Devrim Yasalarının 102. yıldönümü dolayısı ile yazılı bir açıklama yapan Eğitim-İş Trabzon Şube Sekreteri Songül Murat, "Eğitim kutsaldır satılık değil" açıklamasında bulundu.
3 Mart 1924’te kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun yalnızca bir tarih olmadığını vurgulayan Murat, bu günün eğitimin tarikatların, cemaatlerin, piyasaların ve siyasal mühendisliğin alanı olmaktan çıkarılarak kamunun sorumluluğuna verilmesinin adı olduğunu ifade etti.
Murat açıklamasında, Ancak bugün eğitim hakkı her geçen gün biraz daha aşınıyor.
Okullarımızda yoksulluk büyüyor.
Devlet okulları zayıflıyor.
Eğitim giderek velinin cebine bırakılıyor.
Eşitsizlik derinleşiyor.
Okullar ideolojik tartışmaların alanı haline getiriliyor.
Devlet geri çekiliyor, aileler borçlanıyor, çocukların eğitiminin yükü velilerin omzuna bırakılıyor.
Bugün Eğitim-İş Trabzon Şubemizden soruyoruz:
Bir ülkede devlet okulları temizlik malzemesi bulamazken özel okullar rekor ücret açıklıyorsa orada eşitlikten söz edilebilir mi?
Bir ülkede veliler “bağış” adı altında zorunlu ödeme yapıyorsa o eğitim gerçekten kamusal mıdır?
Bir ülkede çocuklar okulu bırakıp çalışmak zorunda kalıyorsa o sistem başarılı mıdır?
Sayın Bakan,
Sizin çocuğunuz milyonluk özel okullarda eğitim görüyor diye mi devlet okullarının sorunları sizi ilgilendirmiyor?
Devlet okullarında yaşanan eşitsizlikleri görmüyor musunuz, yoksa görmek mi istemiyorsunuz?
Biz buradayız.
Çünkü size asli görevinizi hatırlatmak zorundayız.
Milli Eğitim Bakanının görevi ideolojik tartışmalar yürütmek değil, devlet okullarını güçlendirmektir.
Milli Eğitim Bakanının görevi çocuklar arasında eşitsizlik büyürken başka gündemler yaratmak değil, eğitim hakkını korumaktır.
Şunu açıkça ifade ediyoruz:
Siz ne yaparsanız yapın,
baskı kursanız da,
tehdit etseniz de,
inancı araçsallaştırarak gerçek sorunların üzerini örtmenize seyirci kalmayacağız.
Çünkü mesele siyaset değil, çocukların geleceğidir.
Çünkü gerçek tablo şudur:
Okullarda temizlik personeli yoktur. Güvenlik görevlisi yoktur.
Bin öğrencili okullarda tek temizlik görevlisi örnekleri vardır.
Veli para verirse personel alınabilmekte, veremezse çocuklar hijyen sorunu içinde bırakılmaktadır.
Üstelik temizlik hizmetleri kalıcı kadrolarla değil, geçici uygulamalarla yürütülmektedir.
İŞKUR üzerinden Toplum Yararına Program kapsamında çalışan personelin sözleşmelerinin 1 Mart itibarıyla sona ermesi ve yeniden geçici görevlendirmelerle sürecin yürütülmeye çalışılması, okullardaki temel ihtiyaçların bile kalıcı bir planlamayla çözülmediğini göstermektedir.
Kantinden su alamayan çocuklar vardır.
Tuvalet musluğundan su içmek zorunda kalan öğrenciler vardır.
Sınıflar kalabalıktır.
Okulların fiziki koşulları yetersizdir.
Ülkede her üç çocuktan biri yoksulluk içindedir.
Eğitim giderek velinin cüzdanına bağlı hale gelmiştir.
Özel okul oranının yüzde 1’den yüzde 20’ye çıkması kamusal eğitimin nasıl zayıflatıldığının en açık göstergesidir.
