kaç gündür aynı iç sıkıntısıyla yaşadığım kentin daracık sokaklarında serseri mayın gibi volta atıyorum oldum olası hiçbir zaman amaçsız yola çıkmamışım her nereye gideceksem içimdeki metaforlara aldırmadan kuru yaprak misali oradan oraya giderim ancak son zamanlarda sığmamaya başladım kendi iç evrenime ve bir o kadar da gittikçe yabancılaştığım bu kente!
*

her gün ama her gün zincirleme acı mı yaşanır pedaliza misali; bir acının üzerine kondukça diğer bir acı sanırsın ki yemeğinin üzerine baharat ekiyorsunne göz ne yürek dayanıyor! ve de herkes birbirini suçluyor
*

es kaza birisiyle ayaküstü bir iki laf edecek olsan herkeste bir bildik havası var ki sormayın gitsin hoş sorsanız da ne fark edecek ki?
*

öylesine bir iki turdan sonra yeni düzenlenen meydan parkının belediye tarafındaki bir bankta buldum kendimi sonrasında ise bu kente ilk geldiğim yıllardaki zamanı gözümün önüne geldi belki hakirdi belki fakirdi ancak; kendi kendine bir kutsanmışlığı vardı sanki
*

parkınorta yerinde gazi m.kemal’in pembemsi karataş kaide üzerinde askeri elbiseli anıtı vardır çok özel ve güzel bir anıttır gerçi samsun 19 mayıs ve ankara ulus ve kızılay güvenpark ve istanbul taksim anıtı dışında en önemli yontu diyebilirim sanırım 1950 yılında alana yerleştirilmiş tam bir usta sanatçı işidir anıtı iyi etüt ederseniz ne demek istediğimi anlarsınızküçük bir ipucu isterseniz o da rölyeflerin neyi anlattığıdır
*

gazi m.kemal; dik duruşlu ve bir eli belindeki tabancasında diğer eliyse hafifçe ileriye doğrultulmuş dipdiri duruyor! kimisi şimdilerde ona karşı olsa da geçmişi dönüp sorguladığımda ben hayranlıkla bakarım o’na bugün hâlâ daha yaptıkları orta yerde dururken neyse biz gezimize kaldığımız yerden devam edelim
*

dolap beygiri misali dolmuşların cirit attığı dönemler belediye otobüslerininse meydanın kuzey kısmını (suluhan’dan imar işleri müdürlüğü binasına kadar olan kısım) hem durak hem de yolcu taşıma yeri olarak kullandığı zamanlar
*

parkın kuzeyinde sıralı eski taş binanın her biri o günlerde ülkenin genelinde olduğu gibi pavyonlarla sarılmıştı denize doğru inen sokakların her birinde ise meşhur arjantin fıçı birahaneleri meskundu varlıklılar pavyona varlıksızlar ise birahanelere takılırdı e bizler de ikinci sınıfın müdavimleriydik iki bilemedin üç birayla kafa olurduk olurduk desem de masaya oturunca üçü dördü unutur borçlu kalkardık masadan hoş mekân sahibi de bilirdi ki başka gidecek yerimiz yoktu ah! bir de yavuklumuz sol yanımızda başını şöyle bir kaldırdı mıydı? allaaah be! başımızın üzerinde dolap beygiri misali dönen -müslüm gürses- tam da bizim içimizi okurdu resmen o söylerdi biz içerdik biz içerdik o söylerdi cebimizde üç kuruş gerisi hak getire!
*

sonrasında bizler de adam olduk ve rakı masalarına kurulduk ne gam! ancak; o geçmişte içtiğimiz arjantin fıçı bira’larının yerini tutmadı hiç bir rakı masası varlıksızlığın tadı da rengi de bambaşkaymış .. gavur meydanı