Günümüzdeki duran adamlar, duruşlarına sözde zarafet döşeyen simsarları da görebilmeliler. Aksi halde iktidar hırsıyla, itidal fukarasına dönüşerek, durdukları yerde güdülürler muhterem…”
Kim demiş ilk duran adam Erdem Gündüz diye…
Hikâye yahu!
Rahmet olsun ruhuna!
İlk duran adam dedemdi.
70’li, 80’li yıllar…
O zamanlar Karaoğlan fırtınası vardı.
Memlekette her sabah farklı bir olay…
***
Ülkemizin bu meşakkatli yıllarında garip bir dağ köylüsü olan dedem, durma eylemini ilk kez mahalle fırınının önünde keşfetti
Koltuğunun altına iki somun sıkıştıracağım diye saatlerce dururdu!
Simsarlar biçim biçim,
Kuyruksa o biçimdi!
***
Öyle ekmeği hemen alıp gitmek de yok ha!
Önce karneye bir çentik attıracaksın.
Sonra yol alacaksın.
Devlet ne alıp, ne yediğini bilecek!
Haksızlığa simetrik önlem!
***
Dedem zar zor ekmeği kapınca, yeni bir duruş sergilemek için, tüp kuyruğuna girerdi.
Dedem de duruş mu yok!
Sürekli dururdu garibim!
Tüp kuyruğunu, şeker, çay, yağ ve sigara kuyrukları takip ederdi.
Dururken de bayılıp düşmezse eğer, payına düşeni alır ve evinin yolunu tutardı!
***
Velhasıl muhterem; şimdi bakıyorum da, şimdiki duruşlar ile o zamanki duruşlar arasında epeyce bir fark var.
Günümüzde de gençler duruyor!
Kimileri özgürlük için, kimileri adalet için, kimileri de topyekûn sistem için…
Her ne kadar, Gene Sharp’ın “Diktatörlükten Demokrasiye” adlı kitabının maddeleri Taksim’de uygulamaya konulsa da, yine de bu durma eylemini gayet demokratik buluyorum.
‘Protesto insanın temel hakkıdır’ diyerek,  “En azından durmak, kudurmaktan iyidir” felsefesiyle, bu hakkını kullananları saygı ile karşılıyorum.
Ama şunu da belirtmem de fayda var;
Dedem memleketin kirişlerine dinamit döşedikleri için dururdu, dinamit döşemek için değil!
Bu yüzden günümüzdeki duran adamlar, duruşlarına sözde zarafet döşeyen simsarları da görebilmeliler.
Aksi halde iktidar hırsıyla, itidal fukarasına dönüşerek, durdukları yerde güdülürler.
Benden söylemesi.