Dünyada en yüce sevgi budur, dediler. Anne sevgisi, vatan sevgisi... Anne sevgisi vatan sevgisine eş değerdir dediler."Amenna" dedik. Bana özgürlüğü, Güzelliği öğrettiler. Aldık, kabul ettik. Zihnimize nakış nakış işledik. Bana, Doğu’dan Batı’ya, Kuzey’den Güne’ye yıllarca at koşturan kahraman Türk ordusunu anlattılar. Minnacık belleğime bu yüce sevgiyi, saygıyı, gururu silinmeyecek şekilde kazıdılar. Buna da eyvallah...
Bana insanları sevmeyi, saymayı öğrettiler. Allah'ın en saygın, en yüce eseri insandır dediler. Bu da bana cazip geldi. Ustasının yüceliğinden, eserinin de yüce olacağı anlatıldı yıllarca. Tasavvuf edebiyatıdır diye ezberlettiler bıraktırasıya... Bana usanmadan binlerce harita çizdirdiler. Ülkemin haritası. Sınırları tunçtan katmerli çelik gibi kırmızıya boyalı haritalar. Uzayıp giden demir yollu haritalar. Gençlik yıllarımda kaç kez o demiryollarında ülkemi boydan boya gezdim düşümde. Kaç kez ağladım rüyalarımda, gidemediğim, gezemediğim bu yerler için.
 Bana yıllarca dürüstlük, doğruluk, insanlık şarkıları öğretti o eli öpülesi öğretmenlerim. Nice tehlikelere maruz kaldık ilkelerimizi korumak adına. Şehitler verdik bu yüce topraklar uğruna. Kol verdik, bacak kaybettik özgürlük uğruna, dirlik, birlik adına. Sonra birileri çıktı ortaya sırıtarak, sırnaşarak. Yaptıklarımızın doğru olmadığını göstermek istermiş gibi. Vatan millet, sevgi ve ilkelerin karın doyurmadığını haykırarak. Sonra eli öpülesi öğretmenlerimin bıkmadan, usanmadan bana öğretmeye çalıştıkları doğruları, yanlış diye yüzüme vurmak isteyenler türedi çevremizde.
Sonra daha tehlikeli, sözüm ona bilgiçler türedi etrafımızda. Parasının hesabını bilmeyen, benim her sözümde keramet vardır anlayışı çıktı ortaya. İkilemler çoğalır oldu son yıllarda. Artık gençlik açların değil, tokların sözünü dinler oldu. Benim milli değerlerimin kıyısından, kenarından gedikler, çentikler çıkmaya başladı. İşin acı yanı bu görüşte içte ve dışta itibar eden bir anlayışın ortaya çıkması. Hayret bir şey: " Çoğu kez benim canların canı ordumun da bu durum karşısında suskun kalması." Komşu ülkelerin yöneticileri ikide bir benim yöneticilerimi her övgüsünde, başımıza mutlaka bir belanın gelme olasılığı. Artık millet ve devlet olarak övülmekten korkar oldum. Bir karış toprağı olmayan şehidimin de bu topraklar uğruna şehit olmasını anlamakta zorluk çekenler oldu. Onlara söyleyecek sözcük bulmakta zorlanır oldum. Sonunda sevgili öğretmenlerimi sorgulamaya başladım. Acaba bana yıllarca yanlış şeyleri mi öğretmişlerdi.
Yoksa; yanlışların doğru, doğruların yanlış kabul edildiği bir ülkede mi yaşıyoruz?
Sevgili öğretmenlerim. Bana her şeyi öğrettiniz de vatan nasıl bölünürü öğretmediniz. Nur içinde yatın emi...