Evlatlar, babalar için çok kıymetlidir. En sert babaların içinde bile evlatları için hep iyi dilek pınarları akar. Ne var ki evlatlar; hem anneleri hem de babaları için aynı içtenlikli duygular beslemekten uzak olurlar. İstisnalar kaideyi bozmaz tabi.
Niye bu konuya girdim. Bir ağabeyim; kadir kıymet bilen evlatlar ve bu konuda hassasiyeti olmayan evlatları değerlendirdiği dörtlüklerle yanıma geldi. Hassas bir konu olduğu için elemiyle neşesiyle bu mevzuyu bir değerlendireyim dedim.
Büyük oğlundan pek memnun değilmiş ki;
"Sakın gelme mezarımın başına
Senin gibi bir evladım yok benim
El açıp da dua etme boşuna
Riya dolu söze karnım tok benim" diyerek ne hazin yaralar içinde bırakıldığını haykırmış.
Büyük gelini için de aynı sitem dolu sözleri sürdürerek;
"On beş yılda ilk kez gördüm yüzünü
Yalnızca bir saat sevdim torunu
Çok sık gelme biraz özlet kendini
Otuz yılda bir gel getir torunu" mısralarıyla yaşadığı yeisi dillendirmiş.
Her kışın bir yazı, her şerin bir asanı (iyilik) olur ya o hesap küçük oğlu için güzellikler ikliminden ses vermiş;
"Birin iki olsun ikin üç olsun
Dünyada en değerli varlığım
Her gün düğün bayram, evin şen olsun
Rabbim sevsin geçer zorluk darlığın" diyerek iyi dileklerini bir duaya, bir niyaza tebdil etmiş.
Küçük oğlu gibi küçük gelini de onun en kıymetlisi. Onun için de;
"Eşin mendin yok Gökçe gelinim
Seni yetiştiren soyun var olsun
Dilin tatlı, yüzü gülen civansın
Ömür boyu oğlum sana yar olsun" diyor sevgili
Osman ağabey.
Kırgınlıklar insanı üzse de diğer taraftaki var olan güzellikler yeşertir. "Ağacın kurdu içinde yaşar" deseler de "Duvar nemden insan gamdan yıkılır" sözü cari olsa da yine de hayata bağlayan diğer sayfalar sana yeter be Osman ağabey.