Süleyman Demirel’in siyaset dilindeki en güçlü taraflarından biri, ekonomiyi vatandaşa rakam yığınlarıyla değil hayatın içindeki karşılığıyla anlatmasıydı. Bazen bütün bir ekonomik tartışmayı bir kilo buğdayla bir litre mazot arasındaki ilişkiye indirirdi. Çünkü biliyordu ki vatandaş ekonomiyi raporlardan değil tarladan, pazardan ve cebinden okur. Bugün de yapılması gereken tam olarak budur. Rakamların büyüklüğüne değil, o rakamların satın alma gücüne bakmak.

2026 yılında TMO’nun ekmeklik buğday alım fiyatı ton başına 16 bin 500 lira olarak açıklandı. Karadeniz’de aynı hesabın karşılığı ise fındık. Levant kalite fındığın kilogramı 250 lira, Giresun kalite fındığın kilogramı 255 lira. İlk bakışta rakamlar yüksek görünebilir. Fakat ekonomide asıl mesele fiyatın kaç lira olduğu değil, o paranın ne satın alabildiğidir. Çünkü nominal fiyat artışı refah artışı değildir. Ürünün fiyatı yükselirken mazot, gübre, ilaç, işçilik ve hayatın geri kalanı daha hızlı pahalanıyorsa üreticinin elindeki rakam büyür ama ekonomik gücü küçülür.

Bu yüzden fındık üreticisine yalnızca kaç liraya ürün sattığını sormak yetmez. O parayla gelecek yıl bahçesine yeniden girebilecek mi? Gübresini alabilecek mi? İşçisini ödeyebilecek mi? Mazotunu koyabilecek mi? Bir çiftçi hasattan sonra yeniden üretmek için borç arıyorsa ortada yüksek bir fiyat olabilir ama güçlü bir üretici yoktur. Ürün değer kazanmış görünürken üretici fakirleşiyorsa ekonomik tablonun en önemli kısmı zaten orada ortaya çıkar.

Demirel’in buğday hesabının siyasi gücü de tam buradaydı. Ekonomiyi propaganda alanından çıkarıp mukayeseye teslim ediyordu. Dün bir litre mazot almak için kaç kilo buğday gerekiyordu? Bugün kaç kilo gerekiyor? İşte bütün mesele bu kadar yalın. Bu soruların karşısında uzun nutukların, grafiklerin ve başarı tablolarının etkisi sınırlıdır. Çünkü alım gücü, siyasetin makyajını silen en yalın göstergedir.

Aynı hesabı bugün emekli için de yapmak gerekir. Maaşın kaç lira olduğu tek başına hiçbir anlam taşımaz. O maaş kaç pazar filesi dolduruyor? Kaç faturadan sonra elde ne bırakıyor? Eczaneden çıkarken cebin ne kadar hafifliyor? Toruna harçlık verecek bir pay kalıyor mu? İnsan maaşını istatistik tablolarında değil markette harcar. Ekonominin gerçek bilançosu da tam olarak orada çıkar.

Siyaset büyük rakamları sever. Çünkü büyük rakamlar etkileyicidir. Milyarlar, trilyonlar, büyüme oranları ve ihracat rekorları kolayca manşete dönüşür. Vatandaşın ekonomisi ise çok daha acımasız bir ölçüye sahiptir. Geçen yıl aldığını bu yıl alabiliyor musun? Geçen yıl doldurduğun fileyi bugün aynı parayla doldurabiliyor musun? Geçen yıl bir ton ürün sattığında karşıladığın masrafı bugün aynı ürünle karşılayabiliyor musun? Cevap hayırsa anlatılan ekonomi ile yaşanan ekonomi birbirinden kopmuş demektir.

Bugün buğday üreticisinin mazotunda, fındık üreticisinin bahçesinde, köylünün gübresinde ve emeklinin pazar filesinde aynı soru duruyor. Rakam mı büyüdü, vatandaşın gücü mü? Çünkü ekonomi kürsüden anlatıldığı kadar iyi değildir. Vatandaşın hayatında bıraktığı imkân kadar iyidir.

Demirel’in yıllar önce yaptığı hesabın hâlâ hatırlanmasının sebebi de budur. Bazı ekonomik gerçekleri anlamak için yüz sayfalık raporlara gerek yoktur. Bazen bir kilo buğday yeter. Karadeniz’de bir kilo fındık. Emekli için bir pazar filesi.

Sonra geriye tek bir soru kalır.
Dün aldığını bugün alabiliyor musun?
Şayet alamıyorsan rakam büyümüştür, sen değil.