Bugün an anlamlı ve en güzel bayram!.. Bir tarafta Ulusal Egemenlik bir tarafta Çocuk Bayramı.. Bu anlamlı bayramda Anıtkabir Komutanlığı tarafından hazırlatılan ve yaklaşık 250 bin adet basılan kitabın, yarısı Anıtkabir’de diğer yarısı ise Türkiye genelinde askeri birliklerde çocuklara dağıtılacak. Öğretmen Binbaşı K.Mehmet Teke tarafından kaleme alınan 'Atatürk de Çocuktu' isimli kitabın birinci bölümde, ailesi, çocukluğu, Harbiye’deki gençlik yılları anlatılıyor. Bu önemli günde, bu anlamlı kitaptan esintilere bugünkü yazımda yer vermek istedim.. Mustafa Kemal'in soyu ile başlayalım..
İŞTE SOYAĞACI
Baba tarafından dedesinin Kızıl Hafız Ahmet Efendi’nin 14-15. yüzyıllarda Karaman’dan Makedonya’ya, Kocacık’a yerleşmiş Kızıl Oğuz (Kocacık) Yörüklerinden olduğu bilgisi veriliyor. Annesi Zübeyde Hanım’ın ise Selanik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleşmiş köklü bir Türk ailesinin kızı olduğu, onların ailesinin de Karaman’dan gelen ve Rumeli’de ‘Konyarlar’ diye bilinen Türkmenlerden olduğu ifade ediliyor.
İNSAN ÜSTÜLÜLÜK TÜRKLÜĞÜM
Atatürk’ün ‘olağanüstü’ bir varlıkmış gibi davranılmasından hoşlanmadığı ise şu anıyla anlatılıyor: Atatürk’ü yakından tanıyanlardan Münir Hayri Egeli bir anısında şöyle anlatır:
Bir gün sofradaki bir kişi:
- Paşam, demişti.
- Kim bilir, çocukluğunuzda ne farklı bir insandınız, kim bilir ne gibi olağanüstü anılarınız vardır?
Atütürk güldü ve Nuri Conker’e döndü:
- Nuri anlatsın, dedi.
Nuri Conker her zamanki alaylı ifadesiyle:
- Bakla tarlasında karga çobanlığı ederdi, cevabını verdi. Deminki soruyu soran kişi, sözün bu yola dökülmesinden fena hâlde ürktü, soruyu ortaya attığına bin kere pişman oldu.
- Aman efendim, diyecek oldu. Atütürk hemen sözünü kesti:
- “Beni insanüstü olarak yorumlamayınız. Doğuşumdaki tek insanüstülük sizler gibi ‘Türk’ olarak dünyaya gelmemdir”
ÇOÇUKLARIN İSTEKLERİ
23 Nisan 1929’da İstanbullu çocuklar TBMM’den şu isteklerde bulundu: “Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına, Büyük Türk milletinin muhterem vekilleri, biz Çocuk Bayramı’nı kutlayan dört bin çocuk, aşağıdaki ihtiyaçlarımızı kabul için milletin büyük vekillerine müracaat ediyoruz.
1. Her çocuğa eşit gıda sağlık ve hayat isteriz.
2. Çocukların dilenmesini yasaklayan kanunların şiddetle tatbik edilmesini isteriz.
3.Çocukları evlerde, okullarda, sokaklarda, her yerde dövenlere karşı tarafsız davranmanızı, çocuklara işkenceyi yasaklayacak ve cezalandıracak bir kanun çıkarmanızı isteriz.
4. Küçük çocukların hamallığına, yük taşımasına mani olmanızı isteriz.
5. Çocuk sinemaları isteriz.
6. Fakir, zengin her çocuk için izci teşkilatı isteriz.
7. Her çocuğa okul isteriz.
8. Sokaklarda yatan çocuklara çatı isteriz.
9. Fakir çocukları koruma için Çocuk Esirgeme Kurumu’nun her tarafa yayılmasını ve kuvvetlenmesini isteriz.
Türk çocuklarının bu isteklerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne yaptığımız bu ilk müracaatımızın geri çevrilmemesini rica eder, hepinize hürmetlerimizi bildiririz.”
Dört bin çocuk adına
***
Atatürk’ün bir başka anısı ise şöyle:
ATATÜRK bir ilkokula gitmişti. Sınıflardan birine girdi, o sırada tarih dersi vardı. Bir öğrenci İstiklal Savaşı’nı anlatıyordu. ATATÜRK, öğrenciyi sonuna kadar dinledi ve şu soruyu sordu:
“Çocuğum, bir şey söylemeyi unuttun, Türk ulusunu kim kurtardı?”
Böyle bir sorunun karşılığını kim bilmez, öğrenci hemen atıldı:
“ATATÜRK kurtardı, siz kurtardınız.”
Başöğretmen ATATÜRK, bu karşılığı şöyle düzeltti:
“Hayır, çocuğum, Türk ulusunu kendi kanı kurtardı.”
BİR MEKTUP
Bir yurt gezisi dönüşünde, Çankaya Köşkü’ne gelen yüzlerce mektup arasından bir mektubu genel sekreter, ATATÜRK’e okumuştu. Mektup, Samsun’dan İnönü İlkokulu 5. sınıf öğrencisi Bahri’den geliyordu. Mektup aynen şöyleydi:
“Çok Sevgili Gazi Babama;
Yurdumuzu şenlendiren, benliğimizi koruyan büyük kumandanın mübarek yüzünü görmek için bütün yavrularının kalbinin çarptığını çok yakından bilirsiniz değil mi? İşte bu küçük yavrunuz olan ben de bir gün olur elbette sizi görürüm diye düşünüyordum. Tam 15 gün hastalandım. Ümidim kesilmişti. Bir gün Samsun’a geleceğinizi haber verdiler, dünyalar kadar sevindim. Fakat yataktan kalkamıyordum. O kadar üzülüyordum ki Samsun’a geldiğinizi öğrendiğim dakikada kendimde iyiliğe doğru bir hâl gördüm. Bunun sizin muhabbetinizden geldiğine inanarak “Allah’ım dedim, eğer ben de yataktan kalkar ve iyi olursam dünyada yegâne malım olan sevgili tayımı Aziz Babama armağan edeceğim dedim. Ve günden güne iyileşerek büsbütün ayağa kalktım. Okuluma devama başladım. Şimdi bu adağı yerine getiriyorum. Bu küçük yavrunuzun candan kopan, gönlünden gelen bu hediyesini kabul etmenizi rica eder, ellerinizden öperim sevgili Gazi Babam...
Samsun İnönü İlkokulu 5. sınıf talebelerinden 23 numaralı Bahri.
ATATÜRK’ün gözleri dolmuş, tebessüm etmişti, genel sekreterine şu emri verdi:
“Samsun valisine bir yazı gönderin. Çocuğun hakkımdaki duygularına ve armağanına teşekkür ettiğimi, bu değerli hediyesini kendisine bağışladığımı bildirin. Vali, çocuğun babasına bizzat tebliğ etsin.”
İşte çocuk Ataürk bu..
Atatürk diyor ki;
“Sizler, yeni Türkiye’nin genç evlatları, yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz. Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler asla ve asla yorulmazlar. Türk gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir”
Türk milletini karanlıktan aydınlığa çıkaran büyük öndere bir kez daha minnet ve şükranlarımızı sunarken “Yaşasın Ulusal Egemenlik” diyoruz