BELLEK – RÖPORTAJ

DEVRİM HACISALİHOĞLU

Toplumsal bellek yitiminin, toplu bir şuur kaybının acı sonuçlarıyla yüzleştiğimiz günümüzde bellek kavramını, toplumsal bellek kavramında yeri olması gereken değerleri, kişileri, kurumları, mekanları, olayları hatırlatmak gerekiyor.

TRT Spor'un, kuruma sınavla girmiş spiker kuşağından, üslubuyla hafızamıza kazınmış isimlerden biri Kerem Öncel.

TRT’de bir dönem aynı serviste birlikte çalıştığımız Kerem Öncel ile TRT’nin kamusal yayıncılık anlayışını, kurumdaki serüvenini, unutamadığı maçları, spikerlik mesleğinin dününü bugününü, spor yayıncılığının belleğini konuştuk.

Kerem Öncel: Devrim, biliyorsun zaten hikayeyi aslında sen hepimizi yakından tanıyorsun. Beraber de çalıştık... 1992 yılında TRT'nin açtığı 3 aşamalı sınava 20 bin kişi katılmıştı Beş şehirde. Üç aşamalı sınavı kazanarak TRT'ye giren 7 kişiden biriyim ben.

Spor servisine giren 7 kişiden biriyim. 100 soru sordular, 80 soru barajdı.

128 kişi geçebildi. Sonrasında 2 ayın ardından ses taramasına tabi tutuldu bu 128 kişi. Mehpare Çelik ve Orhan Ertanhan, ustamız Tansu Polatkan, 2 genel müdür yardımcısı vardı kurulda. Bu 128 kişiden sadece 28 kişi o sınavı geçebildi.

Hem sese bakıldı hem de bilgiler kontrol edildi orada. O zaman TRT Kavaklıdere'deydi.

İki buçuk ay kurs gördük, 7 kişi kazandık. Ben, Yalçın Çetin, Erdoğan Arıkan, Güven Göktaş, Okay Karacan, Melih Gümüşbıçak ve Melih Şendil. Hepsi birbirinden değerli işleriyle de kamuoyunun gündeminde olan, spor kamuoyunun gündeminde olan isimler.

Devrim Hacısalihoğlu: Onlarla hep birlikte olduğunuz bir fotoğraf var. O dönem TRT'nin sınav yaptığı dönem ya da zorlu sınavların hala uygulandığı bir dönemde kazandınız.

Ve bu bahsettiğiniz Orhan Ertanhan, Mehpare Çelik gibi isimlerden ders aldınız. Bu da aslında bir dönemin hafızasını anlatması açısından, TRT'nin kamu yayıncılığı sorumluluğuyla spikerlerini, ekran yüzlerini seçerken ne kadar titiz davrandığına dair bir örnek.

Kerem Öncel: Tansu Polatkan'dan da ders aldık, Aydın Köker derslerimize girdi.

Ejder Akışık'tan Rüştü Asyalı'dan ders aldık. Bizi her yönden yetiştirdi TRT. Bu alışkanlık 1998'e kadar sürdü.

1998'den sonra maalesef bu sınavlar yerini daha dijital ortama bıraktı. Başka yöntemler kullandı TRT sonrasında…

Devrim Hacısalihoğlu: TRT serüveninin boyunca katıldığın organizasyonlar en önemlileri hangileri olabilir? Avrupa Şampiyonları, Dünya Kupaları, Olimpiyat Oyunları.

Kerem Öncel: Bu tip uluslararası organizasyonlar ya da ulusal organizasyonlar. 2004 Avrupa Şampiyonası Portekiz . 2008 Avrupa Şampiyonası İsviçre, Avusturya.

Son dakikada beni çıkarıp Hünkar Mutlu’yu aldılar kadroya

2009 Konfederasyonlar Kupası'nda, unutamadıklarımı sorduğun için söylüyorum sevgili Devrim. Erdoğan Arıkan'la ve Ömer Üründür'le görev yaptık. Küçük mini Dünya Kupası'nı Johannesburg’dan ve Cape Town'dan anlattık.

2010 Dünya Kupası Güney Afrika'da yapılacaktı. Ama ne hikmetse son dakikada beni çıkardılar. Benim yerime Hünkar Mutlu'yu aldılar kadroya. Dolayısıyla oralarda başladı işler aslında.

Devrim Hacısalihoğlu: Peki bu TRT serüveni boyunca Kerem Öncel'in anlattığı maçlardan bahsettik.

