Günümüz dünyasında üretim hızlandı, seçenekler arttı, rekabet sertleşti. Ancak bütün bu çarkın tam ortasında duran en önemli unsur çoğu zaman göz ardı edildi: Tüketici, tahşişli ürünlerle aldatıldı, farklı hile ve yanıltmalara maruz bırakıldı.
Nişasta, jelatin ve pektin eklenmiş süt, sakaroz şurubu katılmış bal, bitkisel yağ karıştırılmış zeytinyağı, boya katılmış çay, tavuk eti eklenmiş dana kıyma… Liste böyle uzayıp gidiyor. Bu örnekler, tüketicinin nasıl sistematik biçimde kandırıldığının açık bir göstergesidir.
Oysa bir ürünün, bir hizmetin ya da bir markanın varlık sebebi doğrudan tüketicinin kendisidir. Tüketiciyi yok sayan bir üretim anlayışı, farkında olmadan kendi sonunu hazırlamaktadır.
Market rafından aldığınız bir ekmek, internetten sipariş ettiğiniz bir ürün ya da imzaladığınız bir abonelik sözleşmesi…
Günlük hayatın sıradan parçaları gibi görünen bu tercihler, aslında vatandaş ile piyasa arasındaki büyük ilişkinin aktif unsurlarıdır.
Bugün tüketici hakları, bireylerin sadece parasını geri almak meselesi olmaktan çıkmıştır. Bu haklar artık saygı görme hakkı haline gelmiştir. Yanlış bilgilendirilmemek, kandırılmamak, aldatıcı reklamlara maruz kalmamak ve güvenli ürün kullanmak her bireyin en doğal hakkıdır. İnsan sağlığını ve emeğini hiçe sayan her uygulama, yalnızca tüketiciyi değil, toplumsal vicdanı da yaralamaktadır.
Eskiden “ne üretirsek satarız” anlayışı hakimdi. Bugün ise tablo tamamen değişti. Tüketici artık daha bilinçli, araştıran, karşılaştıran ve hakkını arayan bir konuma geldi. Kalite, fiyat, güven, sürdürülebilirlik ve şeffaflık tüketici için vazgeçilmez kriterler haline gelmiştir. Bu gerçekleri görmezden gelen firmalar, kısa vadede kazanç sağlıyor olsalar bile uzun vadede güven kaybına uğramaktan kaçamamaktadır.
Güçlü bir ekonomi, ancak adil bir piyasa düzeniyle mümkündür. Adil piyasanın temelinde ise bilinçli ve hakkını arayan tüketici yer alır. Tüketici hakem heyetleri, yasal düzenlemeler ve denetim mekanizmaları ancak vatandaş bilinçli olduğunda gerçek anlamını bulur. Hak aramak bir ayıp değil, tam tersine toplumsal bir sorumluluktur.
Unutmamak gerekir ki tüketici hakları bir lütuf değildir, pazarlık konusu da olamaz. Tüketici hakları kutsaldır.
Tüketicinin sesi kısılamaz. Kalıcı başarı, tüketiciyi yalnızca bir “müşteri” olarak değil, sürecin aktif bir paydaşı olarak görmekten geçer. Görmezden gelenler ise zamanla kaybedenler arasında yerini alır.
Derdini dile getirebilen, hakkını savunan tüketici, yalnızca kendisini değil, sistemi de iyileştirir ve kutsal olan hakkına sahip çıkar.




