Trabzon’da bir iken iki, iki iken üç tane icra mahkemesi oldu.
Ne güzel sıralanıyor. 1-2-3, tıp.
Tıp değil işte icra.
İsmi bile kötü icra.
Hep korkmuşumdur.
Bize öyle büyüdük, elindekiyle yetinmeyi öğrettiler bize hep.
Borç yapmamayı, borcun olduğunda da dediğin zamanda vermeyi.
Aslında bu işler veresiye defteriyle başladı.
Küçüktük bakkala giderdik elimizde veresiye defteri, ver bakayım Yılmaz amca.
Sonra taksitli alışverişler başladı.
Hazır tüketim çoğaldıkça farklılaşımlar oldu.
Yün yatağın yerini, ikiz yataklar aldı.
Bakır tencerenin yerini çelik tencereler aldı ki...
Ev ev gezerek taksitli satışlar yaparlardı küçüklüğümde.
Sıra sıra geldi her şey.
Tam bir tüketim canavarı haline geldik.
Onu alalım, dur bunun taksiti bitti, şunu da alalım.
Sonra bankalar taksitteki pastayı gördü ve olan oldu.
Eskiden küçük ve masumane gelen bu taksitli alışveriş, banka kartlarında pek de öyle olmadı.
Çünkü, ortada para yok.
Parayı elden vermiyorsun.
Kart veriyor senin yerine.
Aldığın maaşın taksitini ayırırdın eskiden, çünkü elden veriyordun.
Aslında anlamadığım, bir kişi nasıl oluyor da 5 kart sahibi olabiliyor.
Ondan alıp ona yatıran mı dersin, kartla telefon alıp satarak diğer kartı kapatan mı.
Altın alıp satan mı?
Bir de telefonlar var, unutmadan ona da değinelim.
Tarife bağımlısı ettiler insanları.
Şu tarifeye geçersen şu kadar sms, şu kadar dakika.
Yetmedi al sana son model telefon, faturadan ödersin.
Hop yine cebindeki karta yüklen.
Trabzon ciddi oranda göç veriyor.
Ciddi bir işsiz genç ordusu var.
Ama ellerinde son model telefonlar.
Ceplerinde pek olmasa da şık kıyafetler.
Güzel bir atasözü var;
“Ayağını yorganına göre uzat”
Uzatmazsan 1-2-3, tıp değil
İCRA!