Türkiye, dün sabahın erken saatlerinde Suriye’ye hem havadan hem de karadan harekat başlattı.
Yüzde yüz doğru bir hamle..
Çünkü sorun, açık ve net Türkiye’nin beka sorunu..
FETÖ’nün darbe girişiminin ardından bir taraftan IŞİD, diğer taraftan PKK saldırılarının arka planı kesinlikle Türkiye’nin Güneydoğu’sunu koparmak..
Yani sorun sadece IŞİD meselesi değil..
Türkiye’nin Güneydoğu’sunun nasıl büyük bir tehlike altında olduğunu görmek açısından son derece önemli bir hamle yapılmıştır.
Çünkü PYD ve PKK’nın Kuzey Irak’tan Kuzey Suriye hattında denize açılacak bir proje ile ülkemizin Güneydoğu’sunu da hesap ederek sözde büyük Kürdistan hayaline karşı müthiş bir hamle olmuştur..
Bakın 3 gün önce neler yazmıştım..
***
ABD’nin stratejik hedefinin Büyük Kürdistan olduğu aşikardır. ABD bu stratejik hedefinin ilk adımı olarak Irak’ın kuzeyinde ‘Barzanistan’ adı ile özerk bir yapı inşa etmedi mi?
Bu parçanın Suriye’nin Kuzeyinden Doğu Akdeniz’e birleştirilmesi, ana hedefin şu anda yürürlükte olan ikinci adımı değil mi?
Ana hedef ise ilerleyen süreçlerde Türkiye ve İran’dan da topraklar katarak Büyük Kürdistan’ı azami sınırlarına ulaştırmak değil mi?
Dolayısıyla projenin hedefinde dört ülke yok mu?
İran, Irak, Suriye ve Türkiye..
Burada işi en zor olan ülke Türkiye’dir? Türkiye hem projenin hedefidir hem de projenin sahibinin müttefikidir!
Türkiye, tamamen kendi milli politikalarına dönerek oyunu görmüştür.
Çünkü 1991’den itibaren ABD’nin projesine karşı çıka çıka o projeye mecbur kaldığını, dahası müttefiklik ilişkisi üzerinden karşı çıktığı projeye mimar yapıldığını, 25 yıldır karşı çıktığı Barzanistan’ı nasıl tanıdığını iyi görmüştür..
ABD bu 25 yılda PKK’yı bazen sopa, bazen havuç olarak kullanarak Türkiye’yi Barzani’ye müttefik yapmıştır!
Ve Türkiye terörle boğuşurken ABD’nin Büyük Kürdistan projesi ilerlemiştir..
Şimdi de aynı proje Suriye’de uygulamaya konulmaktadır..
ABD, PKK’yı havuç-sopa olarak kullanarak dün nasıl Irak Kürdistan’ını Türkiye’ye kabul ettirdiyse, bugün de aynı yöntemle Suriye Kürdistan’ını inşa etmeye çalışıyor.
Artık görülüyor ki..
Türkiye Amerikan cephesinde kalarak, komşularıyla işbirliği yapmadan terörü bitiremez ve Büyük Kürdistan’ı önleyemez!
Ve Şam ile karşı karşıya durmanın Türkiye’yi Suriye Kürdistan’ına mecburiyete götürmekte olduğu artık görülmektedir..
O nedenle Erdoğan kapalı kapılar ardında Putin ile Suriye noktasında işbirliği yaparken, bunu hesaplamaya başlamıştır.
Çünkü mesele basittir..
Şam tüm topraklarında egemenlik kurmak zorundadır.
Yani hem Şam ile karşı karşıya gelmeye devam edip hem de Suriye’nin kuzeyinde Kürdistan istememek mümkün değil..
O nedenle Türkiye, dış politikasında ABD’ye rağmen Rusya ile anlaşarak önemli hamleler yapmaya başladı.
Erdoğan’ın yeniden Putin ile kurduğu dostluk köprüsü tam zamanında olmuştur.
ABD’nin ayak diremesi nedeniyle anlaşamadığı Suriye’nin Azez-Cerablus hattında kurulamayan tampon bölgenin Rusya-Türkiye-İran diyaloğuyla hayata geçirileceği ortaya çıkmıştır..
Böylece hem mülteci dramı ortadan kalkacak. Hem IŞİD, Suriye sınırından temizlenecek hem de PYD ve PKK’ya darbe vurulacak..
Artık her vatansever biliyor ki..
ABD cephesinde durarak ABD projesi önlenemez!
***
İşte Türkiye hem IŞİD ve Suriye sınırını temizlemek hem de PYD ile PKK’ya darbe vurma anlamında üniter devlet yapısını koruyacak en büyük hamlesini yapmıştır.
Fikret Bila’nın dünkü yazısındaki ifadeler aynı tespitleri ortaya koyuyordu..
***
PKK-PYD-YPG’nin hedefi Cerablus’u da alıp, Türkiye sınırı boyunca Kürt koridorunu tamamlamak.
Böylece Akdeniz’e açılan bir Kürt bölgesi oluşturmak.
Bu hedef, PKK’nın kurmayı tasarladığı Kürdistan devletinin ekonomik ve askeri açıdan ayakta kalmasını sağlayacak nefes borusuna ulaşmak anlamı taşıyor.
Kuzey Suriye projesi ‘Büyük Kürdistan Devleti’ projesinin dört ayağından birini oluşturuyor.
Türkiye’yi tehdit eden ayağı ise Güneydoğu’nun bu projenin en büyük parçasını oluşturması.
