Çocukluğunuzu hatırlatan sesleri düşünün dediğimde her birinizin yüzünde bir gülümseme, kalbinde bir huzur oluşur. Oysa bugünün çocukları bambaşka seslerle büyüyor, sürekli konuşan ekranlar, hızla değişen videolar, durmadan çalan bildirimler…

Sessizliğin neredeyse kaybolduğu bu dijital çağda çocuk düşünmeye fırsat bulamadan farklı bir sesle, yeni bir gürültüye karışıyor. Hep beraber bir düşünmeliyiz biz bu çocukların kulağına, dolayısıyla ruhuna ne fısıldıyoruz?

Bir hakikattir: çocuk erken yaşta hangi seslerle büyürse, duygu dünyası da o seslerin ritmiyle şekillenir.

Bugünün modern çocukları, dijital ekranların hırçın, sabırsız ses dalgalarıyla sarmalanmış durumda. Sürekli tüketmeye ve uyarılmaya programlı bu gürültülü çağda çocukların dikkat süreleri kısalmış, öfkesini kontrol edemeyen, estetik algısı körelmiş hale geliyor. Oysa çocuğun ihtiyacı bambaşka. O; sakinlik, dinginlik ve içsel bir ahenk arar. Özellikle erken çocukluk döneminde duyulan her ses, çocuğun iç dünyasına usulca yerleşir. Bir melodinin ritmi, bir sesin yumuşaklığı, bir ezginin huzuru; çocukta güven duygusu oluşturur.

İşte tam bu an bizi köklerimize bağlayacak güzel bir sığınağımız var. Hayatın tam merkezinde, en doğal akışta yer alan o muazzam ses.

Bir annenin kucağında salladığı bebeğinin kulağına mırıldandığı ilk ninni, camilerden yükselen ezanlar, bayram sabahlarının o içimizi eriten neşeli sesi, Ramazanın coşkulu salavatları ve ruhu saran o güzel makamlar... Aslında hiçbiri tesadüf değildir. Yıllarca musiki ve makamları şifahanelerinde tedavi yöntemi olarak kullanmış, savaş meydanlarında köslerin ve nefirlerin ritmini kendilerine yoldaş seçmiş bir millet olarak, sesin insan ruhu üzerindeki o muazzam gücünü en iyi biz biliriz. Akıl hastanelerinde zincirlerin dövüldüğü bir çağda, su sesiyle ve rast, uşşak, segâh makamlarıyla ruhları teskin eden ecdadın mirası, bugün çocuklarımızın hırpalanan iç dünyasını iyileştirecek reçetesini verir.

Bu ninniler, ezanlar ve o zarif makamlar; çocuğun kelimeleri kuru birer harf gibi değil, kalbe dokunan birer nefes gibi tanımasını sağlar. Ekranların hırçın gürültüsüyle darmadağın olan çocuk zihni, bu musikinin ritminde dingin bir sığınak bulur. Evde yankılanan hafif bir ney sesi ya da camiden süzülen bir ezan, modern çağın yarattığı o aşırı uyarılmış, yorgun ruhları incitmeden sakinleştirir; çocuğa hayatın kendi içindeki o ahengi fısıldar.

Ve insan, çocukluğunda ruhuna üflenen o seslerin izini sürerek hayata kök salar: “Ben bu topraklara, bu inanca, bu sese aitim.”

Amasya Üniversitesi Eğitim Fakültesi Temel Eğitim Bölümü Okul Öncesi Öğretmenliği Ana Bilim Dalı Topluma Hizmet Dersi kapsamında Dr. Öğr. Üyesi Gülsün KARSLI rehberliğinde hazırlanmıştır.

Kaynakça:

Özden, E.(2013) Osmanlı Maarifinde Musiki, Doktora Tezi, Marmara Üniversitesi