BAŞKAN EKİM: CUMHURİYETİMİZİN 103. YILDÖNÜMÜ KUTLU OLSUN
BAŞKAN EKİM: CUMHURİYETİMİZİN 103. YILDÖNÜMÜ KUTLU OLSUN
İçeriği Görüntüle

Çok meşhur bir Aston Villa maçı vardır. “Olur mu dersiniz? Bir şans anı bir kafa golü, futbolun kaderi futbolun cilvesi…” diye biz bunu ben o zaman öğrenci yurdundaydım üniversitede 17-18 yaşlarında…Hala çok popüler olan o anlatımın.

Kerem Öncel: Çok anlattım bunu da bir daha anlatayım. Bir kere Trabzon'dan kalkışımız şey yani bir enteresan oldu. Şenol Güneş'ten söz almıştım binmeden. Havada konuşuruz diye sözünü vermişti Şenol Hoca. İlk maçı 1-0 kazanmış Trabzonspor. Aston Villa o yılın en büyük şampiyonluk adaylarından biri.

Turun da favorisi olarak kabul ediliyor. Zaten Trabzon'da inanan yoktu uçağa bindiğimizde. “Rövanşı biz az hasarla atlatabilirsek…” şeklindeydi tavır, genel tavır.

Çünkü çok güçlülerdi. Ama biz Barcelona'ları, Lyon'ları da devirdik orada. Liverpool'ları, Inter'leri, bütün büyük takımları... Trabzon'a gelen öyle kolay çıkamıyordu o staddan dışarı. Oranın büyüsü, havası Avni Aker'in bambaşkaydı.

O zaman seyirciler de aynı uçağa binebiliyordu. Bir de en kötü şey sigara serbestti. Kabus gibi günlerdi o açıdan yani. Çok iyi işler yapıldı.O sigaranın hayatımızdan çıkması için... Özellikle tabii yapanlara, emeği geçen herkese teşekkür ederim.(…)

Yani uçaktan sesler geliyor ! Metal gevşemesi varmış bizim uçağın. Yani Britanya'ya ulaşıp da adaya inmesi bile mucizeymiş.

Şenol Güneş'in yanına gittim uçakta. “Ya Kerem” dedi “ne röportajı…” “Bir inelim sağ salim de orada yaparız” dedi. Yani herkes farkında. Ama... Trabzonspor taraftarları... O şeyin ortası var ya uçağın. Koridor. Horona başladılar. Oradan bu tarafa doğru geliyorlar, buradan o tarafa doğru gidiyorlar. Ya dedim ki “ne yapıyorsunuz arkadaşlar? “ “Görmüyor musunuz?” dedim “uçaktan sesler geliyor, bunu yapıyorsunuz.”

“Ya uşağım” dedi. “Öyle de öleceğiz, böyle de öleceğiz!” O horon devam etti.

Devrim Hacısalihoğlu: Gol olacağını hissettin mi o anlatımda?

Kerem Öncel: Gol olacağını hissetmekten çok… Yanımda İngiliz radyoları var. Böyle keyifle maç anlatıyorlar. 10 kişi kalmışız.

Ogün çizgide çevirdi topu. Biliyorsun. Atak gelişti. Ünal vurdu topa, Ünal Karaman.

Çarptı top, dışarı gitti. Abdullah da yavaş yavaş geliyor orta çizgi üzerine, soldan köşe vuruşu kullanmaya. Abdullah'ın biliyorsun muhteşem bir sol ayağı var.

O yürürken yavaş yavaş ben de dedim ki “biraz hızlı olması lazım Abdullah'ın.” Çünkü biliyorum ki uzatmaya giderse bizi dağıtacaklar yani. Hiçbir şansımız kalmayacak.

Biz bir gol attık attık yani. Yoksa yok. O yürürken tam köşeye doğru yavaş yavaş geliyor.

Dedim ki “Bir gol gelir mi dersiniz, futbolun kaderi, futbolun cilvesi. Bir şans anı, bir kafa vuruşu. Bir gol diliyorum sevgili dinleyiciler.”

Cengiz, Kaçerava, Orhan, (Allah rahmet eylesin) Küçük Orhan vurdu. Gol oldu… Yani unutulması mümkün olmayan bir andı.

O zaman onlar sustular. Ben maçı anlattım. Beni dinlediler.

Ben radyodan anlatmıştım. Rahmetli Orhan Şengürbüz maçı anlattı. Yanımda da Togay Bayatlı yorumcuydu. Sonrasında TRT bu maçın anlatımını, radyo anlatımını televizyon anlatımının üzerine monte etti. Ve aynı akşam maçın oynandığı gece TRT'den yayınlandı birkaç kez.