Daha ağır olan tablo ise çocuk emeğidir.
Bugün 600 binden fazla çocuk okul dışındadır.
500 binin üzerinde çocuk MESEM kapsamında çalıştırılmaktadır.
Son iki yılda MESEM’de 18 çocuk hayatını kaybetmiştir.
Son 13 yılda en az 836 çocuk çalışırken yaşamını yitirmiştir.
Bunun adı kaza değildir.
Bu, çocukların korunamamasıdır.
Öte yandan okullar pedagojik ilkelerden uzaklaştırılmaktadır.
Çocuklara ibadetleri üzerinden sorular sorulması, çeteleler tutulması, iftar sofralarının ve cami ziyaretlerinin fotoğraflarının istenmesi kabul edilemez.
Yoksullaştırdığınız halkın iftar sofrasının fotoğrafını istemek sizin ne haddinize?
Bu ülkede milyonlarca aile geçim mücadelesi veriyor.
Çocuklar okullarda temel ihtiyaçlara erişmekte zorlanıyor.
Okullar temiz değil.
Sınıflar kalabalık.
Devlet yönetenlerin görevi vatandaşın sofrasını denetlemek değildir.
Devletin görevi o sofraya onurlu yaşam koşullarını sağlamaktır.
Bir çocuğun evindeki yemek devletin konusu değildir.
Bir çocuğun eğitim hakkı devletin sorumluluğudur.
Bizim inançlarla, inanan insanlarla hiçbir sorunumuz olmaz.
Kimsenin ibadetini ölçen, sorgulayan bir mertebede kendimizi görmeyiz.
Bir çocuğun oruç tutup tutmadığını takip etmek,
bir velinin inancını görünür kılmaya çalışmak,
öğretmeni ibadet pratiğinin denetleyicisi haline getirmek kimin hakkıdır?
Okul okuldur. Okulda eğitim olur.
Elbette Ramazan anlatılır, oruç anlatılır.
Kültürel ve dini bilgiler eğitim kapsamında verilir.
Ama bir çocuğun ibadet edip etmediğini takip etmek, kayda geçirmek, değerlendirmek ne pedagojiktir ne hukuka uygundur ne de ahlakidir.
Üstelik bu yaklaşım yalnızca farklı inançları değil, aynı inanca sahip insanları bile kendi içinde ayrıştırır.
Laiklik tam da bunun güvencesidir.
Laiklik; devletin kimsenin inancına karışmamasıdır.
Laiklik; devletin tüm vatandaşlara eşit mesafede durmasıdır.
Laiklik; birlikte yaşamanın teminatıdır.
Sizin bu topluma açıklamanız gereken bir şey var.
Laikliğin ne olduğunu dürüstçe anlatın.
Cumhuriyetle bir sorununuz varsa açıkça söyleyin.
Atatürk’le ilgili yaklaşımınızı dürüstçe ifade edin.
Çünkü toplum şunu görüyor:
Atatürk ders içeriklerinden azaltılıyor.
Anmalar etkisizleştiriliyor.
Ulusal bayramlar giderek sembolik hale getiriliyor.
O halde soruyoruz:
Sizin Cumhuriyetle ne derdiniz var?
Atatürk’le ne sorununuz var?
En büyük erdem dürüstlüktür.
Biz Cumhuriyeti savunuyoruz.
Biz laikliği savunuyoruz.
Biz bilimsel eğitimi savunuyoruz.
Biz birlikte yaşamı savunuyoruz.
Çünkü biliyoruz:
Bir eğitim sistemi ancak eşitse güçlüdür.
Bir eğitim sistemi ancak bilimselse gelecektir.
Bir eğitim sistemi ancak kamusalsa adildir.
Okul ideolojik alan değil, kamusal alandır.
Çocukların geleceği hiçbir siyasi anlayışın deneme sahası olamaz.




