Mezhebini, cemaatini, tarikatını din yerine koyan, kendi anlayışının dışındaki inanç sahiplerini ‘din dışı’ sayan taassubun, bağnazlığın varlığı günümüzde İslam’ın ve Müslümanlığın en büyük sorunudur!
Bunun için kanaatimiz o dur ki; bu sakat ve tehlikeli gidişin önlenmesi ve genç beyinlerimizin esaretinin engellenmesi için bütün din örtülü kurum, kuruluş, tarikat ve cemaatler en kısa zamanda mal varlıklarının bütününü devlete devrederek sahneden süratle ayrılmalı, ya da devlet tarafından ayrılmaya mecbur bırakılmalıdırlar!
Böylece milyonlarca gencimizin; aklını, iradesini sorgusuz sualsiz manevi önder olarak benimsediği bir kişiye teslim etmesine yol açan; dini, pedagojik ve sosyal ortam bir an önce ıslah edilmiş olur!
“Dindar gençler yetiştirmek gerekçesiyle kurulan dayanışma ağlarının ‘ticari zenginleşme ile bürokratik ve siyasi’ kudret devşirme vasıtalarına dönüşümü dehşet verici” sonuçlar doğuruyor ve bu gün ülkemizde yapılanlarda tam da bunlardan ibarettir!
Din duygusunun dünyevi zenginleşme amacıyla bu kadar istismar edildiği tarihi bir dönem yaşanmamıştır. Kur’an’ı Kerim de açıkça lanetlenen bu kötülük tarih boyunca sık sık karşımıza çıkar! Hoca Ahmet Yesevi; Hikmetler isimli eserinde; yüce dinimizi şahsi menfaatleri için kullanan “ahır zaman şeyhlerinden” şikâyet ederek sanki bu günlere atıfta bulunmuştur.
Ünlü Osmanlı tarihçisi Naima; Devlet’i Aliye’nin başına musallat olan belaları anlatırken; “İslam’ı dünyevi emellerine alet eden, ‘züht ve takvayı’ bu günkü gibi mal toplama aracına dönüştüren düzenbazların şerrinden Allah’a sığınır!” demiş.
Bilmemiz ve unutmamamız gerekir ki; Türkiye’mizin ufkunda toplanan kara bulutların kolay dağılmayacağı bir dönemden geçiyoruz! Arkası kesilmeyen hain saldırılara karşı milli direncimizi arttırabilmek için elimize geçen fırsatları iyi değerlendirmeliyiz. Bir yönü ile 15 Temmuz sürecinin buna katkı sağlayacağı gelişme ve umutlarını, siyasi emel ve isteklerimize kurban etmemeliyiz!
Suriye ve Iraktaki dehşetin, vatanlarını yitirenlerin her gün şahit olduğumuz çilelerinin Türkiye’mizde tekrarını istemediğimiz için meydanları dolduran bayrak denizi bizi her şeye rağmen gelecekten ümitvar olmaya davet ediyor.
Bir astsubay “Ömer Halisdemir” bir darbenin kaderini yaptığı kahramanlıkla bu kadar değiştirebiliyorsa, Kenan Evren’in 4 general ile yaptığının, 150 generalle yapılmasını önleyebiliyorsa; Türk milletinin tarihin derinliklerinden gelen “millet olma şuurunun” nelere kadir olduğunu görmek için kâhin olmaya gerek kalmamıştır!
Yeter ki okullarımıza ve öğrencilerimize sahip çıkalım! Emevi bidatlarını, millet olma şuurunun üzerine çıkarmayı din öğretiyorum yanlışlığı ile perdelemeyelim!
Yaşananlardan ve yaşanan süreçten ders alalım!
Siyasal iktidar hiç düşünmeden ve acilen milli şuurun kalesi olan ve haksız olarak “FETOCAN fetbazlığı” ile görevden alınan vatansever, tarikat şeyhlerine ve cemaat önderlerine biat etmeyen okul müdürlerinden en azından; yeterliliklerini kamuoyu önünde ispat etmiş olanlarını biran önce haksız ve hukuksuz olarak alındıkları görevlerine iade etmelidir!
Suyun suya benzediği kadar, geçmişin geleceğe benzediğini unutmayalım!
Başaracağız ve de başarmalıyız.

Kyn (1) Türk Yurdu Dergisi Ağustos Sayısı