Şöyle bir göz atalım son 24 aya...
Tahliyeler izlemiştik...
Sanırsınız cepheden geldiler, zafer kazandılar...
Görüntüler seçim meydanlarını andırdı; üstü açık arabalardan el sallamalar...
Islıklar, göbek atmalar ve alkışlar...
Kara kapaklı defter ise bayağı bi kabarık...
İddianamede isimleri olanlar “ Biz bir şey yapmadık(!)”
Siyasiler “ ne olur ne olmaz” kaygısıyla, birkaç saat içinde kanun çıkardılar...
Karar sebebi; tamamen yağcılık...
Gözünü sevdiğim, kurban olduğum teknoloji;
“Çin işi, Japon işi” diyeceğim amma, ülke olarak biz de bayağı yol kat ettik hani...
Türk polisi işini iyi ve sağlam yaptı. Savcılar kül yutmadılar, tabir caizse adamın dışkısına bakıp ne yediğini şak diye anladılar...
Ulusal TV sunucularının, Metris’in bahçesindekileri Kırkpınar güreşçileri gibi anons etmesi, kuzu gibi büyütülen, koyun gibi güdülen bazı insanların, yaşananlara/yaşatanlara alkış tutması, akıllara “ Zübük” filmini getirmişti.
***
Trabzonspor şampiyon olmasın diye, akla-hayale gelmeyen ne oyunlar oynandı, ne şeytan’lıklar yapıldı.
Trabzonspor’a emeğinin karşılığı verilmemesi için ne dümenler çevrildi...
Demiştik ki:
“Kim ne derse desin, kim ne yaparsa yapsın, yapılanları/yaşananları yok etmeye-silmeye kimsenin gücü yetmeyecektir”
O anlamda, milyonlarca Trabzonsporlu kenetlendi;
Nüfus kâğıdına “Trabzon” yazmamasına rağmen Trabzonspor’u Trabzonlular kadar sevenlere,
Gökyüzüne baktığına, oklavanın altında ezilmişçesine incelen bulutlara, “Beni Avni Aker’e getir” diyen gurbetçilere,
Çocuğunun Trabzonsporlu olmasında emeği geçen babalara,
Çocuklarına bordo-mavi kazak ören analara,
Maça gitmek için parası çıkışmayan torununa özel yerinde taşıdığı kesesinden para veren nenelere,
Torunlarına “ Trabzonspor gol attı mı?” diye soran dedelere,
Trabzonspor için yaşamayı kendine vazife sayan kardeşlere,
Büyümek-yürümek için acele eden bebelere selam olsun...
***
Onlar; ölmek üzere iken yanındakine “ Trabzonspor şampiyon olursa, mezarıma gelip müjdeli haberi bana verin ” vasiyetinde bulunan 80 yaşındaki bir dedenin akrabalarıdır...
Onlar; “ Ölüm bana koymaz, Trabzonspor’un şampiyonluğunu görmeden ölürsem işte bana koyar” dedikten birkaç gün sonra rahmetli olan 14 yaşındaki Gökhan Uzun’un akranlarıdır...
Onlar; Fenerbahçeli arkadaşını yanlarına alıp Avni Aker’de maç izlemeye giden, dönüşte trafik canavarına teslim olanların arkadaşlarıdır...
Onlar; “Namazın kazası olur, Trabzonspor’u konuşmanın kazası olmaz” diyen, renktaşlarımızın tanıdıklarıdır.
Onlar; ceza yazmakta olan trafik polisine, “ 60 olmasın, 61 lira yaz” diye ısrar edenler ve çevik kuvvet polisine “ Ha 61, ha 16 şampiyon oldu” diyenlerin yakınlarıdır...
Onlar; yıllarca haksızlığa uğramalarına rağmen, 28 sene Peygamber sabrı gösteren, sayıları 8 milyonu bulan ailenin fertleridir...
Çünkü onların peşinden gittiği takım “Adalet” dağıtandır...
***
Bünyamin’im, Serhat’ım, Mesut’um, “ Öleceğimi biliyorum. Ölüm değil Trabzonspor’umun şampiyonluğunu görmeden ölürsem o bana koyar” diyen, soyadı Uzun, ömrü kısa olan Gökhan’ım, Mehmet’im ve Hüsnü’m, Alaattin Aygün, Gökmen Karakullukçu, Bülent Dönmez, Kemal Yılmaz, Faruk Genç, Neşet Akyazı, Kürşat Akyazı, İsmail Akyazı, Yusuf Sevgi, Hasan Sevgi ve Ziya Kara, ulusal ekranları istila eden bazı futbol adamlarını(!) görmenizi-dinlemenizi isterdik... Ee, dik durmak her babayiğidin harcı değildir.
Ben sana ne diyeyim şair ceketli çocuk. Sen bu dünyada iken durumu en güzel özetleyendin:
“Güçsüzlerin güçlülere karşı savaşı” derdin...
İçiniz rahat, ruhunuz şad olsun uşaklar. Kazanmak üzeredir Trabzonspor.
İçimizin yanması; adalet sağlayıcılarının gayrimüslim olması!
***
Sen adalet bekçisi-savunucusu Trabzonsporlu kardeşim, ağlamadan usanıncaya-bıkıncaya-yoruluncaya- doyuncaya kadar ağla...
Çünkü ‘Adalet-Hak’ yerini buluyor...
Özetle yalanı-dolanı-yanlışı, yanlışla kapatmayı başaramadılar.
O yüzdendir; 6 kupa bir yana, o 1 yana..!