Adeta bir askerlik yaşamı gibi geçti hayatı. 7 yaşında girdi Trabzonspor’a, 30 yaşlarında ayrıldı. Hava değişimi olarak kabul edilen Almanya’nın Schalke takımından sonra tekrar kutsal ocağına geri döndü.. Samet Aybaba ile ters düştü gibi gösterilse de bu yönetimin bir kararıydı. Ve Ankaragücü’ne gitti. Daha sonra futbolu bıraktı Hami.
Kendini Trabzon Lisesi’sinin bahçesinden, Faroz’un labirent gibi sokak aralarında topla nasıl haşır neşir olduğu zamandan bilirim. Trabzonspor minik takımındayken kendisiyle gazeteci olarak da bir Aydın seyahatimiz vardı.
Duygusaldır, alçak gönüllüdür. Tercüman Gazetesi’nde çalışırken, henüz yeni evlenmişti. Söğütlü’de oturuyordu. Bir büyük maç öncesi bizi evine kabul edecek kadar kadirşinas bir yapısı vardı. Hatta özel olarak da kıymalı yaptırmıştı bizlere..
Hami, Trabzonspor’un ağır işçisiydi. Kendi atardı ve attırırdı golleri arkadaşlarına. Kimseyi kırmaz. Ama doğruyu da yüzüne söyler insanların.
Sonra antrenörlüğe atıldı. Milli takımların alt kategorilerinde çalıştı. Buradan itiraf etmek zorundayım. Kendini çok seven birisi olarak ona o gün çok kızmıştım. Galiba İsviçre ümit milli maçıydı. Avni Aker’de oynanmıştı. İstiklal Marşımız çalınırken, Türk ümit milli takımı sahada 9 kişiydi. Marşımız bitene kadar ancak 11 kişi olmuşlardı.. Neden böyle olmuştu acaba? Kendine de sormadım hiç. Bana göre işin içinde bir bit yeniği olabilirdi. Çünkü kenardan oyuna hiç müdahale etmemişti 90 dakika boyunca.
Mustafa Akçay’dan sonra göreve getirildiğinde “Bu işi yapabilir mi?” “Trabzonspor gibi bir devin yükünü çekebilirim mi” diye tereddütlerim yok değildi.
Ama o milli maçtaki Hami ile bugünkü Trabzonspor Teknik Direktörü arasında dağlar kadar fark olmuş. Kendini geliştirmiş ve aşmak üzere. Elindeki kadroyu iyi kuruyor. Oyuncu değişiklikleri zamanında, yerinde ve giriş-çıkışlarda isabetli isimlere yer veriyordu.
Hami himayesindeki Trabzonspor artık rahmetli Doğan Koloğlu’nun iki sözünden biri olan “Hücum futbolunu” Bordo-Mavili takıma oynatıyordu.
Karadenizli “Horonu” nasıl “ Dik” oynuyorsa Fırtına da artık yeşil sahalarda dik oynuyordu. Kenarları kullanıyor. İyi mücadele veriyordu takım. Kısa zamanda bu büyük değişiklik herkes tarafından fark edildi.
Hami, özellikle savaşmayan, mücadele etmeyen, işini sevmeyen, futbol ahlakıyla ters düşenleri ise ya kulübeye çekiyordu ya da tribüne göndererek kadro dışı bırakıyordu. Colman, Zokora ve Maluoda örneğinde olduğu gibi.
Trabzonspo’un, Hami ile birlikte Fenerbahçe hükmen mağlubiyeti haric yenilgisi yoktu. Kendi öz evlatlarına yıldız olmasalar bile inanarak, güvenerek verdiği formanın karşılığını alıyordu.
Bu bir transformasyon olayı idi. Yani değişim.
Şimde gelelim esasa..
Şimdi birilerinin kapalı kapılar ardında bir şeyler kurculamaya başladığını duyuyoruz. Hami Mandıralı varken, teknik direktör arayışı içinde olanlar var mı acaba ?
Ertuğrul Sağlam, Hikmet Kahraman ve Vahid Hoca ile ilgili bize gelen duyumlar var. Sayın Hacıosmanoğlu ve yönetimine sesleniyorum. Mutlaka sizlerin de bu konuda çalışmalarınız olacak. Bursaspor Daum’dan sonra kendi değeri olan öz evladını takımın başına getirdi. Hami, çıraklık dönemini milli takımlarda tamamladı. Kalfalığı ise Akçay’dan aldığı bayrağı iyi bir yere çıkarak kısa zamanda tamamladı. Artık ustalık dönemini yaşaması için Trabzonspor’da teknik direktör olarak göreve devam etmeli. Hami’yi sakın bir mayın eşeği olarak kullanıp öldürmeyin. Yoksa bedeli ağır olabilir.