Onların ölüm yıldönümüydü geçtiğimiz hafta.
Neşat Akyazı, Kürşat Akyazı, İsmail Akyazı, Yusuf Sevgi, Hasan Sevgi, Ziya Kara 1992 yılında Samsun, Faruk Genç, Alaattin Aygün, Gökmen Karakullukçu, Bülent Dönmez, Kemal Yılmaz, 1997’de Kızılcahamam karayolunda trafik canavarının kurbanı oldular.
Taraflı tarafsız herkesin içini kor ateş gibi yakan bu kazalar maç dönüşleri sonrası vuku bulmuştur.
Hepsinin ortak sevdası vardı; o sevdanın adı Trabzonspor’du.
Onların içini yakan da buydu..!
Tıpkı 2011 Yılı Nisan ayında Eskişehir-Trabzonspor maçı sonrası “ Bu sene de şampiyon olamayacağız” dedikten birkaç dakika sonra kalbine yenilip, bir daha aramıza dönmemek üzere öbür dünyaya göç eden Mustafa Çelik gibi..
Hiçbirini unutmadı Trabzonspor’un çocukları..
Başta sosyal medya olmak üzere hepsinin ruhuna, herkese bir Fatiha okumaları için çağrıda bulundular. Rahmetlilere açılan sayfalarda isimlerinin altına herkes düşüncesini yazdı:
“Unutmadık-unutmayacağız”
Rabbim mekânlarını cennet eylesin, ruhları şad olsun..
***
Onlar gerçek Trabzonsporluydular.
Ya biz?
Acaba onların binde biri kadar olabilir miyiz?
Gerçek Trabzonsporlu; onlara layık olmaya çalışanlardır, Trabzonspor’u yalnız bırakmayanlardır..
***
Trabzonspor’un anasının ak sütü gibi hak ettiği şampiyonluğunu elinden çaldılar, etkili ve yetkili iyi gün dostu Trabzonsporluların sesi çıkmadı, çıkacak gibi de değil.
Oysa yukarıda isimlerini yazdığımız kardeşlerimiz o forma için can verdiler, aynı kaderi paylaşan Bünyamin Kahriman, Serhat Kırkayak, Mesut Keleş, Şeref Vanlıoğlu ve Sefer Köse gibi.
Ya Mehmet Dalman ve Hüsnü Civelek’in kaderine ne demeli?
***
Gerçek Trabzonsporlu, Trabzonspor’un şampiyonluğunu görmek için biraz daha fazla yaşamak, yaşarken de aynı takım için her şeyini vermek ister, onun için gerisi hikâyedir!
Ölüm döşeğinde olmalarına rağmen bordo-mavili takımın maçını soran yaşlıları, gençleri, “ Trabzonspor şampiyon olursa müjdeli haberi mezarıma gelip bana verin” diyenleri biliriz biz.
14 yaşında amansız hastalığa yakalanan Gökhan Uzun, ölmeden önce ne demişti hocasına “Öleceğimi biliyorum öğretmenim, ölmek bana koymaz, Trabzonspor’un şampiyonluğunu görmeden ölürsem işte o beni kahreder”
***
Şanlıurfa’da oynanan Trabzonspor-Fenerbahçe maçında, gözleri görmeyen kardeşin, ağabeyine “ Ne olur bana Trabzonspor’u anlat” diyen Şanlıurfalı kardeşin Trabzonsporluluğunu düşünebiliyor musunuz?
Sorarım: Biz o Trabzonsporlulara layık olabiliyor muyuz?
***
Malatyalı Yunus Metin, haksızlığa-adaletsizliğe isyan edip, evindeki klimasını satıp Malatya’dan Trabzon’a yürüdü. Üstelik o bir Malatyalı.. Canı kadar sevdiği takımına, nüfus kâğıdına “Trabzon” yazan Trabzonsporludan daha çok sahip çıktı.
İyi gün dostu Trabzonsporlu, sahi sen ne yaptın?
Cevabı biz verelim: Yan gelip yattın!
***
Bu insanların hepsi Trabzonspor aşkıyla yanıp tutuştu, yanıp tutuşma ne kelime kül oldular kül!
Peki, bizler Trabzonspor ve o insanlar adına ne yaptık, neler yapıyoruz?
Ya Trabzonspor camiasının ileri gelenleri, iş adamları, sanatçıları ve siyasileri?
Siz, Trabzonspor’un hakkını gasp edenlere hala“ dur!” demeyecek misiniz, sesinizi yükseltmeyecek misiniz?
***
Şikeciler kendini kurtarmak için âdete seferberlik ilan ettiler. Ellerinden gelse bütün suçu Trabzonspor’a yükleyecekler. Başvurmadıkları merci, ziyaret etmedikleri, yalvarmadıkları, kapısını tıklatmadıkları kimse kalmadı. Yalakaları da ekranlarda ve gazetelerinde nöbetleşe görev yapmaya devam ediyorlar. Nöbetçi kolluğu bir hafta birinde, diğer hafta öbüründe. Bazı spor yazarları da utanmasa etek giyecekler.
Sözümüz söz; Trabzonspor’u bu yolda asla yalnız bırakmayacağız. Hakkını sonuna dek savunacağız/arayacağız.
Biz futbol şehitlerine, Trabzonspor sevdalılarına söz verdik. Karaktersizlerle uğraşmak karakterimizdir. Karakter yoksunu insanları cümle âleme rezil etmek, dansöz elbisesi giydirip meydanlarda gezdirmek, ekranlarda oynatmak asli vazifemizdir. Bu da böyle biline..!