı’nın ardına varmalı biraz da.

***

Çok bereketli toprakları olmayan yaşadığımız yağmurlar coğrafyasında mecburi yolculukları hep yaşadık. Karnımızı doyurmak için göçtük başka diyarlara ama ruhumuz ve aklımız hep kuzeydeydi. Bıraktığı izleri daima hissederek, her dönüşümüzde yeniden baslardık özlemle.