Dalgaları kayalıkları kamçılayan hırçın futbol kentinin, tertemiz iki takımının kupada verdikleri mücadeleye tanık olmak öyle büyük keyif ki...
Futbol resitali kıvamındaki gecenin açılışını, son günlerin kan kaybını durdurmaya çalışan ve teselliyi  kupada arayan yaralı ceylanı Trabzonspor yapıyor; yüzler gülümsüyor. Ve ardından bordosuna mavi karışan futbol gecesi, çifte kavrulmuş lezzetin ikinci tadıyla; fetihlere doymayan alev fırtınası takımın galibiyetiyle süslenerek müthiş bir final yapıyor.
Nasıl özlemişiz biz böylesine içtenlikle sevinmeyi... Birbirimize sarılarak havalara zıplamayı... Adrenalinden kızarmış yanaklarımıza eşlik eden yediğimiz tırnaklarımızla, maçı ara ara : “ atıcaz atıcaz, bir tane daha atıcaz”lara karışan “işte böyle atarız”larla izlemeyi... “Ohh beeh!”  demeyi nasıl özlemişiz.
Fetihlere doymak bilmeyen ve “ İstanbul takımları” özel ilgi alanına giren 1461; karanlık tünelin aydınlık çıkışı gibi... İsminden  oyun şekline, oyuncularına, takım ruhunun ne demek olduğunu hatırlatmasına kadar futbol aşkımızı tutkusuyla körüklüyor. Satılıp parçalanmalarını değil büyük oranda Trabzonspor’a alınmalarını istiyoruz. Atmayan kalbimiz – eksik kalan parçasına kavuşmuş gibi-  onlarla atıyor çünkü...
Bize Kadıköy’ü de Trabzon yapan, Kadıköy’de bir b’aşk’a kolbastı oynayan o kocaman yürekleri, o güçlü bilekleri, Avni Aker’in çimenlerinde istiyoruz. Avni Aker’in rüzgârını fırtınaya çevirmelerini ve değil ligi tüm Avrupa’yı bordosuna mavi karışan alevle kasıp kavurmalarını istiyoruz.
Biz ki İstanbul’u dize getiren, İstanbul’a kafa tutansak, biz ki “büyüksek” gözünü ligden de öteye Avrupa’ya dikecek ve 1461 kere birbirine kenetlenmiş bir takım istiyoruz.
Zira dindirmeye çalışanlara inat içimizdeki kıvılcım hiç sönmedi, sönmeyecek...