Hayatın ilginç kuralları vardır. Bu kurallara göre hareket etmezseniz belli bir zaman sonra hareketleriniz kural haline gelir. Bu yeni durumda kendinize uymayan her şeye karşı gelip bağırır çağırırsınız. Bunu önlemenin ise basit bir yolu vardır; hareketlerinizin değil kuralların önemli olduğunu görseniz yeter.
Tarih boyunca devlet adamları gelişmeleri önceden görüp değerlendirip değerlendirememekle başarı elde etmiş veya yıkılıp gitmişlerdir. Ünlü Hun imparatoru Hohanyeh, Çinin niyetlerini önceden anlayabilmiş olsaydı koskocaman Hun imparatorluğu dağılıp gitmezdi. Türk adını ve yazılı belgeleri ilk kez kullanan Göktürkler Çinin güzel cariyelerinin yanlarında hizmetçi kılığı ile getirdikleri yüksek rütbeli subayların casus olduklarını anlayabilseydi bölünüp yok olmazlardı. Uygurlar mani dininin; et yememek, silah kullanmamak, ata binmemek ilkelerinin kendi varlık sebepleri olan savaşçılık ruhlarını öldürmek için uydurulmuş kurallar olduğunu anlayabilselerdi yok olup gitmezlerdi.
İhşidoğulları, Tolun oğulları, Memlukler; devlet kurdukları Arap coğrafyasında varlıklarını devam ettirebilmek için devleti elinde bulundurmanın değil, devleti meydana getiren halk çoğunluğuna sahip olmanın esas olduğunu kavrayıp tedbir almış olsalardı “birer fiske ile” yıkılıp gitmezlerdi. Horasandan Akdeniz’e kadar büyük bir imparatorluk kuran Büyük Selçuklu Sultanları sırf Farisilerden aferin almak için onları devlet kadrolarına doldurmayıp kendi soydaşları olan Türkmenlere değer vermiş olsaydı; Hasan Sabbah denilen sarhoşun esrar içirilip Alamut kalesinden salıverdiği üç-beş serseri gurubunun devlet büyüklerine yaptıkları suikastlar ile perişan olup bitmezlerdi.
Türk birliği, İslam birliği bahaneleriyle dünya üzerinde birden fazla Türk devletinin var olmasını kendi siyasal iktidarları için Osmanlı hükümdarları tehdit olarak görüp o devletleri yıkmamış olsalardı, kendileri yıkıldıktan sonra bu büyük milleti temsil edecek Türk devletlerinin varlığı milletimize uygulanan birçok katliamı önlemiş olurdu.
Çanakkale cephesine devletin yetişkin bütün aydınlarını değil de onların yetiştirip milli ruh yüklediği insanlarımızı gönderebilmiş olsaydık, cepheye gidip hepsi şehit olan aydınlarımızın eksikliğini Cumhuriyetimizin ilanından sonraki sürede devletimizin yapılandırılması çalışmalarında hissetmemiş olurduk.
İçi boş Türkçülük ideolojisi yerine; İslamiyet ile Türklüğün “tırnakla et gibi” birbirine kaynaştığını görebilseydik, milletimizin birbiriyle yarım asır “sen Türk müsün - Müslüman mısın anlamsız sorusuyla “ oyalandırılıp enerjisini boşa harcamasını önlemiş olurduk.
Bol elbisenin de dar elbise gibi insana zararlı olduğunu diktirmeden önce görebilseydik: temel hak ve özgürlükler” alanında örnek bir anayasa hazırladıklarını zanneden 1961 anayasacıları, bu hak ve özgürlüklerin kötüye kullanılması sonucu ülkenin ne hale getirildiğini üniversiteler ateist militanlarca işgal edilmeden önce görebilseydi, bir nesil sokak olaylarında ya da zindanlarda yok olup gitmezdi.
“Kediye kaç tazıya tut mantığı ile”1968-1980 yıllarının toplum yaşantısını esir alan emperyalist güçlerin niyetlerini yeterince anlayabilseydik; ABD nin 1980 öncesi Ankara Büyükelçisi J.Spain’in 3 Mart 1981 tarihinde ülkemizde yayınlanan etkili bir gazeteye verdiği mülakatının anlamını bu günlerde meydana gelen gelişmeler ile birleştirip milletimiz ve devletimiz lehine daha önemli kazanımlar elde edebilecek şekilde yorumlayabilirdik.
Dünyanın en büyük havalimanını projesi ile bu işin merkezi olan Almanya’yı saf dışı bırakmak, Kanal İstanbul projesi ile Montrö Boğazlar Sözleşmesinin henüz ifşa edilmemiş gizli hükümlerini geçersiz kılmaya kalkmak ve 3. boğaz köprüsü ile İstanbul’u dünyanın incisi yapmayı amaçlayan projelerin emperyalist devletler nezdinde fitne uyandıracağını önceden bilip bu projelerin tanıtımı için yaptığımız görkemli törenlerin, bu gün ülkemizde devam eden sokak olaylarının tetikleyicisi olabileceğini öngörebilseydik; bu çalışmaları mümkün olduğu kadar gözden uzak yapar kazanımları ile yetinir fitneyi uyandırmazdık
Hep söylenir, “geçmiş geleceğin aynasıdır” diye, ama üzeri buğulu aynaları n buğusunu silmeden nasıl kendinizi göremezseniz; “millet ve devletine kurulan tuzakları” önceden göremeyen devlet adamları da tarih boyunca devlet ve milletlerini asla yaşatamamışlardır!