Bu millet aslını asla inkar edemez..
Osmanlısı ve Cumhuriyet’i ile biz biriz..
Yani..
Osmanlı da bizim..
Cumhuriyet de!..
Bu nedenle Osmanlı tarihini de doğruları ve yanlışları ile okumak, adeta bir derstir.
Çünkü çok şey anlatır.
Osmanlı sultanlarının cihan hakimiyeti idealleri, baba nasihatleriyle nasıl şehzadelerin yol haritalarına yön verdiği çok önemlidir.
Cihan Devleti’nin kurulması ve uzun ömürlü olmasında da yıkılmasında da önemli sırlar yatmaktadır.
Hep derstir bizim için!.
Dün de, bugün de öyle, yarın da öyle olacak..
Hep deriz ya..
Dünya devleti olmak diye..
O nedenle tarihimize de bakmak gerek..

***

Her şeyden önce koskoca bir dünya devletinin ortaya çıkmasındaki sırları, devletin kurucusu Osman Gazi’nin kayınpederi olan Şeyh Edebali’nin damadına vermiş olduğu nasihatinde aramak gerekir.  
Şeyh Edebali, Osman Gazi’ye vermiş olduğu nasihatin bir bölümünde şu sözleri söyler:
“Oğul, dünya senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş sırlar, bilinmeyenler, görülmeyenler, ancak senin fazilet ve erdemlerinle gün ışığına akacaktır..”
Bu nasihat sözlerinden de anlaşılacağı üzere, koskoca devletin temelleri; dünyayı tanımak ve onu gözünde fazla büyütmeden, sırlarını, bilinmeyenlerini ve görünmeyenlerini fethetme idealleri ile atılmıştır.
Dünya hakimiyeti, Osmanlı için daima en büyük ideal olmuş ve bu ideali bütün padişahlar taşımıştır.
Osman Gazi Bursa önlerine kadar gelerek, ölüm döşeğinde iken, oğlu Orhan Gazi’ye dönmüş ve uzaktan parıldayan bir manastırın kubbesini işaret ederek;
“Beni şu gümüşlü kubbenin altına gömünüz” demiştir.
Böylece Osman Gazi ölüm döşeğinde iken bile, Bursa’nın fethedilmesini hedef göstermiştir.
Hedef belirlemenin ve gösterilen hedefe ulaşmanın, Osmanlı hanedanı için en büyük ideal olduğu görülür.

***


Orhan Gazi’nin oğlu Murad Bey’e verdiği nasihatinde şu cümleleri de dikkat çekicidir:
“Oğul Rumeli Hristiyanları rahat durmayacaktır? Sen o yöne doğru yürü! Kostantiniyye’yi ya fethet ya da fethe hazırla! Diğer Türk beyleri ile iyi geçinmeye çalış!.. Osmanlı’ya iki kıta üzerinde hükmetmek yetmez! Zira Allah’ın azmi iki kıtaya sığmayacak kadar büyük bir davadır!.. Selçukluların vârisi biz olduğumuz gibi, Roma’nın da vârisi biziz!..”

***

Murad Hüdavendigârın, Kosova Meydan Savaşı’nda, askerlerine yaptığı konuşmanın şu cümleleri, bir başka hedef belirlemedir:
“-Yiğitlerim, bugün sizin sevginizle titreyen şu Kosova Meydanı, Allah’ın izni ile muzaffer bir şekilde dalgalanacak, şanlı sancağımızın Macaristan içlerine doğru gitmesini, bundan sonra hiçbir düşman hamlesi durdurmayacaktır.”

***


Yıldırım Bâyezid Han’a, cülusu için tebrik etmeye gelen yabancı ülkelerin elçileri tarafından,
Osmanlı’nın ilerlemesinin devam edip etmeyeceği sorulmuş ve Padişah elçilere şu cevabı vermiştir;
“Roma’ya kadar ilerleyeceğim!..”
Çelebi Mehmed, yaptırmış olduğu eserlerin kitabelerine “Şarkın ve garbın padişahı, Arab ve Acem’in hakanı” diye yazdırmış ve hakimiyet alanının nereler olabileceğini belirlemiştir.
Sultan II. Murad Han, tahta çıktıktan sonra yeniçeri kışlalarının merkez binasına gelmiş ve Yeniçeri Ağası, Padişaha;
“-Asker kullarının siz Padişah Hazretleri’nden niyazı odur ki, ilk seferiniz Batı Roma üzerine ola!..” demiş ve Padişah da;
“-İnşaallah!” diye cevap vermiştir.

