Beni de müziğin futbolcusu say. Say ki içimin bayrakları havalansın. Şöyle güzel bir çalım, iyi bir pas ceza alanının dışından, Trabzonspor'a puan kazandıracak bir gol şutu için nelerimi vermezdim ki? "
" Nelerini verirdin diye sorayım o zaman? "
"Notalarımı, parmak uçlarımdan akıp giden zamanı, yüreğimi ortaya koyardım... Trabzonsporlu topçuların da öyle olmasını istiyorum.”
***
7 Kasım 1971 ; Artvin Hopa’da kışa inat, bir güneş doğdu. Ağaçtan gitar, tenekeden davul yapan bir çocuk geleceğe doğru yürüyordu. İlkokul öğretmeniyle bile arkadaş olabilen , yaşlılarla muhabbet etmeyi seven, yaşam duruşu o zamanlardan kendini belli eden bir modern çağ ozanı, adımlarını atıyor; "Orada farklı birisi yürüyor"du
***
Elektro gitarla; Karadeniz müziğini ve Laz ezgilerini bir araya getirip yalnızca Karadenizlilere değil, bütün Türkiye'ye şarkılarını dinleten, sevdiren 'müziğin futbolcusu' çalımlarını atıyordu. Yaşam felsefesiyle, duruşuyla, ağzından çıkan her cümlesinden, parmak ucundan akıp ruhumuza karışan müziğine kadar farklılığını hissettiriyordu. Karadenizin tuzuna içten olanı, bizden olanı katıp sesinin dalgalarında hem hüznü hem çılgınlığını yüzdürürken giderek içimize sızıyor, sızdıkça ölümsüzleşiyordu : Hırçın Karadeniz Dalgası ; belki de herkesi maviye boyuyordu...
***
Rock müziğin isyanıyla Karadeniz’in fırtınası ancak bu kadar güzel bir araya getirilebilirdi. Uzun saçlı bir adam; kemençeyle gitarın dalgalarını köpürte köpürte ruhumuzdan geçiyordu. Ve demek ki olabiliyordu; yediden yetmişe artık herkes onu dinliyordu. Yoksa İstiklal Caddesinde bulunan tüm müzik marketlerde bile hep onun müziğinin çaldığı günler başka türlü açıklanamazdı. “Bir şeyi iyi yaparsanız bu sadece o halkı ilgilendirmiyor, bütün dünyayı ilgilendiriyor" deyişinin birebir yansımasıydı bu yaşananlar.
***
Herkesin derdini omuzlarına ekleyen adamlardandı Kazım, kendi derdindeyse herkesi teselli edecek kadar güçlü...
***
“Trabzonspor’u, İstanbul hegemonyasına karşı ayakta duran, direnen tek takım olduğu için seviyorum” demiştin ya Kazım... Bir 25 Haziran'da cennete uğurladık seni, bir 25 Haziran'da Bordo Mavinin adaletsizliğe direnen tüm taraftarı için, paraya karşı emeğin savaşını verenler için, üzerinde formalarıyla maçlara gelen ninelerimiz için, Mustafa amca için, kupa maçından dönerken kaybettiğimiz gençlerimiz için, küçücük bir şehirden dünyaya yayılan ve Bize Her Yeri Trabzon yapan insanlarımız için, bu başarının mimari Şenol hocamız için, Sadri Şener için, tertemiz alın teri döken futbolcularımız için, çalınan sevincimiz için, en çok da "sırtı lacivert kaplı hamsilerin ve mısır ekmeğinin zaferi" için ve o güzel dalgalarını yüreğimizde hissettiğimiz senin için Kazım ; mücadelemizde önemli bir adım kaydettik. Üstü kapatılan, halı altına itilen kirlere rağmen, terazisiyle ne kadar oynamaya çalışırlarsa çalışsınlar : " Adaletin bir ayağı topaldır; ama gideceği yere muhakkak gider"in anlamını yaşadık fırtınada suya bata çıka.
***
Şimdi diyorum ki aşırı dozda Kazım çeksek ruhumuza, çok fiyakalı bir hastalığımız olur. Şarkılarla geçip giderken o aramızdan, anıt gibi dururken ruhumuzda : İnceden inceye sızlayan bir hastalık; başı dik, alnı açık, hür ve temiz.
Son söz : “Bir şeyi iyi yaparsanız bu sadece o halkı ilgilendirmiyor, bütün dünyayı ilgilendiriyor" ( Kazım Koyuncu )