Memur-Sen Trabzon şubesi Türkiye genelinde gerçekleştirilen 1 günlük iş bırakma eylemine destek verdi.
Çok sayıda sendika üyesi, bu kapsamda yürüyüş düzenleyerek taleplerini kamuoyuna duyurdu.
Memur-Sen Trabzon şubesi Başkanı Mehmet Kara yaptığı açıklamada, bu gidiş kabul edilemez artık yeter diye haykırdı.
ARTIK YETER!
Şiddet olayları toplum içinde yaygınlaşmış, eğitim kurumları şiddet olaylarının sıklıkla yaşandığı alanlara dönüşmüş, eğitim çalışanları şiddetin adeta açık bir hedefi olmuştur.
Bu manzara toplumsal değerlerin çöküş göstergesidir. Bu yaşananlar karşısında herkes başını iki eli arasına alıp nereye bu gidiş sorusunu sormalı, sorumluluğunu düşünmelidir.
Öğretmenin itibarsızlaşması da toplumsal değerlerin çöküş alametidir. Bu topraklarda bin yıldır var olan “Bir harf öğretene 40 yıl hizmet etmek gerekir” anlayışı terk edilmiştir.
Eğitimciler, her türlü mecra kullanılarak yıpratılan, şikâyet edilen, darp edilen insanlara dönüştürülmüştür. Bu yanlış iklimin sonucunda Siverek’te yaşadığımız vahim tablo oluşmuştur.

Batı ülkelerinde sıklıkla görülen silahlı okul baskının bir benzerinin ülkemizde gerçekleşmesi, bugüne kadar yaşananlar sebebiyle görevleri başında can güvenliğinden endişesi taşıyan eğitim çalışanlarını daha büyük bir endişeye sevk etmektedir. Tüm Türkiye’de bir gün iş bırakarak gösterdiğimiz tepki bu büyük endişenin görülmesini sağlamak amacı taşımaktadır.
Her yıl öğretmenler günü kutlamaları yapılıyor. Öğretmenliğin değerine dair güzel sözler söyleniyor, öğretmenlerle yaşanmış kıymetli hatıralar paylaşılıyor. Ama hemen ertesinde hiçbir şeyin değişmediğini görmek bizlerin umudunu tüketiyor.
Geliştirilen, kurulan mekanizmalar, toplumun üzerine boca edilen haberlerle öğretmenin itibarı yok edilmeye çalışılıyor. Biz “öğretmene değer her şeye değer” derken toplumda öğretmen sahipsizdir ve maalesef vuranın yanına kar kalır düşüncesi hâkim olmaktadır. Bu iklimde maalesef öğretmenler öğrencisinden ve velisinden korkar hâle gelmiştir.
Bu tablo doğru değildir. Bu tablodan ülkemize fayda gelmez. Yarınlarımız aydınlanmaz. Bu tablodan sevgi saygı çıkmaz. Bu tabloyu kabul etmiyoruz!
Yakın zamanda İstanbul’da Fatma Nur Çelik’in şehit edilmesi, Ankara Pursaklar’da bir grubun okula saldırarak öğretmeni darp etmesi ve dün Siverek’te öğretmenlerimizi, öğrencilerimizi, polisimizi ve vatandaşlarımızı hedef alan menfur saldırı bizi 81 ilde iş bırakmaya ve kitlesel eylem kararı almaya sevk etmiştir.
Bu saldırılar sadece bireylere değil; eğitime, topluma ve doğrudan geleceğimize yapılmaktadır.
Siverek’te Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde eski bir öğrenci tarafından gerçekleştirilen saldırı, bir kez daha göstermiştir ki; okullarımızda eğitimcilerimize ve öğrencilerimize yönelen şiddet artık münferit değil, yaygın bir toplumsal sorundur. Bu durum, toplumsal çürümeyi açıkça gözler önüne sermektedir.
Bugün daha iyi bir eğitim için müfredatı, pedagojiyi ve geleceği konuşmamız gerekirken; şiddeti konuşmak zorunda kalıyoruz. Bunun sebebi, şiddetin artan toplumsal maliyetine rağmen, çözüm üretmekte yetersiz kalınmasıdır.
