Birkaç gün önce Arsin’de yine Suriyeli bir kız çocuğu, trafik lambalarında birkaç kuruş almak için aniden yola atlayarak aracın altında kalarak hayata gözlerini yumdu.
Küçük kızın acı ölümü kaza yerine gelen vatandaşların da yüreklerini paramparça etti.
Nasıl etmesin ki..
İnsan olanın yüreği dayanamazdı bu acı manzara karşısında.
Küçük kız, aracın şiddetli çarpması sonucu metrelerce havaya uçtuktan sonra yere düşmüş, kafasından kanlar akıyordu.
Hayatını kaybettiği halde elindeki bozuk paralar düşmesin diye ellerini sımsıkı sıkıyordu.
Acı manzara karşısında kaza yerindeki bazı vatandaşlar, gözyaşlarına hakim olamayarak bu küçük yavruları kavşaklarda ve trafik lambalarında dilenmeye zorlayan dilenci çetelerine, beddua okuyorlardı.
Tabii Trabzon’u yönetenlere de ayrı kızgınlıkları da vardı..
Belki şehrimizi idare edenler biraz kızabilir veya alınabilirler ama vatandaş çok da haksız sayılmaz.
Arsin’de 13 yaşındaki küçük yavrunun feci ölümü şehrimizde ilk değildi.
Bundan önce de birkaç defa Suriyeli küçük yavrular, ne yazık ki kavşaklarda ve trafik lambalarında hayatını kaybetmişti.
O zaman da yine gazetelerde haberler yapılmış, olan küçücük canlara olmuştu.
Bundan sonra da son olmayacak gibi görünüyor.
Bazı duyarlı siyasiler, buralarda çocukların dilendirilmemeleri gerektiğini, canlarını tehlikeye attıklarını, kavşakların ve trafik lambalarının denetlenmesi gerektiğini birkaç defa vurgulasalar bile ne yazık ki yeterli tedbirler alınmadı.
Tedbirler alınmış olsa bile bunlar geçici ve birkaç günlük tedbirdi.
Tedbirler caydırıcı olmadığı için kavşaklar ve trafik lambalarında küçük çocuklar, dilenci çeteleri tarafından yine ölümün kucağına itiliyordu.
Bu acı olaylar, basında yer aldıktan sonra hep günlük ve geçiştirici tedbirler alındı.
Yetkililer birkaç gün kavşakları ve trafik lambalarını denetleyerek oralarda birileri tarafından dilendirilmeye zorlanan çocukları kontrol altına almaya çalıştı.
Elbette bu tedbirler kalıcı değil geçici tedbirlerdi..
Kavşakların ve trafik lambalarının yetkili merciler tarafından boş olduğunu gören çocuklar, yine ellerinde mendillerle bu alanlarda canlarını hiçe sayarak birkaç kuruş almak için araçların önüne atlamaya devam ettiler.
Burada sorgulanması gereken durum şu. Kavşakların ve trafik lambalarının dilenci çocuklardan arındırılması için illa bu masum çocukların araçların altında mı kalması gerekiyor.
Bu çocuklar öldükten sonra belki iki üç gün, belki bir haftalık göstermelik tedbirlerle mi buralar kontrol altına alınacak?
Yani illa canlar gittikten sonra mı buralar kontrol altına alınacak?
Birkaç gün buraları denetleyip ardından yine boş bırakmak çok vicdani bir davranış biçimi olduğunu düşünmüyorum.
Artık bir önlem alınacaksa caydırıcı bir önlem olmalı..
O masum çocuklar ve aileleri kavşaklarda, trafik lambalarında dilenmeye cesaret etmemeli.
Bunu onların iyiliği için yapmak zorundayız.
Birde bu masum çocuklar, dilenci çetelerin elinden kurtarılmalı.
Onların kara vicdanlarına bu çocuklar bırakılmamalı.
Acilen bu çete çökertilmeli.
Çökertilmeli ki okula gitmesi gereken bu masum çocuklar kavşaklarda dilenirken araçların altında kalarak hayatlarını kaybetmesinler.