Türkiye’mizde adalet kavramı hiç bir zaman gündemden düşmez. İster devlet, ister hukuk, ister yargı, ister mahkeme, ister savcı, ister asker, ister polis, ister kamu kurum ve kuruluşu, ister siyaset, ister iş dünyası, ister spor camiası, ister ekonomi yöneticisi hangisi olursa olsun ‘Adalet’ kavramı her zaman karşımıza çıkar, çıkmak zorundadır da..
Her zaman da tartışılır!..
Hele hele konu Türkiye olunca, yaşananlar karşısında insanlarımızın akıllarının karışmaması mümkün olmaz!..
Sapla samanın birbirini karıştırıldığı gibi hukuk ile hukuksuzluk da bir biri içine sokulur hale getirilmek istenir!..
O haklı, şu haklı, bu haklı tartışmalarının aslında hiç bir esprisi yoktur..
Önemli olan adaletin kazanması, vicdanların yaralanmamasıdır!..
O nedenle burası Türkiye olunca adaletli olmak hem çok kolaydır hem de çok zordur!..
Dedik ya !
Önce aklı selim, sonra vicdanlar hür olmalıdır..
Adalet denince akla gelen isimlerin başında Hz. Ömer gelir.
Herkes tarafından bilinir ki Hz. Ömer adaletiyle cihanın dört bir yanına nam salmış bir halifedir.
Hz. Ayşe annemiz, Hz. Ömer hakkında, “Ömer denince adâlet, adâlet denince Allah hatırlanır” diyor. Peki Hz. Ömer’in adalet dağıtırken haksızlık yapmamasının sırrını merak ediyor musunuz?
***
Abdullah bin Ömer , babası Hz. Ömer’le birlikte haccda idi. Bir ara adamın biri onlara yanaştı ve hiçbir şey söylemeden hüngür hüngür ağlamaya başladı. Hz. Ömer adama hitâben:
“Ne oldu? Eğer borçlu isen, yardım edelim. Bir şeyden korkuyorsan seni koruyalım. Fakat birini öldürdünse, elimizden bir şey gelmez, kısas yapılır. Komşularından memnun değilsen, seni başka bir yere gönderelim” dedi.
Adam, Hz. Ömer’den bu samimi ilgiyi görünce, derdini anlatmaya başladı:
“Ben Teymoğulları’ndanım. Bazı taşkınlıklar yapıp bir takım suçlar işlemiştim. Vâlimiz Ebû Musa bana ceza olarak sopa attırdı. Fakat bu ceza ile yetinmeyip saçlarımı da kestirdi. Yüzümü siyah boya ile boyattı. Sonra da beni halk arasında dolaştırdı.
Halka, “Bununla beraber ne oturun, ne de yemek yiyin” diye emretti. Halk, artık benim yüzüme bakmaz oldu. Şeref ve itibârım hiçe indi. Bu duruma son derece üzüldüm. Düşündükçe vâliye karşı öfkem de arttı. O hiddetle kendi kendime şu üç şeyden birini yapmayı düşündüm:
Ya silahımı alıp Ebû Musa’yı öldürecektim veya sana gelerek Şam’a gönderip orada beni yerleştirmeni isteyecektim. Yahut da düşman ülkeye sığınıp onların arasında dilediğim gibi hür yaşayacaktım. Birinci ile üçüncü şıkkı yapmayı îmânım engelledi. Sonunda size gelip durumu anlatmaya karar verdim.”
Hz. Ömer adamın anlattıklarından çok duygulandı ve ağlamaya başladı. “Bu düşündüklerinden hiçbiri hoşuma gitmedi” dedi. Sonra da vali Ebû Musa’ya şu mektubu yazdı:
“Allah’ın selamı üzerine olsun. Teym kabilesinden falan oğlu falana şöyle şöyle yapmışsın. Geldi bana anlattı. Vallahi, bir daha kanunların gerektirdiği ceza ile yetinmez, haddi aşarsan; ben de senin yüzünü boyar, halkın arasında dolaştırırım. Ne demek istediğimi anlarsın...
Halka emir ver, o adamla yiyip içsinler. Cezasını çektiği suçtan dolayı bir daha onu kınamasınlar. Eğer tövbe ederse, şahitliğini de kabul et.”
Hz. Ömer, bundan ayrı olarak, adama bir binek, 200 dirhem de para vererek, memleketine geri gönderdi.
Bu ibretlik tarihî hâdisede, Hz. Ömer’le ilgili yorumu aşağıdaki anekdotlara havâle ediyoruz:
Hz. Ömer bir gün halka:
“Bildiklerimin içinden en hayırlısını size vâli tâyin eder, sonra ona adâletle hükmetmesini emredersem, halifelik vazifemi lâyıkıyla yerine getirmiş sayılır mıyım?” diye sordu.
Halk,
“Evet” diye cevap verdi. Hz. Ömer ise:
“Hayır, benim vazifem bununla bitmiyor. Tâyin ettiğim kimsenin, emrettiğim şeylerle amel edip etmediğini kontrol etmedikçe vazifemi tam olarak yerine getirmiş sayılmam” dedi.
***
Ne güzel sözler değil mi?
Adaletli olmak, adaleti önde kılmak çok ama çok önemlidir!
Doğru soru sormayanlar doğru cevap bulamazlar. Kendi cevapları olmayanlar başkalarının sorularıyla yaşarlar. Cevaplarını doğru sıralamayanlar çözümü bulamazlar. Çözüme ortak olmayanlar problemin bir parçası olurlar.
Çok güzel bir söz vardır..
“Adalet bir kutup yıldızı gibi yerinde durur. Geri kalan her şey onun etrafında döner.”
İşte yeter ki buna inanalım..
Peygamber efendimizin güzel bir sözü var.
“Haksızlığın karşısında susan dilsiz şeytandır!”
Fazla söze gerek yok!