***


Hacı Bayram-ı Veli, Sultan II. Murad Han’a..
“- Siz, büyük dedenizin buyurduğu ‘cihadı terk etmeyiniz!’ düsturuna uyduğunuz takdirde, fetihleriniz genişleyecek, bir gün Roma toprağını da tamamen ele geçireceksiniz..”
Sultan II. Murad Han vefatı sırasında, oğlu II. Mehmed’e;
“-Oğlum, Kostantiniyye’yi fetheyleyesin!..” diye vasiyet etmiştir. Ve bu vasiyet üzerine II. Mehmet Han, padişah olur olmaz; “-Ya Bizans bizi alır, ya da biz Bizans’ı alırız.. ” diyerek Kostantiniyye’i fethedip, İstanbul yapmış, Cihan Padişahı ve Fatih unvanlarını haklı olarak almış, gerçek cihan hakimiyetini kurmuştur.

***


Yavuz Sultan Selim Han’ın, Mısır’ın fethinden sonra, 10 Eylül 1517’de Kâhire’den İstanbul’a dönerken söylediği şu sözler, Osmanlı Türk hakimiyetinin ne kadar geniş ufuklara yöneldiğini açıkça ortaya koyar.
“Gönül ister ki, Afrika’nın Kuzey’inden Endülüs’e çıkayım ve sonra Balkanlar üzerinden tekrar İstanbul’a döneyim!.”
Yine Yavuz Sultan Selim Han, bir gün sadrazamı Pîrî Mehmed Paşa’yı yanına çağırmış ve harita üzerinde, yüzyıllar sonra açılmış olan Süveyş Kanalı’nın olduğu yeri işaret ederek;
“-Şuradan Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlar ve deryâdan Hindistan’a giderim” demiştir.
Yavuz’un bu sözü, dünya hakimiyeti için gerçekten büyük bir hedef belirlemedir.

***

Kanuni Sultan Süleyman Han’ın, Fransuva’ya yazdığı cevabî mektubun giriş cümleleri, merkezi Türk hakimiyetinin tam olarak uygulandığının açık bir vesikasıdır:
“Ben ki, Azerbaycan’ın, Anadolu’nun, Rumeli’nin, Balkanlar’ın, Karaman’ın, Irak’ın, Arabistan’ın, Mısır’ın, karaların ve denizlerin sultanı Yavuz Sultan Selim Han oğlu Sultan Süleyman Han’ım.”

***

Osmanlı, çöküş dönemlerinde bile büyük idealleri olan bir devlettir.
Çöküş yıllarında, yapılan birbirinden büyük hatalar, oyuna gelişler ve her bir yenilginin, devrin padişahını derinden üzdüğü ve çoğunun kederden öldüğü, tarihî bir gerçektir.
Sultan Abdülaziz Han, İngiltere ve Fransa’ya yapmış olduğu diplomatik seyahat esnasında bakın ne der;
“Atalarımız Batı’ya at sırtında fethetmek için giderlerdi. Bizler ise, şimdi tren ve vapurla, ancak diplomatik seyahat için gidebiliyoruz” diye serzenişte bulunmuş ve geçmişteki dünya hakimiyeti özlemini açığa vurmuştur.
İşte bu söz çok ama çok anlamlıdır..
Derstir..
Bugünler için de derstir..

***


Söyleyeceğimiz şu ki;
Acıları ve tatlıları ile muhteşem bir tarihimiz var..
Sultan Alparslan'dan Kanuni’ye, Fatihten Yavuz'a. Mustafa Kemal Atatürk'e kadar biz biriz..
Türkiye Cumhuriyeti 100. yılına koşarken bütün tarihi zenginlikleri ile buluşmalı..
Tarihinden dersler almalı..
İnkarcı olmadan, bütün değerlerini kucaklamak zorunda..
Koca Osmanlı'nın yıkılışı, Anadolu'ya hapsolan koca bir milletin Kurtuluş Savaşı ile uyanışı büyük bir millet olarak küllerinden yeniden doğuşu 'BİZİZ' işte..
1071 ile başlayan muhteşem bir tarihimiz var..
Gelin o tarihe sahip çıkalım..
16.'sını yıkıp 17.’sini kurmak yetmedi mi?
Her zaman derim..
Bu büyük milletin dostu bu büyük milletin kendisidir..
O şanlı imparatorluk döneminin ardından yıkılışımızda Sultan Abdülaziz Han, İngiltere ve Fransa’ya yapmış olduğu diplomatik seyahat esnasında söylediği, “Atalarımız Batı’ya at sırtında fethetmek için giderlerdi. Bizler ise, şimdi tren ve vapurla, ancak diplomatik seyahat için gidebiliyoruz” diye serzenişi, ders almazsak bugünler için de geçerli olur..
O nedenle bu büyük millet birliğini, beraberliğini asla bozmamalıdır.
Hem kendi içimizdeki hem de bölgemizde yaşanan gelişmeler titreyip kendimize gelmemiz açısından derstir..