Neresinden bakarsanız bakın..
Tarih, nice başarılarla dolu olduğu gibi  nice acı derslerle de doludur..
Türkiye’nin iç gündemini düşünürken ister istemez Yugoslavya’nın nasıl parçalandığı sorusunu akla getirmemek mümkün mü?
Yugoslavya nasıl tarih sahnesinden silindi sorusunun yanıtı, unutulmaz yazar Turgut Özakman'ın diliyle “tarih bilincini diri tutmak” açısından son derece öğreticidir.
Yani derstir!..
Yugoslavya sözcüğünün anlamı şuydu..
Güney Slavları...
Yugoslavya’nın kurucusu Tito, adı ırksal ve etnik temele dayalı olmayan bir devletin kalıcılaşabileceğini düşündü. Bu ad uygundu. 4 Mayıs 1980’de ölümüne dek, yönetim gücünün tüm halkalarını kullanarak ülkesini ayakta tuttu. Doğu-Batı bloku ayrımının dışında kalmaya özen gösterdi, Bağlantısızlar’ın öncüsü oldu. Ölümünden sonra sürdürülmeye çalışılan “kolektif yönetim” tam Batı’nın dişine göreydi!
1980’lerin sonundan itibaren ABD ve Avrupa ülkeleri usul usul Yugoslavya içindeki etnik grupları kaşımaya başladı. ABD’nin planı şuydu:
“Yugoslavya, Kosova’dan parçalanır... Stratejimizi ona göre çizelim...”
Ancak Almanya’nın daha erken davranması, “Yugoslavya birliğinin içindeki Hırvatistan bağımsızlığını ilan ederse tanırım” çıkışını yapması hesapları değiştirdi. Hırvatistan’ın bağımsızlığı Bosna-Hersek’i tetikledi, ardından Makedonya...
Bosna-Hersek, başta başkent Saraybosna olmak üzere 1992-1996 yılları arasında çok kanlı bir iç savaş yaşadı. 3 milyon nüfuslu ülkede 250 bin kişi yaşamını yitirdi, 1 milyon kişi yaşadığı yeri terk etmek zorunda kaldı. Batı, Saraybosna’nın bütün gücünü birbirine karşı kullanıp tükenme noktasına gelinceye dek durumu seyretti. Uygun bulduğu bir aşamada “barış operasyonu” gerçekleştirdi.
Yugoslavya Federal Cumhuriyeti, 21. yüzyıla Hırvatistan, Slovenya, Bosna-Hersek, Makedonya’yı doğurmuş bir ülke olarak girdi... Bunca doğumdan sonra 2003’te kendisini bitirdi, adı değişti:
Sırbistan ve Karadağ Cumhuriyeti!
2006’da Karadağ da ayrı bir devlet oldu.
Geriye kaldı Sırbistan Cumhuriyeti... Belgrad, bu sınırları mutlaka korumalıyım refleksiyle, içinde milliyetçiliği de barındıran çıkışlar ararken Şubat 2008’de Kosova bağımsızlığını ilan etti.

***

Parçalanma burada durdu mu?
Görünen o ki, hayır...
Çünkü, ayrılıkların öne çıkartılması temel politika olarak belirlendi mi, işin ucu yok!
Ahmet Taner Kışlalı’nın sık kullandığı tümcelerden biri şuydu:
“Ayrılıkları öne çıkardınız mı, buyrun Tito’nun kurduğu Yugoslavya... Ortak yanları öne çıkardınız mı, buyrun Mustafa Kemal’in kurduğu Türkiye...”
Yugoslavya 1980’lerin sonunda parçalanma kulvarına sokuluyor...
90’lar boyunca lime lime ediliyor...
2003’te adı bitiriliyor...
Mazideki Yugoslavya işte bu!..

***

Türkiye hiç kuşkusuz Yugoslavya değil ..
Böyle bir sürecin içine girmez!..
Ama tarih aynadır, derstir!..
İyi okumak gerekir..
Dikkatli olmak, hele hele etnik kimlik sorunlarını çözmeye çalışırken dikkatli adımlar atmak kaçınılmaz bir gerçektir..
Çünkü görülüyor ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin çözüm  süreci adı altında bütün iyi niyetli adımlarına  rağmen karşısında bu iyi niyeti sürekli su istimal etmeye çalışan, tehditkar, meydan okumayı ilke edinen, bu bayrağa, bu vatana sadakat duymayan ve tarihin derinliklerinden beri olduğu gibi yine  dışarıdan yönlendirilen bir ayrılıkçı hareket var..
Çünkü çözümden, barıştan anladıkları 'Biz kendi kendimizi yönetiriz' anlayışı!..

***

Unutmayalım..
Malumdur ki tarih tekerrürden, biraz da tefekkürden ibarettir.
Fakat yaşanan hadiseler tarihin tekerrürden ibaret olduğunu defalarca göstermiştir.                                              
Millî şairimiz Mehmet Akif Ersoy bu hususta 'DERS' gibi  şu manzum cevabı veriyor:
“Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
Tarihi ‘tekerrür’ diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?”
Güçlü bir devletiz..
Güçlü bir milletiz.
Arkamızda bin yıllık gurur duyacağımız bir tarih var..
Cumhuriyetle birlikte 17. devleti kurmuşuz..
Yani 16'sını tarihe karıştırmışız!.
O nedenle;
Cumhuriyetimizin 100. kuruluş yıldönümüne emin adımlarla yürürken  dikkatli olmamız,  kaçınılmaz bir gerçektir..
Çünkü güçlü bir Türkiye dün nasıl istenmemişse, bugün de istenmeyecek yarın da!.

***

Şu bir gerçek ki..
Dünyada bizim kadar köklü tarihe sahip milletlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Bu, milletler arenasında iftihar edilecek bir husustur. Bugün cihan hâkimiyeti peşinde koşan ABD’nin ciddi bir tarihî geçmişi yoktur. Üstelik kenetlenmelerini sağlayacak belirgin bir milliyete de sahip değillerdir. Bizde bu ayırt edici özellikler fazlasıyla mevcuttur.
Milletleri bir arada tutan değerlerin başında dil, din ve tarih birliği gelmektedir. Bunlar milletlerin çimentosu kabilindendir. Bizler millet olarak bu kıymetlerden ne kadar istifade ediyoruz?
Bu tartışılır!...
Bizdeki tarihî birikimler başka milletlerin elinde olsaydı bugünkü konumları çok farklı olurdu.
Peki, biz niçin bu özellikleri lehimize kullanamıyoruz?
İşte bunu, zamanaşımı yaşanmadan tartışmalıyız..