Anahtar Parti İl Başkanı Muhammed Kalkışım, akaryakıt fiyatlarındaki artışa dikkat çekti. Motorinin litre fiyatının bazı şehirlerde 100 liranın üzerine çıktığını belirten Kalkışım, “Vatandaş bu hayat pahalılığının altından nasıl kalkacak?” diye sordu.

Akaryakıt fiyatlarının her gün farklı istasyonlarda değiştiğini ifade eden Kalkışım, artan fiyatların vatandaşın geçim yükünü daha da ağırlaştırdığını dile getirdi.

Başkan Kalkışım, Çünkü konu yalnızca aracımıza koyduğumuz mazot değil. Asıl mesele, mazotun hayatımızın neredeyse her alanına dokunması.

Tarlasını süren çiftçimiz mazot kullanıyor. Ürününü taşıyan nakliyecimiz mazot kullanıyor. Şehir içinde insan taşıyan dolmuşçumuz, otobüsçümüz, servisçimiz mazot kullanıyor. Üretilen ürünün fabrikadan depoya, depodan markete ulaşması için yine akaryakıta ihtiyaç var.

Dolayısıyla mazotun fiyatı arttığında bunun etkisi sadece akaryakıt istasyonunda kalmıyor.

Mazotun fiyatı depoda başlıyor, sofrada bitiyor.

Bugün tarladaki üretim maliyeti artıyor. Ürünün taşınma maliyeti artıyor. Esnafın gideri artıyor. Ulaşım maliyeti yükseliyor. Bütün bunların sonunda da vatandaş markette, pazarda ve günlük hayatında daha yüksek fiyatlarla karşı karşıya kalıyor.

O yüzden “Mazotun fiyatı beni ilgilendirmiyor, benim arabam yok.” demek de mümkün değil. Çünkü sizin satın aldığınız ekmek de taşınıyor, sebze de taşınıyor, giydiğiniz kıyafet de taşınıyor. Hayatımızda tükettiğimiz neredeyse her ürün bir yerden başka bir yere ulaşıyor.

Ekonomi Büyüyorsa, Vatandaşın Cebi Neden Küçülüyor?

VATANDAŞ BU HAYAT PAHALILIĞININ ALTINDAN NASIL KALKACAK?

Ekonominin büyüdüğüne ilişkin rakamlar açıklanıyor. Ekonomik göstergelerin büyüdüğü ifade ediliyor.

Peki vatandaş kendi hayatında ne görüyor?

Markete gittiğinde daha az ürün alıyor. Kirasını öderken maaşından daha büyük bir bölümünü ayırmak zorunda kalıyor. Faturalarını ödediğinde elinde daha az para kalıyor. Dolmuşa binerken daha fazla ücret ödüyor. Aracının deposunu doldururken bütçesinin biraz daha küçüldüğünü hissediyor.

O zaman şu soruyu sormamız gerekiyor:

Ekonomi büyüyorsa, vatandaşın cebi neden küçülüyor?

BAŞKAN GENÇ: ŞEHİTLERİMİZİN EMANETİNE SAHİP ÇIKMAYA DEVAM EDECEĞİZ
BAŞKAN GENÇ: ŞEHİTLERİMİZİN EMANETİNE SAHİP ÇIKMAYA DEVAM EDECEĞİZ
İçeriği Görüntüle

Elbette Türkiye’nin büyümesini, üretmesini ve güçlenmesini hepimiz isteriz. Ancak ekonomik büyümeyi yalnızca açıklanan rakamlarla değerlendirmek yeterli değildir. Vatandaşın bu büyümeyi kendi hayatında hissedip hissetmediğine de bakmak gerekir.

Çünkü vatandaş ekonomiyi sadece tablolar üzerinden değerlendirmiyor.

Vatandaş ekonomiyi mutfakta değerlendiriyor.

Markette değerlendiriyor.

Kirayı öderken değerlendiriyor.

Faturasını öderken değerlendiriyor.

Akaryakıt istasyonunda değerlendiriyor.

Ay sonunda cebinde kalan paraya bakarak değerlendiriyor.

“TÜRKİYE YÜZYILI”NDA FİYATLAR DA MI 100’Ü AŞACAK?"

Bugün net asgari ücret 28.075,50 lira. Bu gelirle geçinmeye çalışan bir vatandaşın karşısında kira, gıda, elektrik, su, doğal gaz, ulaşım ve eğitim gibi temel giderler var. Bunların üzerine bir de sürekli artan diğer yaşam maliyetleri ekleniyor.

