Şu anda kamuoyunu meşgul eden kız  ve erkek öğrencilerin öğrenci evlerinde birlikte kalmalarıdır. 21. Yüzyıl ve Atatürk Türkiye’sinin gündeminde bu tür yaklaşımlar olmamalıydı. Çünkü çağdaş bir Türkiye ve çağdaş bir toplum yarattığımıza inanmaktayız. Galiba yanılmışız.

Yasalar 18 yaşını doldurmuş bir insanın kişiliği ve davranışları kendisini bağlar diyor. Ama “Ben dedim oldu” mantığı ile bu sorunu çözmemiz olanaklı değildir. Biz, tarih boyunca kadınla erkeği yan yana görmüş bir milletiz. Göktürklerde, Uygurlarda, Selçuklularda hatta Osmanlılarda bu böyledir. En azından devlet yaklaşımı böyleydi. Biz bir kabile toplumu olmadık olmayız da, kimsenin de bunu düşündüğünü sanmıyorum.

Çanakkale’de, Anadolu Kurtuluş Savaşı’nda kadının onurunu, gayretini ve iffetini unutmamız mümkün değildir. Kurtuluş Savaşı Destanında Elif ve Kağnısı bir simge olmuştur. Bunu hiç kimse inkar edemez ve etmemelidir. Ülkenin bağımsızlığı ve toplumun özgürlüğü için kanını canını veren kadınımızı ödüllendirmek onuru dünya milletlerinde ilk sırayı almaktan övünçlüyüz. Elbette ki bu yaklaşım ve bu kadirşinaslık aramızdan çıkan dahi ve kahraman  Mustafa Kemal Atatürk’ümüze aittir. Kadınımızı, kara çarşaftan, peçeden çıkartarak doğamıza , insanımıza özgürce bakmasını sağlamıştır.

Ona  insanca değer vererek, seçme, seçilme hakkını verdirmiştir. Ülkemizde kadınımız, bilim, iş, ticaret insanı olduğu gibi bakan ve başbakan da olmuştur. Kadınımızın önünü kesmedikçe her meslekte onurlu başarılı olmaması için bir neden de yok.
Atatürk Türkiye’sinde okullarda  kız öğrencilerin başka, erkek öğrencilerin başka merdivenlerden sınıflarına çıkmalarını, sınıflarının ayrılmasını ben içime sindiremiyorum. Deneyimli bir eğitimci olarak, özünde muhafazakâr bir aileden olmama karşın böyle bir ayrımı ben tehlikeli buluyorum. Konuyu insan olarak değerlendirmek gerekir. Kızlarımızın beyinlerine ruhlarına önem vermek gerekir.  Okulun bahçesinde birlikte dolaşan, sınıfta birlikte ders dinleyen kız ve erkek öğrencileri yadırgamak bence ortaçağ anlayışına götürür.

Anne kızını toplum kurallarına, ahlak anlayışına göre eğiten insandır. Bir kızın ve kadının en önemli hazinesinin iffeti olduğunu çocukluğundan beri  ona telkin etmiştir. Komşunun oğlunu kardeşi, ağabeysi olarak tanıtmıştır. Kadının iffetinin beyaz bir ipek gibi olduğunu üzerine düşecek lekenin silinemeyeceğini  o kadar çok anlatmıştır ki o kutsal emanetini en büyük hazinesi olarak korumaktadır.

Kızlarımızı korkak, ürkek, kendisiyle barışık yetiştirmezsek ve önlerine yasakları dizersek onlara kötülük yapmış oluruz. Biliyorum ki karma okuyan okullarda ahlaki sorun, disiplin sorunu en azdır. Çünkü ayrı cinsler ister istemez kendilerine karşı cinsin yanında çeki düzen vereceklerdir. Ben ilkokulu, ortaokulu, lise ve yüksekokulu kızlarla birlikte okudum. Hiçbir kız arkadaşıma belden aşağı bakmadım. Onlarla gezdim, onlarla eğlenceye gittim, yemek yedim ama bir arkadaş bir dost olarak.

Onlarla ders konularını tartıştım, ülkeni sorunlarını konuştum, insani değerleri irdeledim ama hiç biriyle aynı yatağı paylaşmayı düşünmedim ve düşünemezdim. Çünkü o arkadaşlarım da birer kişilikti.

Cumhuriyetimizin 90. Yılında, Atatürk’ümüzün ölümünün 75 . yılında hâlâ ülkemizde cinsiyet tartışması varsa bu bizim ayıbımızdır. Elbette ki bir kızın bir erkekle aynı odayı hatta aynı yatağı paylaşıyorsa o onların sorunu o iki kişiyi veya ailelerini ilgilendirir.

Çocuklar ve gençler üzerinde uygulanan toplumsal veya aile baskısı genelde olumlu sonuç vermediği gözlenmiştir. Bilirsiniz yasak arzuyu doğurur. O zaman fırsatını bulan gençler yasaklanmış arzularını yerine getirirler. Bir ağacın altında, bir kayanın üstünde, bir çimende buluşurlar ki biz bunlara günlük yaşamımızda şahit olmuyor değiliz. Uzun etekli, başı kapalı genç kızları da mini etekli kızları da belirttiğim yerlerde delikanlılarla görmek hiç de zor değil.

1928 yılında UR  bir kuruluşun  ülkemizde de kurulması için Atatürk’e giderler. Atatürk gereken bilgiyi alır ve görür ki  o kuruluşu tüm üyeleri erkek. Bu ayırım hoşuna gitmez. “Evet dünyanın saygın kuruluşunda kadın üyelerin olmadığını yadırgıyorum. Ne zaman tüzüğünüzde değişiklik yapar ve kadınları üye yaparsınız o zaman biz de bu kuruluşa olumlu bakarız.” İşte dönemin Cumhurbaşkanının kadına ve insana bakışı. İşte ülkemizin bugün geldiği nokta.
Beyinler özgür olmadıkça, fikirler serbest söylenmedikçe,  inançlara hoşgörülü bakılmadıkça paylaşım hakça yapılmadıkça, kılık kıyafeti serbest bırakmakla özgürlükler sağlanamaz.
Umarım yanlıştan dönülür. Çünkü yanlıştan dönmek erdemliktir.