Art arda gelen şehit haberleri yüreklerimizi öyle dağlıyor ki, ortaya çıkan manzaralar karşısında eğer bu vatanın evlatları iseniz, gözlerinizin yaşarmaması, boğazınızın düğümlenmemesi mümkün mü?
O şehit analarının hıçkırıkları, evlatlarının ay yıldızlı tabutlarına sarılmaları, selam durmaları karşısında sözün bittiği yere gelmemek mümkün mü?
İşte dünkü tablo..
Hainler tarafından kalleşçe şehit edilen Trabzonlu Samet Çakır’ı son yolculuğuna uğurlarken, annesi Zehra Çakır’ın oğlunun ay yıldızlı tabutuna başına koyarak gözyaşlarını akıtması karşısında daha önce de kaleme aldığım yazımla seslenmek istedim..
Çünkü..
***
Bir ana düşünün..
Gencecikken karnında taşıdığı çocuğuyla birlikte dokuz ayını heyecan içinde geçirir. İlk tekmeleri ona çok büyük bir haz verir.
Ruhunda sevgi fırtınaları, sevinç seliyle yüreğine doğru coşkuyla akar.
Rabbinin ona bahşettiği analık içgüdüsüyle okşar elinde olmadan yavrusunu..
Hayaller kurar kız olursa kınalı bir gelin, erkek olursa çakı gibi asker olacağını düşlerken de hayırlısını diler her zaman.
***
Bir ana düşünün..
Minicik yavrusunu kucağına almış, gözlerindeki yıldız yıldız sevgilerle ona bakmakta. İlk emekleyişi, ilk yürüyüşü, ilk anne, baba deyişi, ilk koşması, ilk düşmesi, ilk okula gidişi, ilk diploma derken ilklerin heyecanıyla çocuğuyla o da büyür sanki yeniden..
Sonra liseyi bitiriş.
Üniversiteye gidiş..
Daha karnındayken eşi ile birlikte düşlediği gün kapısına gelir dayanır.
Hani o kıvancımız dediğimiz kutlu vatan görevi gelir çatar.
***
Bir ana düşünün!..
Gözyaşını içine akıtarak, yüreğine gamı, tasayı yasaklayarak evladıyla gururlanır. Sayılı gün nedir ki evlat, vatan senden hizmet bekler diyerek oğlunu yüreklendirir.
Bazıları nişan düğün yaparak, bazıları ise ‘Git askerliği yap gel oğlum evlendireceğiz seni’ diyerek yollar evladını.
Dua eder.
En önemlisi de Rabbine emanet eder onu.
Sonra hasret dolu, asker kokulu mektuplarının yolları gözlenir.
Göğsü de koltukları da kabarır.
Çünkü asker anasıdır ya!...
Dağları, yolları engel saymaz.
Onları mektuplarla sabrederek yıkar bir bir... Her mektubu oğludur sanki. Öper, öper, öper!
Her telefon çalışı onun yüreğini kıpır kıpır eder, adeta kalbi duracak gibi olur..
***
Bir ana düşünün!.
İçinde yangını andıran bir sızıyla uykusu bölünür.
Kor düşer yüreğine.
Sıkıntı iki el olur, boğazına yapışır ve nefes almasına izin vermez.
Döner durur yatağında. Rabbine sığınır. Derken sabah olur!...
Aile efradına anlatır haleti ruhiyesini.
Saatler geçer ve kapıda beliren birkaç askerden biricik evladının şehadet haberini alır ve yıkılmaktan öte yanar, kavrulur!
Ama bağırıp çağırmadan vakur bir eleme bürünür. Ağıtlar yakar.
Gözyaşı seline yenik düşer gözleri. Elindeki evladının resmini öper, koklar; yangın dudaklarında ise ateş gülleri açmış halde dayanmaya çalışır.
Kuzusunun körpe bedeni bayrağa sarılı baba ocağına gelince de yürekleri mengenede ezercesine acı veren; bir o kadar da yücelten şu sözler dökülüverir dudaklarından:
“Ben şehit anasıyım!’’
***
Bir ana düşünün!..
Diline ve gözlerine isyanı yasaklamış. “Ben şehit anasıyım!’’ diye gururunun acısından daha öte olduğunu haykırır. Benim balam ölmedi ki der, “Şehitler ölmez!’’ diye de evlat acısıyla yanan ana yüreğine su serpmeye çalışır. Suyu abı hayat duaları, yavrusunun vatan uğruna, bayrak uğruna milleti ve inancı uğruna şehit oluşudur. Bu su asırlardır akan kutlu bir ırmağın suyudur. Bu su buz gibi zemzem akıtan nurlu cennet pınarının suyudur.
***
Bir ana düşünün!...
Hem de iyice düşünün ki dünyada bir eşi benzeri var mıdır bu anaların..
İşte bu askerimin de, polisimin de anasıdır.
Türk anasıdır..
İşte onlar şehit anasıdır.
Yavrularını vatana kurban eden, acılarını kalbine gömen Türk kadınıdır!...
Onların yerine kendinizi koyun..
Daha 20, 21, 25, 30 yaşlarında bu vatana armağan ettikleri evlatlarının yüreklerine kor ateş gibi düşen acılarını düşünün.
***
Koyun dün toprağa verdiğimiz Trabzonlu şehidimiz Samet Çakır’ın annesinin yerine kendinizi..
Hadi!..
Koyun ve düşünün!..
Yani kaybettiğimiz şehitlerimizin sizin evladınız olduğunu bir düşünün..
Acılarının tarifi mümkün mü?
Onlar hakları vatan topraklarında asla teslim edilemeyecek analardır...
O şehit analarının her biri Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından ‘Devlet Üstün Hizmet veya Övünç Madalyasının’ boyunlarına takılması gereken elleri öpülecek analardır.
Devletimizin başı olan Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, şehit annelerine bu madalyayı vermelidir..
Hainlere karşı en anlamlı cevap da budur..
Çünkü o anaların eşi benzeri yoktur!.
Hadi koyun onların yerine kendinizi..