Siyasal Piramit ve

“Birlik-Bütünlük” Üzerine

Tılsımlı iki sözcük, “birlik-beraberlik” ya da tek sözcükle “bütünlük”. Hemen herkesin çoğu zaman sıkışınca başvurduğu klişe. Dernek, sendika, kitle örgütleri gibi kuruluşların kendi içinde amaçlarına yönelik kazanım elde etme çabasının olmazsa olmazı. Siyasi partilerin kurumsal direncini pekiştiren, amaçlarının gerçekleşmesi için sık sık vurgulanan… Devlet yöneticilerinin halkı “iç ve dış düşmanlara” karşı savaşıma çağırırken kimi zaman hamaset yüklü sözlerle süsledikleri duygusal aforizmalar/özdeyişler…

Daha neler neler… Özellikle tükenişlerini ya da gerileyişlerini, sonuçta siyasal çöküşlerini durdurmak için dillerinden düşürmedikleri… Ve de koltukları tehlikeye düşenlerin çıkar birlikteliğini sürdürdükleriyle tekrar tekrar “çare” arayışlarının simgesi/sloganı… Hem içerde hem dışarda büyük yalanlarını, “günahlarını” çoğu zaman örtmek için sarıldıkları…

Özünde nesnel karşılığıyla yaşamı güzelleştirmenin, “birlikten güç doğar” özlü sözünün dildeki en yalın hali. Başarıyı sağlamanın ilk koşulu. Takım sporlarının, kültürel/sanatsal etkinliklerin, kolektif çabanın, ekip dayanışmasının/ruhunun, üretimin ve enerjinin sinerjiye dönüşme yolu, “birlik ve bütünlük”. Sosyal konularla birlikte ülkenin iç ve dış sorunlardan arındırılarak “mutlu yaşam” kurmanın da önkoşulu.

Ama tüm bunlar, “dayanışma” ve “özveri” gibi kümesel ya da toplumcu yaklaşımların, “ben” yerine “bizi” önceleyen anlayışların yaygınlaşmasıyla sağlanabilecek düsturlardır; bilinmeyen, kavranıp içselleştirilemeyen henüz! Bireyci/bencil, “gemisini kurtaran kaptandır” söylem/eylem ve tavrının terk edilmesini gerektirir. Her tür “nifak” tohumlarını yok edecek olan, doğal afet gibi, savaş gibi yıkımların acılarını, zararlarını en aza indirme çabası, “dayanışma”- “özveri”- “paylaşma” gibi kültür ve değerlerinin içselleştirilmesiyle ilgili olup “etik” bir konu olarak algılanmalı. Ayrıca bugün toplumsal bir sorundur da. Belki birilerinin pekâlâ bilip de öznel çıkarları, yüksek “bekaları” için dahası “saltanat kayığının” sonsuz sahibi olma hevesinden mi demeli! Elbette böylesi anlayışların, “dayanışma”, “özveri”, “paylaşım” gibi kamucu-halkçı-toplumcu değerlerle, yurttaş ya da kamu hakkı-hukuku-adaleti gibi kavramlarla işi olmaz!

Bir kümenin/grubun, ulusun, toplumun, dil-kültür-etik-toplumsal amaçlar gibi ortak değerler temelinde kenetlenmesi “birlik-beraberlik” / “bütünlük” diye adlandırılabilir. Bu sosyal anlamın yanında ikinci bir anlamı da kişinin kendisiyle uyumlu olma durumu, düşünce ve davranışlarıyla tutarlılık. Ki siyaset sahnesinde olumlu-olumsuz yaygın örnekleriyle karşımıza çıkan! Ayrıca “bütünlük” işlevsel bir uyum içinde olmayı da kapsar. “Yüzüne başka”, “arkasına başka” tutarsızlığını/ikiyüzlülüğünü barındırmaz!

Çekirdek aileden başlayan bir ilke, “birlik-bütünlük”; “güç” olmanın, ayakta kalmanın, başarmanın; zorluklara karşı, direnmenin; gerekirse “yedi düvele” karşı savaşmanın da…

Güncel kullanım alanıyla büyük oranda da sömürülen/suistimal edilen bir söz. Siyaset sahnesinde saltanat sürenlerin, toplumsal talepleri dizginlemek, sönümlendirmek ve nihayet etkisizleştirmek için dillerinden düşürmedikleri “duygusal malzeme”. Yapay, içerikten yoksun ve dürüstlükten uzak bir söylemle üstelik.

Farklı sosyolojik kesimlerin/katmanların/sınıfların birlik-bütünlük içinde olmaları/olabilmeleri kusursuz ya da kusuru en aza indirgenmiş “sistem/düzen” konusu kuşkusuz. Böyle bir “mükemmel sistem” yeryüzünde kurulamadı ne yazık ki. Uzun süreli ekonomik-sosyal-kültürel-etik değişim ve dönüşüm sürecini gerektiriyordu, yaygınlaşabilmesi için. Bugüne dek kısmen sosyalist yönetimlerde sınırlı bir başarı elde edilebildi. Değişik ülkelerde “sosyal adaletçi”, “eşitlikçi”, “kamucu/halkçı” çabalar kalıcı bir sistem düzeyine dönüştürülemedi.

“Neye göre, kime göre”, hangi önceliklere göre “birlik” sorunsalı belirleyicidir ve hep tartışıla gelmiştir. Örneğin bir sendikal örgütlenmenin önceliği/öncelikleri tüzüğünde ya da amaçlar bölümünde tanımlanmıştır. Üyelerinin birliği/bütünlüğü tanımlanan amaçlara yönelik yüründüğü sürece anlamlıdır. Aynı biçimde işçilerin, kamu çalışanlarının ve değişik kurum ve kuruluşlarda çalışanların da birlik-bütünlüğü yaşamlarının daha da güzelleşmesine yönelik çabalar temelinde/düzleminde akılcı yürütülmesiyle olasıdır. Bütün olmanın, birlik olmanın gereği ortak paydadır. Bu yoksa ya da muğlak/belirsiz ise “birlik” söylemde kalır, anlamsızlaşır.

Bugün ülkemizde iç ve dış sorunların/konuların dayattığı gerçek anlamda “birlik-bütünlük” sorunsalı vardır! Hamaset düşkünü kimi yöneticilere, siyasi ikbal peşinde olan ardıllarına ya da sözüm ona “muhalif” görüntüsüyle yol almaya çalışanlara bırakılamayacak, gerçek anlamda halk kitlelerini en geniş düzlemde/paydada bir araya getirebilecek bir “birlik-dayanışma”- ülküsünü vücuda büründürmek tarihsel bir zorunluluktur, görevdir, sorumluluktur! Bunun koşulları vardır, ötelenmemelidir.

Bugüne dek oluşturulamadığı için yönetimsel anlamda -iktidar/muktedir olma- oluşturulan “Piramit” örneği sanal, hamaset yüklü “birlik-beraberlik” söylemiyle yol almıştır. Sadece ülkemizde değil dünyanın birçok ülkesinde bu “piramitler” hep halkların sırtına binerek çıkar tuğlaları örülerek çoğalmışlar ve yükselmişlerdir! Doğal olarak en alt kesim hep ezilmiştir.

Çünkü piramitin her bir tuğlasının çekilmesi en tepenin sarsılmasına yol açar, giderek çoğalabilecek yeni tuğlalarla da yıkılmasına yol açacaktır. Yeni piramitlere yol vermemek, var olan yapının da yıkılması için gerçek anlamda birlik ve bütünlüğe en geniş ortak paydada hayır deme lüksü hiçbir yurtseverin olmamalı artık!

-Yarınlar Güzel Olacak-