Çay başladı. Karadeniz sahili, yeşil yaprakların darphane kağıtlarına dönüşmesi için çoluk çocuk çay bahçelerinde makas sallıyor. O yapraklar Ayşe'nin defteri, Fatma'nın gelinliği, Mehmet'in askerlik harçlığı, Ahmet amcanın dişleri olacak.. Hayatın damar damar yaşanması o yapraklara bağlı.
Peki çay konusunda Genel Müdür İmdat Sütlüoğlu görevini layıkıyla yapıyor mu?
Çay sektörünün kronikleşmiş sorunlarına neşter vurdu mu? Bu iki soruyu hakkaniyet ölçeğinde şöyle bir ele alalım..
İmdat Bey bakanlık koltuğuna oturmuş siyasi geçmişi olan bir isim. Çay için devrim sayılacak bazı girişimler yapmadı değil.. Ürün çeşitlemeri ve kalite konusunda bayağı bir şeyler gerçekleştirdi. Didi denen markayla gerçekten piyasada sükse de yaptı. Randevulü sistemi getirerek halkın rahat çay satmasına katkı da sundu. Sezar'ın hakkını Sezar'a vermek gerekir.
Yalnız İmdat Bey'in çalışanlara sağlanan haklar konusunda ise başarılı olduğunu söyleyemeyeceğim. Çünkü 4-5 ay çalışan işçiler bütün geçimlerini bu kazanca bağlayan insanlar. Bu insanlar 99 yılından beri elle tutulur bir zam alabilmiş değil. Geçmişe dönük maaşlar incelendiğinde 2003 yılında bir imamdan 250 TL fazla alan bir Çaykur çalışanı bir öğretmenle eşit para alırken geldiğimiz şu zaman diliminde hem imamdan hem de öğretmenden 1000 TL eksik bir maaş alıyor. Oysaki mevsimlik çalışan bu insanların çalıştıkları bu kısa dönemde bir imam kadar ücret alamayışının vebali yoktur diyemem. Hadi üniversite mezunu olanlar kadar olmasa bile bu insanların kaderi bu kadar küçük ücretlere mahküm edilmemliydi diye düşünüyorum.
Avrupa kriterlerine göre 6 ayın altında işçi çalıştırmanın yanlışlığını yazmıyorum bile..
İmdat Sütlüoğlu bölgenin insanı olması hasebiyle bu meseleleri bizim kadar bilir. Yeter ki bu noksanlıkları çözecek bir iradeyi içselleştirsin.
Anlayacağınız Sütlüoğlu zamanında çalışanlar çocuklarına süt alacak kadar bir kazanç sağlasın. Ezanı okuyanla kazanı kaynatanı eşitlesin enazından! Çünkü bizim inancımız emeğe büyük değer atfeder. Emeği değersizleştirmek insanın ayarını düşürmek demektir.
Çaykur kalite konusunda yaptığı hamlelere istihdam noktasında bir mesayi eklemedi. Oysaki hem mevcut çalışanını memnun etmek, hem de istikbalde çalıştıracağı kişilere ak günler vadetmelidir..
Her şeye rağmen Çaykur'un bölge için önemini kimse inkar edemez. Beğenilmeyen önceki cumhuriyet hükümetlerinin yaptığı fabrikalara uzun zamandır bir fabrika dahi eklenmemiş olması konusunu bir başka yazımda irdeleyeceğim.