Kuzeybatı İran ve Kuzey Irak’la birlikte projenin dört ayağı tamamlanıyor. PKK bu dört ülkenin dört parçasında da siyasi ve askeri olarak örgütlü.
Dört parçadaki siyasi ve silahlı örgütlerin hepsi PKK’nın Abdullah Öcalan’ın talimatıyla oluşturduğu KCK’ya bağlı. Her parçadaki siyasi parti ve ona bağlı silahlı güçler sonuçta KCK’nın bir parçası. KCK ise öngörülen Birleşik Kürdistan’ın ‘Konfederal Devleti’ni oluşturuyor.
KCK’nın Suriye ayağını oluşturan PYD ve YPG, Kuzey Suriye’de ABD adına savaşırken, karşılığında bu bölgeyi kontrolleri altına aldı. Bölgedeki Arap veTürkmen köylerine saldırarak katliamlar yaptı ve göçe zorlayarak etnik temizliğe girişti. Şimdi kontrol PYD’nin dolayısıyla PKK’nın elinde.
Kuzey Suriye’nin PKK açısından önemi, Öcalan’ın ABD’li düşünür Murray Bookchin’in tezlerini esas alarak sahiplendiği ‘komünal’ sistemi uygulamaya geçirmeye çalıştığı bir laboratuvar niteliğinde olması. PKK-PYD, Kuzey Suriye’de özellikle kırsal alanda ‘kömün’ esaslı bir örgütlenmeye yöneldi. Bu yapı üzerine Kürdistan’ın ayaklarından biri olarak Kuzey Suriye’de ilk ‘Komün Esaslı Federasyon’u hayata geçirmeyi hedefliyor. Sonra diğer üç parçada da aynı örgütlenmeyle ‘Komünal-Konfederal Kürdistan’ı kurmak.
Kuzey Suriye PKK’nın en rahat hareket edebildiği, ABD desteğini arkasına aldığı pilot bölge niteliğinde.
Bu projesini hayata geçirip ayakta tutabilmesi için Kürt koridorunu sağlamaya çalışıyor.
Türkiye’nin ısrarla Cerablus-Azez arasında derinliği de olan güvenli bir bölge isteyişinin nedeni, PKK’nın bu projesini engellemek. Aksi halde Kuzey Irak ve Kuzey Suriye’den sonra Güneydoğu’nun koparılması için son bir yıldır yaşandığı gibi şehir savaşları, içten ve dıştan terör saldırılarının yoğunlaşacağını, Türkiye’nin Suriye’ye dönüştürülmesi için çaba harcanacağını biliyor.
Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması bu nedenle Türkiye’nin toprak bütünlüğünün de korunması anlamına geliyor. Tıpkı 10-15 sene önceki Irak’ın toprak bütünlüğü sorunu gibi...
Türkiye, ABD ile kendi hedefleri doğrultusunda ilerleyemedi.
Rus uçağının düşürülmesinden sonra hava gücünü kullanması da mümkün olmadı.
Bu gerçeği gören Türkiye Rusya ve İran’la yakınlaşarak askeri hareket alanını genişletmeyi hedefledi. Bu yönde mesafe aldığı da anlaşılıyor.
Bu arada çok iyi bir taktik de geliştirerek ABD açısından da IŞİD’ e yüklenerek, denge oluşturmaya çalışıyor.
Bu ortam içinde IŞİD’e yüklenip Cerablus bölgesinden Güney’e doğru sürülmelerini sağlamayı, boşalacak alana ise YPG yerine Arap ağırlıklı ÖSO gücünü yerleştirmeyi hedefliyor.
Böylece PKK-PYD-YPG’nin Kobani bölgelerini birbirine bağlayarak Kürt koridorunu tamamlamalarını önlemek istiyor.
İşte bugün Türkiye bunu yapıyor..
Türkiye’nin Şam yönetimini bir realite olarak kabul etmesinin altında yatan amacın bu olduğu görülüyor. Ankara’nın soruna ‘beka’ sorunu olarak bakmasının nedeni, Kuzey Suriye oluşumunun, Türkiye’nin toprak bütünlüğünün tehdit altında alacak olması.(1)
***
Türkiye’nin başlattığı ve adını ‘FIRAT KALKANI’ koyduğu operasyona karşı PYD’nin Lideri Salih Müslim’in alçakça kullandığı “Türkiye Suriye batağında çok şey kaybedecektir” tweeti çok manidardır..
“Korkunun ecele faydası yok Müslim efendi.. Kürdistan oyununuz mu bozuldu” dememek mümkün mü?
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Salih Müslim’e verdiği cevap sözün bittiği yerdir..
Ne dedi Reis-i Cumhur:
“Birileri meydan okudular. Suriye, Türkiye için şöyle olacak böyle olacak. Buradan sesleniyorum: Siz ne olacağınızı hesabını yapın. Türkiye’ye tehdit oluşturacak kim olursa olsun, bu millet ordusuyla, polisiyle ve korucusuyla vardır ve var olacaktır.”
İşte bu kadar..
Cumhurbaşkanı Erdoğan başkomutan olarak hem siyasi hem askeri kurmayları ile oturup düşünüp Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğü için son derece tarihi bir hamle yapmıştır.
Dün gerçek yüzünü göstererek Türkiye’yi tehdit etmeye başlayan PYD’nin arkasında olduğu tescilli olan ABD’nin de gizli hayallerine karşı bir harekattır bu..
“Ne işimiz var Suriye’de” demeden, bu vatanın her evladının canı gönülden duaları ile de desteklemesi gereken bir harekattır Fırat Kalkanı..
Ve Türk ordusu üzerinde karabulutlar dolaştırmak isteyenlere de en güzel cevaptır..