Bir kere torpil yok, hak etmeyen voleybolda bir yere gelemez

Devrim Hacısalihoğlu: Voleybolda da filenin sultanlarının, sporcularımızın kendilerine taktıkları isimle “Atatürk'ün Kızları”nın, artık bir sahada sportif performansın ötesinde de anlamlar kazanan duruşlarıyla, halleriyle, tavırlarıyla da önem kazanan Türk Milli Kadın Voleybol Takımı'nın maçlarını da anlattınız. Bu görkemli günlerin daha öncesine de şahittiniz.

Kerem Öncel: 1992'de başladım anlatmaya kadınları ve erkekleri. TRT'ye başladığımda anlattım.

Devrim Hacısalihoğlu: 90'lı yıllardan itibaren milli takımın maçlarını anlatıyordunuz ya da takip ediyordunuz. Peki oradan nasıl bir sistem kuruldu, bir kurgu yapıldı, Paralar harcandı deniliyor ama para futbola da harcanıyor. Demek ki orada başka bir şey var. Ne var?

Kerem Öncel: Voleybol okulu kuruldu biliyorsun. Türkiye Futbol Federasyonu'nun voleybol okulu var. Pek çok oyuncu Ankara'da oradan yetişti.

Ahet Göksu vardı Allah rahmet eylesin. Başkan vekiliydi Türkiye Voleybol Federasyonu’nun. Ahmet abi büyük bir şanstı. Altyapının büyük bir mimarıydı. Pek çok oyuncunun yetişmesinde, bu jenerasyonların gelmesinde onun çok büyük katkısı oldu.

Tabii şu andaki Mehmet Akif Üstündağ ve yönetiminin de büyük katkısı oldu Türk voleybolunun bu noktalara gelmesinde. Tabii doğru bir sistem kurdular.

Bir kere tolerans yok. Bir kere torpil yok. Hak etmeyen kimse voleybolda bir noktaya gelemez.

Devrim Hacısalihoğlu: Çok para harcanmasına rağmen başarısız olunan spor dallarında, jenerasyonlarda, bahsettiğiniz olmadığı için mi? Ya da torpil olduğu için mi başarısız olunuyor.

Kerem Öncel: Tabii torpille ilgisi olduğu için. Tabii kurulların içinde sporla ilgisi olmayan, hukukla ilgisi olmayan, işi bilmeyen insanların PFDK'da, Tahkim Kurulu’nda, Futbol Federasyonu'nda yer almalarından kaynaklanıyor. Yani bir Sinan Erdem'e bakıyorsunuz, geçmişine… Voleyboldan geliyor. Milli Olimpiyat Komitesi Başkanı'ydı. Ya, Légion d'honneur ödülünü aldı Fransa Cumhurbaşkanı'ndan. Voleyboldan gelenlerin hepsi kaliteli zaten. Basketbol da öyledir. Ama kadın voleybolu öyle bir inme kazandı ki.

Yani kadının en iyi temsil edildiği yer. Yani Cumhuriyet kadınının en iyi temsil edildiği yer. İki şampiyonluk üst üste kazanmak Avrupa'da o kadar zor ki…

Eda Erdem'e de özel bir başlık açmak gerekir herhalde değil mi? Eda Erdem 3 olimpiyatta yer alan 2012 Londra, 2020 Tokyo, 2024 Paris'de yer alan tek sporcu. (…)

Devrim Hacısalihoğlu: Türk milli kadın voleybol takımının Cumhuriyet'in kadına biçtiği rolü üzerlerinde simgeleştirmeleri, başarı, azim, kararlılık açısından da önemli.

Kerem Öncel: 1930 yılında ilk kez belediye seçimlerinde kadınlar oy kullandılar. 1934'te Fransa'dan yıllar yıllar önce, İngilizlerden yıllar yıllar önce....

Gazi Mustafa Kemal Atatürk. O dönemde kadınların nasıl vazgeçilmez olduğunu, kadınların çok değerli olduğunu, Türkiye Cumhuriyeti bir kenara koyuyor. Osmanlı, Selçuklu geçmiş tarihi okuduğu için, şamanizmi bildiği için, kadının Türk toplumundaki yeri hep apayrıdır. Yani sultan terimi, filenin sultanları tesadüfi verilmiş bir isim değildir. Sultanlar gerçek değerini bulduğu zaman ülke kalkınır.

Türk töresinde de kadim Türk geleneğinde de kadın çok değerlidir bizim için.