Artık öyle bir noktadayız ki; eğitim çağındaki çocuklar şiddetin faili hâline gelmekte, silaha erişim kolaylaşmakta ve okullar güvenli alanlar olmaktan uzaklaşmaktadır. Aklı olanın da olmayanın da öğretmene, öğrenciye ve eğitim çalışanına yöneldiği bir zemin oluşmaktadır.
Bu gidiş kabul edilemez!
Eğitimciye yönelik şiddet, bireysel bir suç olmaktan çıkmış; doğrudan bir iş güvenliği sorunu hâline gelmiştir. Eğitim çalışanlarına yönelik her saldırı, geleceğimizi karartmakta, eğitim ortamını zehirlemekte ve toplumsal huzuru tehdit etmektedir.
Buradan açık ve net söylüyoruz:
▪️Yaşanan bu elim hadise, dijital ve fiziki güvenlik açıklarımızı acı bir şekilde yüzümüze vurmuştur. Bu saldırıda Failin önceden yaptığı tehditlerin zamanında tespit edilerek olayın önlenmesi mümkün olabilirdi.
▪️Sosyal medya platformlarının oto-tespit algoritmaları, belirli toplumsal hassasiyetler dışında adeta körleşmektedir. Cana veya mala yönelik açık tehditler, sistem tarafından anında tespit edilmeli; failin bulunduğu bölgedeki emniyet ve adli mercilere derhâl bildirilmelidir.
▪️Akran zorbalığına karşı etkin mücadele şarttır. Öğrenci disiplin yönetmeliği baştan aşağı yenilenmeli; zorbalık eyleminde bulunduğu tespit edilen öğrencilere yönelik, pedagojik gereklere uygun ancak tavizsiz bir disiplin mekanizması işletilmelidir.
▪️Akran zorbalığı yapan veya dijital mecralarda şiddet tehdidi savuran çocukların eylemlerinden dolayı veliler de hukuki ve idari yaptırımlara, müteselsil sorumluluk ilkesi çerçevesinde dahil edilmelidir. Aile, çocuğunun şiddet eğilimini görmezden gelemez ve gelmemelidir.
▪️Okul polisi uygulaması hayata geçirilmelidir. Okulların güvenliği; yetki ve etki alanı sınırlı özel güvenlik görevlileri yerine, polislerin doğrudan görev alacağı ve okul bünyesinde kurulacak resmî güvenlik birimleri aracılığıyla sağlanmalıdır. Giriş-çıkış noktalarında kesici ve delici aletlere kesinlikle müsaade edilmemelidir. Güvenlik, bizzat kolluk kuvvetleri eliyle temin edilmelidir.
▪️Okullarda Periyodik-psikolojik tarama yapılmalıdır. Okullardaki rehberlik servisleri pasif değil, proaktif bir rol üstlenmelidir. Öğrencilere düzenli aralıklarla psikolojik tarama testleri uygulanmalı; potansiyel şiddet eğilimi veya sosyal izolasyon vakaları erken aşamada tespit edilerek önleyici müdahalede bulunulmalıdır.
▪️Siber zorbalığın, internet ortamında işlenen suçların ve dijital ayak izinin hukuki sonuçları müfredat kapsamında öğretilmelidir. “Sanal dünyada” yapılanların gerçek ve bağlayıcı adli sonuçları olduğu bilinci öğrencilere kazandırılmalıdır.
▪️Bilişim ve çocuk suçlarında adli ihtisaslaşma sağlanmalıdır. İnternet üzerinden okullara veya şahıslara yöneltilen tehditlerin soruşturulmasında, adli süreçler daha etkin ve hızlı işletilmelidir. Bu tür ihbarları değerlendiren uzmanlaşmış birimler kurulmalıdır.
▪️Çocukları ve gençleri şiddete özendiren oyunlar ile ahlaki yozlaşmaya sebep olan Televizyon ve sosyal medya içeriklerine karşı gerekli tedbirler alınmalı ve bu içeriklerin yaygınlaşması engellenmelidir.