İnsanların beklentisi çok büyük değil aslında.

İnsanlar geçinmek istiyor.

Çalıştığının karşılığını almak istiyor.

Kirasını ödemek istiyor.

Çocuğunun ihtiyacını karşılamak istiyor.

Markete gittiğinde neyi alıp neyi alamayacağını hesaplamak zorunda kalmak istemiyor.

Çiftçimiz ürettiğinde zarar etmek istemiyor.

Esnafımız dükkânını açtığında ay sonunu nasıl getireceğini düşünmek istemiyor.

Emeklimiz yıllarca verdiği emeğin karşılığında insanca yaşamak istiyor.

Bunlar olağanüstü talepler değil. Bunlar insanların en temel geçim beklentileri.

Tam da bu nedenle ekonomik büyüme tartışmasını vatandaşın alım gücünden ayrı düşünemeyiz.

Bir ülkenin ekonomisi büyüyebilir. Fakat aynı dönemde vatandaşın satın alabildiği ürün ve hizmet miktarı azalıyor, temel ihtiyaçların aile bütçesindeki payı sürekli artıyorsa, bunun nedenlerini de konuşmak zorundayız.

Çünkü büyümenin vatandaşın hayatındaki karşılığı önemlidir.

Bugün asıl konuşmamız gereken konulardan biri de budur.

Mazotun 100 lirayı aşması bir fiyat artışından ibaret değildir. Bunun çiftçiye, üreticiye, nakliyeciye, esnafa ve nihayetinde tüketiciye nasıl yansıdığını konuşmalıyız.

Çünkü ekonomi birbirinden bağımsız parçalardan oluşmuyor.

Bir yerde artan maliyet, başka bir yerde karşımıza çıkıyor.

Akaryakıt istasyonunda başlayan fiyat artışı, bir süre sonra tarlada üretim maliyeti, yolda taşıma maliyeti, markette ürün fiyatı ve vatandaşın bütçesinde daha büyük bir gider olarak karşımıza çıkıyor.

Bu nedenle artık sadece “Mazot kaç lira oldu?” diye sormak yeterli değil.


EKONOMİ BÜYÜYOR DENİYOR; VATANDAŞ NEDEN BUNU HİSSETMİYOR?

“Bu fiyat vatandaşın hayatına ne kadar yük getiriyor?” diye de sormamız gerekiyor.

Türkiye’nin geleceğini elbette düşünmek zorundayız. Fakat geleceği konuşurken bugün vatandaşın yaşadığı ekonomik tabloyu da görmezden gelemeyiz.

Ekonomiyi konuşurken sadece “Ne kadar büyüdük?” sorusunu değil, “Vatandaşın alım gücü ne kadar arttı?” sorusunu da sormalıyız.

Çünkü vatandaşın ekonomiye dair en somut göstergesi cebidir.

Cebindeki para daha fazla ihtiyacını karşılayabiliyorsa bunu hisseder.

Daha azını karşılayabiliyorsa onu da hisseder.

Bugün vatandaşın yaşadığı sıkıntıyı görmezden gelmek yerine, bu sıkıntının nedenlerini açıkça konuşmak ve çözüm üretmek zorundayız.

Bizim söylediğimiz de tam olarak budur.

Kimseyi suçlamak için değil, vatandaşın yaşadığı gerçeği dile getirmek için konuşuyoruz.

Çünkü bu mesele hepimizin meselesidir.

Çiftçinin meselesidir.

Esnafın meselesidir.

İşçinin meselesidir.

Emeklinin meselesidir.

Gençlerin geleceğidir.

Ve en önemlisi, bu ülkenin vatandaşının insanca yaşama meselesidir.

Bugün sorumuz açık:

Ekonomi büyüyorsa, vatandaşın cebi neden küçülüyor?

Bu soruya verilecek cevap, yalnızca bugünün değil, Türkiye’nin ekonomik geleceğinin de nasıl şekilleneceğini gösterecektir.

Umuyoruz ki “Türkiye Yüzyılı” hedefi, vatandaşın karşısına çıkan fiyatların da birer birer 100’ü aşması anlamına gelmiyordur.

Güçlü Türkiye; yalnızca rakamları büyüyen değil, vatandaşının da emeğinin karşılığını aldığı, ürettiğiyle kazandığı ve kazandığıyla insanca yaşayabildiği Türkiye’dir.