Beşiktaş’ın eski kalecisi Fevzi Tuncay’ın başına gelenleri duymuşsunuzdur.
Benzer olaylar ülkede birçok vatandaşın yaşadığı-karşılaştığı bir durumdur.
Fevzi’nin özel hayatında yaptıkları-yaşadıkları değil konumuz; böyle bir duruma düşen sporcu için kişiler ve kurumun neler yaptığı-yapabileceğidir.
Fevzi’nin ihtiyacı olan para eski futbolcu arkadaşları tarafından toplanır ve serbest kalır.. Sonra da Beşiktaş kulübü Başkanı Sn. Fikret Orman kendisine sahip çıkıp “Kaleci antrenörü yapacaklarını” söyler.
Böyle bir durumla Trabzonsporlu bir futbolcu karşılaşsaydı, Trabzonspor’u yönetenler yardım eder miydi dersiniz?
Tahmin etmem!
Niye mi?
Örnekleri yaşanmıştır-görülmüştür de ondan..
Mesela Dozer Cemil..
“Ben Trabzonspor’un kaptanıyım, başka bir kaptanın arkasından sahaya çıkmam” diyen, bugün her Trabzonsporlunun gurur duyduğu-övündüğü efsaneden bahsediyorum.
Ömrünün son bölümlerini nasıl geçirdiği herkesin malumu.. Kalp krizi geçirip aramızdan ayrıldığında cebinden çıkan 5 lira birçok şeyin kısaca özetidir.
Gelelim bir diğer efsane, Trabzonspor’un ligde ilk golünü atan Ali Yavuz’a. Ali Yavuz, İstanbul Sarıyer’de ikamet eder ve bir terzinin yanında çalışır. Efsanenin çocuğu hastadır. Uzun yıllardır tedavisiyle uğraşır.
Çaresiz kalır, bundan birkaç yıl evvel Trabzonspor’u yönetenlerle temasa geçer ve yardım ister “kendim için değil, çocuğum için” dese de nafile...
Demem odur ki, aramızdan ayrılan efsane futbolcuların arkasından ağlamak, gözyaşı dökmek timsah gözyaşlarından başka bir şey değildir. Bir diğer örnek Kadir Özcan’dır. Ona layık bir töreni dahi beceremedik..
Dozer Cemil ve Kadir Özcan bir kez daha dile gelip konuşabilseler, son yolculuklarında gördükleri ikiyüzlü insanların ve göremedikleri iyi gün dostlarının ne mal olduklarını cümle âleme anlatabilseler keşke..!
Yazdıklarımın canlı örneği Ali Yavuz’dur; halini-hatırını soran var mı?
Bu arada Ali Yavuz’la bir akrabalığımın olmadığını da belirtmek isterim.
Bizim vurgulamak istediğimiz, değerlerinin değerini bilemeyenlerin yeni değerler üretemeyeceği gerçeğine de vurgu yapmak..
GAZOZUNA
MAÇLAR...
Milli Takımın eski oyuncuları, Almanların emekli Milli Takımını 7-2 yenmişler.
Almanları yenen takımı oluşturan oyunculardan bazılarının adı şikeye karışmış mecburen futbolu bırakmış, bazıları taşı sıkıp suyunu çıkartır, isteseler alt liglerde oynayabilecek durumdalar. Almanlara bakıldığında birçoğu babamın yaşında; ahı gitmiş, vahı kalmış adamların.
Bu galibiyet bir başarıymış gibi ekranlarda gösterildi, halka duyuruldu.
Zaten Almanları başka türlü yenemezdik.
Ancak dikkatinizi başka bir yere çekmek istiyorum.
TFF bildiğini okumaya devam ediyor, kimseyi dinlemiyor ya; böyle bir durumda Türk Futbolunun ceza almaması mümkün değildir.
Hal böyle olunca, adamlar sonunda diyecekler ki “siz pisliğe bulaştınız bize de bulaştıracaksınız.. Nerde-kimle oynarsanız oynayın..”
E ne olacak?
İşte böyle elin tekaütleriyle gazozuna maç yapmaya devam edeceğiz..!
Tüm bunların şikeciler tarafından Türk Futbolu’nun başına geleceğinin-geldiğinin bilinmesini isteriz.
“ÖLÜM YOLU”
Vakfıkebirliler isyan ediyor, yıllardır “ imdat!” diye haykırıyorlar..
Her gün binlerce insanın yürüdüğü, yüzlerce aracın ilerlediği yola “Ölüm yolu” adını koymuşlar. Haksız da değiller hani; onlarca can aldı o yolda kahpe trafik canavarı.
Yıllardır ilgililer bilgilendiriliyor ama kimin umurunda, deyim yerindeyse dünyayı sel alıyor ördeğe vız geliyor.
Trafik canavarının pusuya yattığı karayolu kaderine terk edilmiş. Gelen giden hız denemesi yapıyor.
Karşı yönden gelen araç aniden sizin yolunuza kırabiliyor, tepki gösterseniz trafik magandası yakanıza dalabiliyor..!
Siz, siz olun Vakfıkebir’e yolunuz düşerse, çok ama çok dikkatli olun hatta gözünüzü dört açın.
Öyle ya birader denizi geçip Fol Deresi’nde boğulmak var işin içinde..!
Unutmadan...
Şehir içindeki trafik lambalarının aynı anda aynı renkte yandıklarını görürseniz sakın şaşırmayın, zira onlarca insanın canını alan yolla ilgilenmeyen ilgililerin işi yok da trafik lambalarıyla mı ilgilenecekler!