15 Temmuz'u temizlemek hükümetin aslî görevi olsa da bunu siyaset üstü bir mesele olarak görmek gerekir. Bu melun anlayışın tarihe karışması için tüm siyasî partilerin temizliğe destek vermesi bir beka vazifesidir.
      'Gassalların elindeki meyyitler' yazısınında Adnan İslamoğulları bizim bugün ele aldığımız konuyu ele almış. Biz konuyu derinleştirelim.
 Zûlmün olduğu yerde tarafsızlık namussuzluktur. 15 Temmuz devletimize ve milletimize yönelik bir zûlümdür, tarafsız kalan nâmussuzdur, herkesin tarafı devlet olmalıdır.
Devlet bu bâdireden güçlenerek çıkmalıdır.
Peki bunun yolu yalnızca hukukî mücâdeleden mi geçmektedir?
Bunun yolu yalnızca devlet katlarındaki temizlikten mi geçmektedir?
Devlet katlarından temizlenenler uzay boşluğunda yok olmayacağına göre mücâdelenin tamamı hukuktan ve asâyişten geçmemektedir.
Meselenin en önemli ayağı, irâdesini, aklını, kişiliğini ve tüm tercih haklarını ipotek altına veren, aklî melekelerini iptâl eden insanüstü mürşid algısının ve gassalın elindeki meyit, yani ölü yıkayıcısının elindeki ölü gibi teslimiyet algısının yeşertildiği, büyütüldüğü ve dev organizasyonlara dönüşen tepeden tırnağa itikâdî ve tarihî marazlarla dolu tarikat adı altındaki insan öğüten dev bir değirmen gibi faaliyet gösteren yapıların ilmî ve sosyolojik sorgulamadan geçmesidir.
Bireyin hayatında en üst otorite olarak kılıç gibi sallanan ve isimlerinin önünde şecere adı altında 'zamanın sâhibi' gibi yüzlerce akıl almaz sıfat taşıyan ve Peygamberin hayatı boyunca taşımadığı sıfatları taşıyan yapılar Diyânet İşleri Başkanlığı'nın tam denetimi altına alınmalıdırlar.
Devlet ile mensubu oldukları yapı arasında bir otoriteyi tercih etmek durumunda kalmaları hâlinde kâhir ekseriyeti mensup oldukları yapının otoritesini tercih edecek olan bu din algısının içerdiği potansiyel tehlikenin açığa çıktığı tarih olan 15 Temmuz'un devlet ve millet için ders olabilmesi için bu yapıların da ciddi bir sorgulamadan ve tahlilden ve kontrolden ve tedâviden geçmesi gerekmektedir.
Diyânet İşleri'nin yıllardır ihmâl ettiği bir vazifedir bu.
İlâhiyat Fakülteleri'nin yıllardır ihmâl ettiği bir vazifedir bu.
Devletin yıllardır ihmâl ettiği bir vazifedir bu.
Siyâsetin dinî cemaatlerle veya dinî görünümlü yapılarla iç içe girmesinin, bu yapılardan karşılıklı devşirdikleri kısa vâdeli faydaların uzun vâdede nelere sebep olacağının en kötü tecrübesini yaşayan bu devlet aklı, artık bu olanlardan ders almalıdır.
Bir şehirde iki şehriyar, bir devlette iki baş olmaz..
Önceki siyasilerin ve bizzat Cumhurbaşkanının ifadesi ve itirafıyla ifade ettiği bu paylaşımın ve tanıdığı ayrıcalıkların bedelini bütün ülke çok ağır ödemektedir.
"Beni Meryem'in oğlu İsa'yı övdükleri gibi övmeyin; bana yalnızca Allah'ın kulu ve Resûlü deyin" diyen Hz. Peygamber'in verdiği ölçü ortada âyan-beyan dururken, bir yudum himmetin, bir nazarın, bir tebessümün esîri, mahkûmu, hatta kulu.. evet kulu hâline gelen gassalların elindeki meyyitlerin de kurtarılması, "İyyâke na'büdü ve iyâke nestâin" derken günde 40 kere ve her gün defaatle, bir fâniden himmet-medet uman, hayatın en basitinden meselelerinde bile bir üst otoriteye ihtiyaç duyan din algısının, 'şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır' gibi bir saçmalıkla savrulan insanlarımızın da kurtarılması ülkemizin en ciddi sorunlarından birisi olarak orta yerde durmaktadır.
Bu yazılar tarihe not düşen yazılar. Yarın bir başkası bizim içimizi boşaltmadan biz onları devletten boşaltalım.